Bugün dosyalarımı incelerken karşıma çıktı, CHP’nin, 38. Olağan Kurultayının yapıldığı tarihin (4-5 Kasım 2023) hemen öncesinde bazı notlar almışım:

121.1.

Kılıçdaroğlu bir “ev zencisi” idi. Bombalanarak nadasa bırakılmış bir coğrafyanın Alevi çocuğu olarak ve Cumhuriyet’in yatırımlarını boşa çıkarmayan makbul ve görece tutarlı bir siyasi hikâye ile CHP’ye kabul edilmişti. Kılıçdaroğlu, “klasik CHP”nin ve söylemlerinin Türkiye gerçeğiyle hiçbir zaman örtüşmeyen taraflarını, hiç değilse, söylem bazında perdelemeye çalıştı.  Her ne kadar evin çocuğu olsa da, zencisiydi ve en başta ev ahalisi kendisiyle hep tenezzülen ve tahammülen ilişki kurdu.

121.2.

Bugünlerde çokça CHP eleştirisine şahitlik ediyoruz. Bu eleştirilerin önemli bir bölümünü, seçim öncesinde “demokrat dede” ilan ettikleri, hiç taşımadığı erdem ve vasıfları kendisine ölçüsüzce atfedenlerin kirli çamaşır ifşaatı oluşturuyor.[1] Överken adil olmayanların eleştirirken adil olması da beklenemez. Taraflar teşekkül ettirilmek istenen “yeni CHP”de bir yer tutabilmek adına vuruyor, kırıyor, döküyorlar. Tüm bu talan ve savaş manzarası içinde gözden kaçırılmaması gereken bir noktaya değinmek istiyorum.

CHP, Türkiye için, çoklarının ifade ettiği gibi, geldiği nokta itibariyle değil, aynı zamanda ve öncelikle kuruluşu itibariyle bir illettir. Bu sebeple CHP’nin 100. yılında Türkiye’nin ufkuna Dayton masasının bir türevini “Türkiye içinden” koymuş olması sürpriz kabul edilmemelidir. Bugüne kadar CHP’nin sözde antiemperyalizmi, icar heveslisi bir grup mâdunun “Batı medeniyetine” gözlerini dikmesinin, olur ve işaret beklemesinin çok da ötesinde bir anlamı taşıyamamıştır. Çünkü CHP, Türkiye ile bağını hiçbir zaman sahih bir zemin üzerinde tesis edememiştir. Hep bir vesayet kurumu gibi kendisini Türkiye gerçeğinin üstünde görmüş ve ne acı ki geleceği de her zaman Türkiye’nin haricinde aramıştır.

CHP, şehitler ve şehitoğulları Anadolu’yu mayalarken ve vatan kılarken, dört taraftan çevrelenerek ateş çemberine alınan Türkiye’nin cismine bağlanmış bir taş kütlesi kabul edilebilir. CHP’nin tarihi, Türkiye’yi vatan kılan Allah dostlarını, erenlerini, şahitlerini ve şehitlerini “hükümlü” hale getirmenin tarihidir. Bunun en veciz ifadesini Hacı Veyis merhum ifade eder: “Bu fırka, bu teşekkül kalaysız bir kaba benzer, içine ne konulursa zehir olur.” Devamla şunları söyler merhum Hacı Veyis: “İsterse hacı, hoca olsun… Oğlum, bu fırka ehlullahtan, Allah dostlarından beddua almıştır. Bu yüzden öyle bir hâle gelmiştir ki, kalaysız kaba benzer, içine gireni zehirler.”[2] “İsterse hacı, hoca olsun” kaydı önemlidir çünkü bu CHP ve siyasetinin eski usulünün bir parçasıdır. Nedir o usül, “ortak aday” ve “kazanacak aday”ı belirleme usulüdür. Toplumdan değişik vasıtalarla devşirilen “din adamları”nı geçiyorum, siyasetteki karşılığı mesela Şemseddin Günaltay’dır. Henüz 40’lı yıllarda -CHP’nin nazarında- “cahil ve cehaleti nispetinde dindar” olan “yığınlar”ın dilini ve siyasi beklentilerini karşılaması umulan siyaset, 22 Mayıs 1950 seçimleri öncesinde (16 Ocak 1949 – 22 Mayıs 1950 arası) Günaltay’ı başbakanlığa taşımıştır. Mesela “Abdullah Gül formülü” çerçevesinde istihdam edilen Ekmeleddin İhsanoğlu da benzer bir arayışı ifade ediyordu. İmamoğlu da bu arayış üzere istihdam ve tahammül edilen bir isim. Burada anlaşılması gereken bir husus da şu: İslam’da belirli durumlarda ruhsat verilen takıyyenin[3] safkan pejoratif bir anlamda Türk politik lugatına girmesinin ana amili ve cebrî bir illet olarak teşekkül eden CHP, aslında çok partili hayata geçişle birlikte bir rıza üretme siyaseti olarak takıyyeyi bilfiil benimsemiş ve yakın tarihimiz açısından belirleyici olan takıyye terörünü ortaya çıkaran zeminin politik arenadaki bânîsi olmuştur. Buna ruhsatın politik istismarı da diyebiliriz.

