TVNET X YouTube kanalında yayınlanan yeni bir analiz videosu, son günlerde sosyal medyada ve akademik camiada yaşanan iki büyük tartışmayı mercek altına aldı. Yayınlanan videoda, “Müslüman yayıncı profili”ne yönelik sosyal medya saldırıları ile Boğaziçi Üniversitesi’ndeki statükonun dışlayıcı refleksi ekseninde yürütülen tartışmaların, Türkiye’nin maruz kaldığı “zihni işgalin” birer göstergesi olduğuna işaret ediliyor.
“Türkçü” Maskesi Altında İsrail Propagandası
Videoda ele alınan ilk olarak kendilerini “Türkçü” olarak tanımlayan ancak sistematik bir şekilde İslam’a saldıran ve İsrail’i savunan Darkweb, Muhbir, Daily Türkist, Boşuna Tıklama, BPT Haber gibi anonim haber kanallarının, “Müslüman yayıncı profili”ni itibarsızlaştırmak için dezenformasyona başlamasına dikkat çekiliyor. Altay Cem Meriç, bu hesapların İsrail yanlısı içeriklerini ifşa ettiğinde, söz konusu hesaplar yayınları “İsrail’den ödeme almaksızın” yaptıklarını belirttiler. Videoda bu durum, “düşmana gönüllü hizmet etmek” olarak nitelendirilerek savaş veya işgal sırasında manevi gücü kırmaya yönelik “5. kol faaliyeti”nin en tehlikeli hali olarak tanımlanıyor.
Boğaziçi’nde “Liyakat” Tartışması ve Dr. Jean İslam Olayı
Analiz videosunda öne çıkan ikinci tartışma ise Boğaziçi Üniversitesi ile ilgili hazırlanan bir belgesel ve ardından üniversitenin yeni hocalarından Dr. Jean İslam’a yönelik başlatılan linç kampanyası oldu. Videoda, Dr. Jean İslam’ın Edinburgh Üniversitesi’nde doktora yaptığı, Oxford ve King’s College gibi nitelikli eğitim kurumlarında hocalık yaptığı vurgulanıyor.
Eleştirilerin aksine liyakatsizliğin söz konusu olmadığını belirten analiz, “liyakatten bahsedenlerin aslında kendi öğrencilerini seçerek akademik ‘inbreeding’ (içten üreme) yaptıklarını” dikkatlere sunuyor ve asıl rahatsızlık konusunun, Dr. İslam’ın Batı’dan gelen başarılı bir akademisyen olmasına rağmen, Müslüman kimliğine yönelik eleştirilere karşı politik bir şuurla karşı koyuyor olması olduğu vurgulanıyor.
Tarihsel Arka Plan: Misyonerlik ve Siyonizm İttifakı
Analiz, günümüzdeki bu iki olayı tarihsel bir perspektife oturtarak Boğaziçi Üniversitesi’nin kuruluş kökenlerine dikkat çekiyor. Okulun temellerini atan Amerikalı Protestan misyoner Cyrus Hamlin’in, gençlerin sadece dinini değil, yaşam tarzlarını ve zihinlerini değiştirerek batı dünyasına entegre etmeyi amaçladığı belirtiliyor. Videoda, “Bir imparatorluğu parçalamak için zihinleri işgal etmek gerekiyordu” ifadesiyle, Hamlin’in stratejisinin uzun soluklu bir mücadele olduğu vurgulanıyor.
Ayrıca videoda, Osmanlı’nın son dönemindeki Jön Türkler hareketinin masonik yapılarla ilişkili olduğu ve İttihatçıların bilerek ya da bilmeyerek Siyonistlerin Filistin hedeflerine hizmet ettiği ve bugün sosyal medyada “Türkçülük” maskesiyle Siyonizm’i destekleyenler ile geçmişte Osmanlı’yı parçalamaya çalışan yapılar arasındaki süreklilik dikkatlere sunuluyor.
