Türkiye’de güncelin sınırlarını belirleme noktasında ciddi bir dikkat eksikliği var. Yaşanılan günü, o zamanın güncelini, güncelin aktörlerini insanların kendi ufku haline getirmesini bir hastalık olarak teşhis edebiliriz. Düşünürken ve eylerken bugünden hareketle ve ancak bugüne varabilecek bir çizgide devinmek ortaya Türkiye’nin bir gerçeğini, “kör dövüşü”nü çıkarıyor. “Kör dövüşünde ‘doğru’ bir mevzi belirlemenin imkânı nedir? Kör dövüşünde söylenmesi gerekenleri, ‘doğru’ları söylemenin anlamı var mıdır? Söz, hangi noktada neye hizmet eder? Kötülüğü çoğaltan ilişki ağları içerisinde ve yanlış bir zemin üzerinde doğruları söylemenin kıymeti nedir?” soruları önem arz ediyor.

Bu vb. soruları, kendi güncelimin sınırlarında yeniden düşünmemi sağlayan, bir zamanlar yaptığım arşivde karşıma çıkan gazete manşetleri oldu. Bu sayfalar –aşağıda göreceğiniz üzere– 6 Ağustos 2013 Salı gününe ait. Aralarında önemli mevkilerde görev ifa etmiş asker sivil bürokratlardan Türk siyasetinde ve devlet yapılanmasında izleri sürülebilen birçok isim hakkındaki mahkeme kararlarının haberleştirildiği gün. Yani o günün günceli.*

O günün “gerçekleri” içerisinde muktedir görünenler bugün meşruiyet içerisinde varlık gösterebilmekten bile aciz durumda. O günün acizleri ise bugün Türkiye’yi yeni bir sosyolojiye ve siyaset yatağına sürükleyecek güçte. Hiç değilse bu bağlamda önemli aktörler olarak varlık gösterebiliyorlar. 2013’te olmasına ihtimal verilmeyen birçok dönüşüm gerçekleşti. Bu dönüşümün önemli bir bölümü görünen o ki sindirildi.

Bugünkü yapı içerisinde, 2020 Türkiye’sinde, “yeni” hadiseler ışığında yukarıda sözünü ettiğim kör dövüşü devam ediyor. Esasında sürekli kendi siyasi varlık imkânını ve Türkiye’nin geleceğini çürüterek günü kurtaran aktörler, “yeni” hiçbir şey söylemeyen ve teklif etmeyen yeni parti oluşumları ve yeni yüzler kör dövüşünü görünmez kılıyor. “Bugün” konuşulanlar bugünün doğru ve yanlışlarını yeniden belirliyor. İttifaklar buna göre yeniden şekilleniyor. Dün kanlı bıçaklı olanlar bugün farklı bir siyaset zemininde bir araya geliyor. Yapmak istediğim bugünün “yeni” siyaset zeminini yahut tedavüldeki aktörlerin söylemlerinin değer ifade edip etmediğini tartışmak değil.  Daha derindeki akıntıya dikkat kesilmek gerektiğini söylemeye çalışıyorum.

“Yarın”dan bugüne baktığımızda “yine” mümkün olmadığına inandırıldığımız birçok olmazların olduğunu göreceğiz. Bugünün sözde yeni yüzleri ve oluşumlarının hangi köhnemiş siyasetlerin pratiklerini ortaya koydukları basitçe anlaşılacak. Devlet, siyasetin güncelindeki kazanımlara odaklanan bütün aktörleri buharlaştırmaya devam edecek.

“Olan”ı anlamanın bugünkü imkânı nedir? Kör dövüşünde, “bugünden hareketle” söz söylemenin ve eylemenin gereksizliğinden söz ediyorum. “Cemaatçi”, “tarikatçı”, “partici” düşünme ve eyleme biçiminin devletçi talepler karşısındaki netameli duruşu Türkiye’yi bir “çıkmaz yol”a çevirdi. Müslümanlar neye inandığını idrak ederek güncelin belirlemelerinin haricinde bir varlık-siyaset imkânına nasıl yönelir? İkamet edilmesi gerektiğini düşündüğüm soru bu.


* O günün günceli, tekrar “bugün”ün günceli olmaya da başladı. Çünkü meşruiyet, –bu tespiti yapmanın orijinal hiçbir tarafı yok– devlet politikalarının talepleri ekseninde şekilleniyor. Vaktiyle Ergenekon, Balyoz davalarını “FETÖ’cü” akıl nasıl rayından çıkardıysa, şimdiki FETÖ davalarını da “Ergenekon’cu”, “Balyoz’cu” akıl benzer metotlarla rayından çıkardı. “Ergenekon” ve “Balyoz” demenin dahi “FETÖ’cülük” ile suçlanmak için yeter sebep kabul edildiği bir noktayı “aynı gemideyiz” söylemi süreç içerisinde pekiştirdi. Fakat bu söylem son zamanlardaki (Rand Corporation raporu eksenindeki) darbe tartışmalarıyla birlikte boşa çıkıyor. Erdoğan da vaktiyle “Ergenekon, Balyoz hiç yoktu fikrine katılmıyorum” diyerek bu konuda görüş beyan etmişti.[1] AK Parti içerisinde Binali Yıldırım dâhil olmak üzere değişik isimler de 15 Temmuz 2016’dan sonra oluşan yeni ittifakı ıskartaya çıkaracak şekilde Ergenekon’u, Balyoz’u gündeme getiriyorlar.[2][3] Bunlar ve daha geride yaşandığı anlaşılan çatışmaların hepsinin, yazıda ifade etmeye çalıştığım bağlam içerisinde “tali” konular olduğunu düşünüyorum.


6 Ağustos 2013 Tarihli Gazete Manşetleri

Yazar Hakkında

1993’te, İzmir’de doğdu. Lise eğitimini (Konya) Özel İsmail Kaya Lisesi’nde, üniversite eğitimini Gazi Üniversitesi’nde aldı. 2014’te Kamu Yönetimi Bölümü’nden mezun oldu. Metin yazarlığı ve editörlük yapıyor. İlk kitabı Kanımız Yerde Kaldı (şiir) 2018’de yayımlandı.

Yorum yaz