Bugünün İnsanı
Aklını kullanarak aptallaşan, muhalif olma pratikleri ortaya koyarak kendini iktidar yapılarının basit birer aparatı haline getiren, yeni olmaya çabaladıkça eskiyen, farklı olmaya azmettikçe sıradanlaşan bir insandan söz ediyorum.
Aklını kullanarak aptallaşan, muhalif olma pratikleri ortaya koyarak kendini iktidar yapılarının basit birer aparatı haline getiren, yeni olmaya çabaladıkça eskiyen, farklı olmaya azmettikçe sıradanlaşan bir insandan söz ediyorum.
“İnsan”a bakıştaki problemin bir tezahürü olarak çocukları mafyatik-pornografik-medyatik bir kuşatma içerisinde nesneleştiren akıl, siyasette bu nesneleştirmenin imkânlarından çok daha sofistike metodlarla yararlanıyor.
Düşünmeye, yeni bir program teklif etmeye gerek duyulmaksızın çürüme üzerine konuşmak, “yeni” vaatlerin konuşulur olmasını, “güzel” bir gelecek beklentisinin inanılır kabul edilmesini sağlıyor.
“Öteki”siz düşünemeyen şair, neyi görebilir ve neyi söyleyebilir? Yazarken ve konuşurken sözünü kendisinden çok –imrenerek…
Şiir insanın kendine bakışını bileyleyebilir. Bu bakış varlığa yöneliktir. Şiir bir hayreti karşılayabilirse yapabileceğinin belki de en iyisini yapacakttır. Hayret çerçevelenemez, kaydedilemez, sahnelenemez. Dile geleceği, gelirse ne kadarının aktarılabileceği de şüpheli… Bu hususta şüphe içermeyen, hayretin gözden çok dile yakıştığıdır. Şair bunun için sözünü hazırlar, dile gelir.
Şaire hareket veren düşüncenin, duygunun şiire biçim kazandıran ilkenin “dışarıda”, “eleştiride” aranamayacağına yönelik vurgu günümüzde yeniden hatırlanmayı hak ediyor.
HAZIRKITA, yayına başlamasının ikinci yılını geride bırakırken teselli ya da beklenti içermeyen, kabul aramayan ve teklifini dayatmayan bir ses olarak “içeride” yankılandı: Kökümüz, gözümüz, şarkılarımız var!
Tolstoy Sanat Nedir? kitabında sanatın Rönesans Dönemi’nde uğradığı kırılmayı tahlil eder ve halkın sanatla irtibatındaki problemleri sanatta dinsel bilincin kayboluşuyla ilişkilendirir. Tolstoy’a göre Batı aydını kilise Hristiyanlığının paradokslarına işaret ederek onu mahkûm etmiştir.
“Diktatörlük” kavramsal olarak bir yönetim biçimi olarak anlaşılmaktan ziyade meşruiyet kaybına işaret etmek için kullanılan…
Diyeceğim o ki, büyüsü giderilen dünyanın akla ve özgürleşme girişimlerine vadedebileceği örgütlenme biçimleri “yeni insan”ını ötekinin trajedisi üzerinde sahneliyor.