Mehmet Barlas, DP öncesi dönemin bakanlarından olan babası Cemil Sait Barlas ile Cumhurbaşkanı İnönü arasında “Neden Demokrat Parti iktidar oldu?” diye konuştuklarını ve “halk okuma yazma bilmediği için, yanlışlıkla Demokrat Parti’ye oy verdi” diyecek kadar ileri gittiklerini anlatır.[4] 14 ve 27 Mayıs 2023’ü “beklenmedik kayıp” zaviyesinden yorumlayanların seviyesi söz konusu yorumdakinden çok da farklı değil.

*

CHP siyaseti, bugün de, tüm farklılaşmalarına rağmen kuruluşundaki marazlardan bağımsız değil. Maalesef bu marazlar Türkiye’nin politik hinterlandı için de hep bağlayıcı oldu ve olmaya devam ediyor. Özellikle 15 Temmuz 2016’dan sonra bu hususun Müslümanların politik muhayyilesinin dışına itilmesine yönelik bir siyaset muteber kılındı. Bu, benim için kabul edilebilir bir durum arz etmiyor. Fakat Türkiye’de işgal karakolu gibi teşekkül etmiş yapıların ve türevlerinin her hal ve şartta Müslümanlara zan düşüren aklını reddetmeyi de fevkalade önemli buluyorum. Eleştirilerimi mezkûr zan düşürme siyaseti için araçsallaştırılamaz kılmayı da.


[1] Bu satırları yazdığımda Kılıçdaroğlu CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’ndaki genel başkanlık seçimini henüz kaybetmemişti. Tablo değişmiş değil. İfşaat süreci devam ediyor.

[2] Ali Ulvi Kurucu’nun Hatıralar’ının ilk cildinin “İttihatçılık Ne Demektir” bölümünden.

[3] “Takıyye”, DİB İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/takiyye, (Erişim tarihi: 2 Kasım 2023).

[4] Dün Dündür – Mehmet Barlas Kitabı, söyleşi: Göksan Göktaş, (Turkuvaz Kitap, İstanbul: 2019), s 194.

Yazar Hakkında

27 Aralık 1992’de İzmir’de doğdu. Lise eğitimini (Konya) Özel İsmail Kaya Lisesi’nde, üniversite eğitimini Gazi Üniversitesi’nde tamamladı. 2014’te Kamu Yönetimi Bölümü’nden mezun oldu. Yüksek lisans eğitimini İbn Haldun Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde Heidegger’de varlık, hakikat ve sanat ilişkisi üzerine yazdığı tezle tamamladı. İstanbul Medeniyet Üniversitesi Felsefe Tarihi ve Sistematik Felsefe doktora programında eğitimine devam ediyor. İlk şiir kitabı Kanımız Yerde Kaldı (Ebabil Yayınları) 2018’de, Ölüm Alışkanlığı (Ketebe Yayınları) ise Mart 2022’de yayımlandı.

1 Yorum

  1. Pingback: Not Defteri [122-124]

Yorum yaz