Etyen Mahçupyan’ın 2013’te İtalya Parlamentosunda yaptığı bir konuşma var. Mahçupyan konuşmasında AK Parti’yi var eden sosyolojiyi, 2013 konjonktüründe, dünü ve bugünüyle ele alıyor ve AK Parti’nin “Yeni Türkiye” söyleminin sacayaklarını tahlil ediyor. Bu noktada üç madde sıralıyor:

  1. Seçilmişlerin hâkimiyeti
  2. Bürokratik direncin kırılması
  3. Siyasi kurumların, yönetimi oluşturan kurumların yeniden inşası

Mahçupyan, AK Parti’nin devleti yıkıp yeniden yapmak peşinde olan bir parti olmadığını, devlet ayaktayken tedrici olarak devleti değiştirme peşinde olduğunu vurguluyor. Türkiye’de kurumların büyük oranda çökmüş durumda olduğunu, inşa sürecinin yeni bir anayasayla hayata geçmek zorunda olduğunu, “istenilse de istenilmese de” Türkiye’nin yeniden kurulacağını, bu sebeple “yeni” sıfatının anlam ifade ettiğini belirtiyor. En önemlisi “yeni Türkiye” için “yeni AK Parti”nin elzem olduğunu ifade ediyor. Çünkü diyor Mahçupyan ve ekliyor “Bugüne kadar gelen AK Parti eski Türkiye ile cedelleşen bir AK Parti. Yeniyi inşa etmek istiyorsanız geleceği esas almanız lazım. Bu zorunluluktur. AK Parti yeni AK Parti olmazsa kaybetmeye başlayabilir. Çünkü Türkiye’de yeni bir Müslüman var. Yeni Müslümanı yönetemeyen hiçbir parti Türkiye’yi yönetemez.”

*

Seçilmişlerin hâkimiyeti, bürokratik direncin kırılması ve siyasi kurumların yeniden inşası konusunda 2002 sonrasında oluşan siyasi söylem AK Parti tabanını konsolide eden temel söylem oldu. 15 Temmuz sonrasının ortaya çıkardığı tablo, bu üç hususun gerçekten de bir “söylem” olduğu gerçeğini netleştirdi. İlk olarak hâlihazırdaki dinamikler seçilmiş ve atanmışlar üzerinden bir vesayet tartışması zemininde değil yerlilik/milîlik ve yabancılık/hainlik üzerinden şekilleniyor. Bu cereyanın kaçınılmazlığı ve belli oranda makuliyeti Türkiye’de devlet aklının sorunlarını tartışmanın imkânlarını ortadan kaldırıyor. Türkiye’de siyasi işleyiş sistemin kendisini onaylattığı bir demokrasi oyununa dönmüş durumda. Bunun için siyasi arenada, ülkeyi yönetmeye elverişli sınırlar ve “yeni Müslüman” tipolojisi gözetilerek yeni AK Parti’lerin ve güncellenmiş Erdoğan portrelerinin hazırlandığını görüyoruz. Yani muhalefet ettikleri siyaset usulüne talipler. Bu, partideki ayrılıklara bakarak yaptığım bir tespit değil. Kaldı ki AK Parti koalisyonu kendi çatısı altında kurarak farklı damarları aynı çatı altında toplayan bir parti olarak bugüne gelebildi. Bugün farklı siyaset damarlarının “kısmen” kendisini açığa çıkardığı bir süreç yaşanıyor. Esasında yeni olmayan yapılar ve muhalefet partileri dolaylı olarak yeni AK Parti olmaya ve bilhassa Erdoğan’ın 2002-2007 arasındaki misyonuna talip olmaya çalışıyor. Bu çalışmayı o tarihlerdeki tarafların (Avrupa Birliği, dönemin “Gülen Hareketi” gibi) bugünkü ihtiyaçları da önemli ölçüde belirliyor.

Bu cereyanın kaçınılmazlığı ve belli oranda makuliyeti Türkiye’de devlet aklının sorunlarını tartışmanın imkânlarını ortadan kaldırıyor. Türkiye’de siyasi işleyiş sistemin kendisini onaylattığı bir demokrasi oyununa dönmüş durumda.

