Leaderboard Ad

Şiirden Gelen

0

Şairin dünyanın gerçeklerine; insana, doğaya, nesneye ve bunların üzerindeki siyasete karşı konumunu nasıl anlamalı? “Şair nerededir?” sorusu, şiirin ne yapabileceği sorusundan bağımsız düşünülebilir mi? Varlığın kendine has derinliğine, insanın her türlü izahı eksik bırakan çok boyutluluğuna karşı poetik tasarruflarıyla kendini merkeze alarak söz alan “şair” şiirden ne bekliyor ve karşılık alamıyor ki kıyıcı eleştiriden, mugalatadan ve lafazanlıktan sakınmıyor? Aslında şiirin niteliği üzerine konuşmadaki iştiyak, arka planda “şiir ne yapabilir” sorusuna verilen cevaplardaki problemleri ihtiva ediyor.

Henry Miller’ın Rimbaud ya da Küçük İsyan’daki kıyaslaması dikkate şayandır. “Son yıllarda” der Miller “herhangi bir sözcük sanatçısı, dünyayı Hitler’in yapabildiği kadar heyecanlandırmış mıdır? Herhangi bir şiir dünyayı, kısa süre önce atom bombasının sarstığı kadar sarsmış mıdır?” Şiir insanın fıtratına uygun olan toprağı algılayabilecek bir hassa geliştirmenin ötesine geçerek doğrudan bir etki açığa çıkarabilir mi? Bana kalırsa böyle bir şeyi “şiir” kalarak gerçekleştiremez. Çünkü şair “kitle”yi görmez, insana bakar. Olana, olacağa değil ama belki onlara yönelen bakışa nüfuz eder.

Şiirin görevi “dünyayı değiştirmek” midir? Dünyadaki değişimin mahiyeti üzerine düşünmenin tarihi insanla yaşıt… Bu tarihten bihaber olmayan şair “dünyayı değiştirme” idealini şiirin omuzlarına yüklemeyecektir. Şair tabii olarak şiirini kötürüm hale getirecek yüklerle arasına mesafe koyar. Şairin sahip olduğu/aradığı, gerçeği içeren fakat aşan bir anlayıştır. Şairinki gerçeği güncele indirgemeyen, günceli belirleyen düşüncelerin kaynağına yürüyen bir iradedir. Bu modern sonrası dönemin anlamı ele geçirme iradesinden başka bir iradedir. Bundan dolayıdır ki şiir her bir unsuru teşrih masasına yatırarak anlama girişimine yönelen eleştirmeci aklın, sosyal bilimci yaklaşımın haricinde gelişimini sürdürür. Şiirde bütün, şiiri kuran unsurların toplamında fazla bir anlama işaret eder.

Sözünü ettiğim “fazlalık” Rilke’nin ifadesiyle “en küçük nesnelere varıncaya dek yeryüzünü dolduran gizi alçakgönüllülükle benimseme, onu ağırbaşlılık içinde taşıma, ona katlanma ve onun hafife alınmayacak kadar korkunç ağırlıkta bir nesne olduğu hissetme”deki “giz” üzerine düşünülerek de anlaşılabilir. Bu, şaire insanüstü bir güç, şiire haddinden fazla bir anlam yüklemek anlamına gelmez. Rasyonalist yöntemle şiir kurulamayacağını ve anlaşılamayacağını, şairden bir partici, sivil toplumcu, devlet memuru gibi düşünmesinin beklenemeyeceği, şiirden bir “büyük yıllık zam” haberinin yaratacağı heyecana benzer şekilde mahiyetine aykırı somut çıktılar alınamayacağını söylüyorum.

Şiir insanın kendine bakışını bileyleyebilir. Bu bakış varlığa yöneliktir. Şiir bir hayreti karşılayabilirse yapabileceğinin belki de en iyisini yapacakttır. Hayret çerçevelenemez, kaydedilemez, sahnelenemez. Dile geleceği, gelirse ne kadarının aktarılabileceği de şüpheli… Bu hususta şüphe içermeyen, hayretin gözden çok dile yakıştığıdır. Şair bunun için sözünü hazırlar, dile gelir.

| metin için kullanılan resim Rene Magritte’e aittir

Share.

Leave A Reply