“Öteki”siz düşünemeyen şair, neyi görebilir ve neyi söyleyebilir? Yazarken ve konuşurken sözünü kendisinden çok –imrenerek yahut tepkiyle– başkasından/başka eserlerden alan şairin poetikası neyi vadedebilir? Dünyanın mâkulâtı, anlaşılabiliri, kavranılabiliri aşan tarafıyla daha çok alışverişi olan şiir için “malzeme”yi şair nereden devşirebilir? Bu soruları bir öncüle dayanarak soruyorum: Şair, sözünü kendisinden alır. Kendisini, dışındaki varlıktan ayırmaksızın düşünmeye temayülü, onu cedelden alıkoyar. Çünkü insan anlamı içeride kavrayabilir. Dışarıdaki çatışma anlamı içeriye taşımaz ve hatta onu buharlaştırır. Kişisel yargıları evrenselleştirme, edebî değer yargıları tâyin etme girişimleri bundan dolayı bir kör dövüşünden öteye geçmez.

Nietzche’nin “bilgin” için kurduğu cümleyi bu bahiste şaire tahvil edebiliriz: “Yalnız kitap açıp kapayan şair –orta yetenekte bir şair için günde yaklaşık olarak iki yüz tane– sonunda kendiliğinden düşünme yetisini iyiden iyiye yitirir. Kitap karıştırmıyorsa düşünmez de.” Şair, okunmuş düşünceye cevaplar yetiştiren bir gazeteci, güncelin siyasetine karşı tepkiselliğin marazlarıyla dolu sözler sarf eden bir politikacı, merkezî öneme sahip bir isme acentalık yapmaktan öteye geçmemiş bir akademisyen olamaz. Bilgisi, dünyayı kavramlardan, siyasetin ve ekonominin örgülerinden âzâde görmeye yönelen bir bilgidir. Bütün gücünü evet ve hayır demeye, düşünmüş olanları eleştirmeye harcamak şaire yarar sağlamayacaktır. “Gücünün kuvvetinin şafağında” sözünü hazırlar şair. Evvela kendisine, kendisinden hareketle, kendisine varmak için.

Yazar Hakkında

1992’de, İzmir’de doğdu. Lise eğitimini (Konya) Özel İsmail Kaya Lisesi’nde, üniversite eğitimini Gazi Üniversitesi’nde aldı. 2014’te Kamu Yönetimi Bölümü’nden mezun oldu. Metin yazarlığı ve editörlük yapıyor. İlk kitabı Kanımız Yerde Kaldı (şiir) 2018’de yayımlandı.

Yorum yaz