Geçtiğimiz gün işittiğim bir fıkra: Eskilerin ifadesiyle yan duvarı gibi bir kadın bir gün kadıya varır ve tecavüze uğradığını söyler. Gerekli araştırma yapılır ve zanlı huzura getirilir. Şahıs hayli ufak tefek bir adamdır ve şaşkınlığa sebep olur. Kadı bir adama bakar bir de kadına ve sorar: “Hanım emin misin bu adam olduğuna? Nasıl olur bu iş?” Kadın da cevap verir: “Kadı efendi ben de biraz eğildim tabi.”

Eğilerek bir yer edinmişlerin dilinde karşılığını bulacak olan münasebetsizlik alameti bir fıkra. Fakat bir anlamı var. Bu anlamı gözeterek buraya aktarmakta yarar gördüm. Tedavüldeki siyasi atmosfer içerisinde bir dün ve bugün muhasebesine imkân veriyor. Bu muhasebe denetimli siyasi alanlar içerisinde varlık gösterme biçimine dair küçük bir sorgulama anlamını da taşıyor. Bir tekâmülden bahsetmiyorum, sürekli olarak dünü inkâr ederek yarını inşa etmeye yönelme kolpalığından söz ediyorum.

Üniversite yıllarında Demokrat Parti dönemini ve darbe sonrası tartışmalarını okurken hayretler içerisinde kaldığım zamanlar olurdu. “Neler söylenmiş, neler konuşulmuş” der, basılı meclis tutanaklarını falan kurcalardım. Sonra sesi yüksek çıkanların yahut o veya bu görüş lehine polislik yapanların siyasi kariyerinin nasıl şekillendiğini takip eder ve kendi kanaatlerimi sınardım. Bu iyi bir cetvel sunar görmek isteyene. Bu sınamanın nihayetinde bir şey öğrendim: “Neredeymiş nereye gelmiş” demek “ben olana dair bir farkındalık kazanmak istemiyorum” demenin bir başka biçimidir.

Bugünü yaşarken bu cetveli her zaman kullanamıyoruz. Çünkü yarının yolculuğuna ve duraklarına dair elimizde belge, bilgi yok. Fakat yakın geçmişi bile çok ama çok çabuk “unutuyoruz”. Yukarıdaki örnekten hareketle konuşacak olursam, eğilenlerin bugüne nereden geldiğini özel bir gayret gösterircesine unutuyoruz. Bu belki, biraz da insanların işine geliyor. Bir değer atfetmiyorum ama “hatırlamak” ve bazı şeyleri anlamak için ODA TV gibi mecraların kirli bilgi fişlerini veya sicili bozuk sicil memurlarının bazı haber müdürlerinin masalarına bıraktıkları dosyaları haberleştirmesini beklemek makul bir yol değil. Bu birilerinin makulü içerisinde oltaya gelmektir. Bir yola gelmeyi kimseden bekleyemeyiz. Hatırlamadıktan ve kendine ait bir yol tutmadıktan sonra dün onun, bugün bunun, yarın ötekinin üstüne çullanarak ekmeğini kazananlar da yine, bu eğilenler oluyor.

Sonra da eğilenlerin yaygarası, şikâyeti ve siyasi polisliğine maruz kalarak zan altında yaşamayı kabul ediyor insanlar. Belki bu da bir tarafıyla işe gelen bir şeydir. Bilemiyorum. Bu bahis irili ufaklı iktidar alanlarını aşan bir bahis. İnsanları böyle bir vasata mahkûm etmek devletin bir tercihi olabilir. Esasta değişenin ne olduğu meçhulken aynı şeye dün “Kürt özgürlük mücadelesi” diyenler bugün “PKK’ya karşı vatan savaşı”ndan bahsediyorsa, dün “Hizmet Hareketi”ne kendini gösterebilmek için siyasette, sivil toplum faaliyetlerinde, basın-yayın sektöründe gönüllü fedakârlıkta bulunanlar veya alan açanlar bugün “FETÖ’ye karşı mücadele”nin bayraktarlığını yapmaktan söz edebiliyorsa, varın yarını siz düşünün. Yeni terör tanımları üretmek ve katılıma açmak zahmetli bir iş değil.

“Siz düşünün” çünkü bugünün rüzgârına göre senkron sorunu göstermeksizin eğilmiyorsanız bilin ki durduğunuz yeri size çok görenler havayı koklamaya devam ediyorlar. Onlar takdim, tazim, tensip kuyruğunda eğile eğile seslerini yükseltmeye devam ediyorlar. Her partide, kamu kurumunda, sivil toplum kuruluşunda, terör örgütlerinde varlar. Bir genelleme yapmak doğru değil fakat bu hususta bir doğru orantından söz edilebilir. Oturduğu koltuğun kendine sağladığı itibar haricinde bir özel sermayesi olmayanlar sesiniz ve sessizliğinizle kendi çıkmazlarını teyit edemiyorlarsa seslerini daha da yükseltiyorlar. Bunu yapamıyorlarsa parazit yapıyorlar.

Kendi sesimden bahsetmiyorum, dertli bir sesi saf biçimde duyamamak nasıl bir kayıptır ve neyin bedelidir. Bu hengamede yeterince anlaşılmıyor.

İlyada’da geçer. Troyalı ve Akhalı iki soylu karşı karşıya gelir. Savaşmak için çıktıkları meydanda anlarlar ki soyları savaş meydanındakilerden “farklı”dır. “Kalabalıkta kargımızı sakınalım/Benim öldüreceğim bir sürü Troyalı/Senin de karşında bir sürü Akhalı var” anlaşmasını yaparlar ve atalarının dostluğuna atıfla silahlarını kardeşliklerinin nişanesi olarak değiştirirler. Hızlı şehirleşmenin bir neticesi olarak bugün, dünyalık peşindeki ayaktakımı da bu işleri öğrendi. Haliyle eğilmek dünyalık edinmenin ve soy arayışının omurgasını belirleyen bir eylemin adı bugün. Bu yazıyı eğilerek geçimini temin edenler size eğilmeyi bir yol olarak sunduğu vakit şaşırmayın diye yazdım.

Yazar Hakkında

1992’de, İzmir’de doğdu. Lise eğitimini (Konya) Özel İsmail Kaya Lisesi’nde, üniversite eğitimini Gazi Üniversitesi’nde aldı. 2014’te Kamu Yönetimi Bölümü’nden mezun oldu. Metin yazarlığı ve editörlük yapıyor. İlk kitabı Kanımız Yerde Kaldı (şiir) 2018’de yayımlandı.

Yorum yaz