İkinci olarak bürokratik direncin kırılması yönündeki çabanın bürokrasinin hinterlandı tarafından emilmesi gerçeğiyle karşılaşıldı. Seçilmişlerin 2010 sonrasını yönetmekte yaşadığı haklı kriz, atanmışların elini güçlendirdi. Seçilmenin ve atanmanın kriterlerindeki sorunlar süreci iki taraf için de kör dövüşüne çevirdi. Ayrıca kurumların yeniden inşası için potansiyel varlık imkânı ortaya koyabilecek bütün yapılar sistemli olarak çözüldü. Bu çözülme bir tarafıyla devletin FETÖ vb. yapılara açtığı alanı bütün dini yapılara ve Müslümanlara yönelik bir kuşatmayla ve hepsini birden töhmet altında bırakarak geri almaya yönelmesiyle diğer taraftan AK Parti iktidarını FETÖ’ye karşı ittifaka davet eden/mecbur bırakan aktörlerin eliyle temin edildi. Bu anlamda AK Parti, kendisini var eden sosyolojinin tedricen buharlaştırıldığı bir süreci tecrübe ediyor. 

Bu bağlamda Mahçupyan’ın söz konusu konuşması “yeni AK Parti” konusundaki tespitleri bakımından önemini koruyor. Koruyor çünkü Türkiye’deki siyasi mühendisliğin biçimi eskiye nazaran daha “renkli” bir mahiyet arz ediyor. İçeriden ve kuşatarak, razı ederek ve dönüştürerek ilerleyen bir siyasi işleyiş söz konusu… Cumhuriyet’in kurucu aklındaki (özellikle “muasır medeniyetler”e bakışta kendini gösteren) hastalıklı eğilimlerin, (Batıcılığın yapılabilecek en yoz okumalarını yapmaları nedeniyle) sonradan görmeliğin, (ulus devlet ihtiyaçları doğrultusunda bir İslam tasavvuru yaratmaya yönelen politikalar izlemiş olmaları nedeniyle) din karşıtlığının ve tahakküm içeren politikaların mücessem hali olan CHP’nin dahi halk İslam’ına belirli konular üzerinden (adalet, ahlak vs.) referanslarla siyaset yapması ve bir noktaya kadar bu siyasetin halkta karşılık bulmaya başlaması sözünü ettiğim durumun bir göstergesi kabul edilebilir. Gül-Babacan, Davutoğlu, İmamoğlu, Yavaş gibi aktörlerin de bu anlamda işlevi birbirinden farklı değil. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2002’de üstlendiği fonksiyonu üstlenmek için “belirli merkezlere” dönük bir siyasi dili çoğaltıyorlar. Bunu Mahçupyan’ın işaret ettiği bağlamda, “yeni Müslüman”ın taleplerinin belirlediği vasatı gözeterek yapmaya yöneliyorlar. Söz konusu yönelim, din temelli argümanların içinin tamamıyla boşaltılmasına hizmet ediyor.

AK Parti bir tarafıyla devletçi diğer tarafıyla küreselci bir kuşatma arasında salınarak bugüne kadar geldi. Bu süreçte “yeni Müslüman”ın din tasavvuru ise ahiret düşüncesinin uzağında şekillenme noktasında ivme kazandı. Türk siyasetindeki “yeni” isim ve oluşumların da ivmenin mahiyetine ilişkin bir endişeleri yok. Endişenin ortak paydası seçimler. Benim endişemin sebebi de bu.

Yazar Hakkında

1992’de, İzmir’de doğdu. Lise eğitimini (Konya) Özel İsmail Kaya Lisesi’nde, üniversite eğitimini Gazi Üniversitesi’nde aldı. 2014’te Kamu Yönetimi Bölümü’nden mezun oldu. Metin yazarlığı ve editörlük yapıyor. İlk kitabı Kanımız Yerde Kaldı (şiir) 2018’de yayımlandı.

Yorum yaz