Medyadaki “Süreklilik” ve 5. Kol Faaliyetleri
Analizde, ABD medyasındaki büyük şirketlerin sahiplerinin veya yöneticilerinin yüzyıldır Yahudi veya Siyonist isimlerden oluştuğu, bu sayede anlatıda bir süreklilik sağlandığına dikkat çekiliyor. Benzer bir sürekliliğin Türkiye’de de medya ve akademi üzerinden yürütüldüğü ifade ediliyor. Videoda, Dr. Jean İslam hakkında dezenformasyon yapılmasının da bu 5. kol faaliyetlerinin bir parçası olduğu, amaçlanan şeyin nitelikli Müslümanları itibarsızlaştırmak olduğu belirtildi.
“Bu Bir Seferberlik Çağrısıdır”
Videonun sonuç bölümünde, politik bilinç sahibi Müslümanların itibarsızlaştırılmasının devletin ve toplumun zayıflaması anlamına geldiği vurgulanıyor. Farklı sahalarda başarı gösteren Müslümanlara yapılan saldırıların basit bir linç olmadığı belirtilen analizde, toplumun zihnen ele geçirilmeye çalışıldığına dikkat çekilerek şu ifadeler kullanıldı: “Güzel ülkem zihni olarak işgal altındasın ve bu bir seferberlik çağrısıdır”.
Altay Cem Meriç ve Boğaziçi Tartışmaları: Türkiye “Zihni Bir İşgal” Altında mı?
TVNET X YouTube kanalında yayınlanan yeni bir analiz videosu, son günlerde sosyal medyada ve akademik camiada yaşanan iki büyük tartışmayı mercek altına aldı. Yayınlanan videoda, Altay Cem Meriç’e yönelik sosyal medya saldırıları ile Boğaziçi Üniversitesi’ndeki yeni atamalar üzerinden yürütülen tartışmaların, Türkiye’nin maruz kaldığı “zihni işgalin” birer göstergesi olduğuna işaret ediliyor.
Kimlik Söylemi Altında Yürütülen Dijital Kampanyalar
Videoda ilk olarak, Altay Cem Meriç’in bir konferans ücreti üzerinden hedef alınmasıyla başlayan sosyal medya süreci ele alınıyor. Analiz boyunca, kendilerini “Türkçü” olarak tanımlayan bazı anonim hesapların, içeriklerinde İslam karşıtı ve İsrail yanlısı söylemleri sistemli biçimde dolaşıma soktuğu aktarılıyor.
Bu hesapların, Müslüman kimliğiyle kamuoyunda görünür olan isimleri yıpratmayı amaçlayan bir dil benimsediği ifade edilirken; Altay Cem Meriç’in söz konusu paylaşımları görünür kılmasının ardından ortaya çıkan tabloya işaret ediliyor. Videoda, ideolojik yönlendirmelerin maddi bağdan bağımsız biçimde de sürdürülebileceği hatırlatılarak, bunun zihinsel düzeyde bir saflaşmaya işaret ettiği belirtiliyor.
Analiz, bu tür faaliyetlerin toplumsal direnci içeriden aşındırmaya yönelik bir işlev gördüğünü ortaya koyarken, bunun tarihsel olarak “5. kol faaliyetleriyle” benzeştiğine işaret ediyor.
Boğaziçi Üniversitesi ve Akademik Meşruiyet Tartışması
Videonun ikinci bölümünde, Boğaziçi Üniversitesi üzerine hazırlanan belgeselin ardından yaşanan tartışmalar ve üniversitenin yeni akademisyenlerinden Dr. Jean İslam hakkında yürütülen sosyal medya kampanyası ele alınıyor.
Analizde, Dr. Jean İslam’ın Edinburgh Üniversitesi’nde doktora yaptığı, Oxford ve King’s College gibi saygın üniversitelerde akademik çalışmalar yürüttüğü ve genç yaşına rağmen güçlü bir akademik geçmişe sahip olduğu bilgileri hatırlatılıyor. Bu çerçevede, kamuoyunda dile getirilen “liyakat” eleştirilerinin bağlamından kopuk olduğu değerlendirmesi yapılıyor.
Videoda, liyakat söyleminin çoğu zaman mevcut akademik yapıları korumaya dönük bir araç hâline getirildiği; uzun yıllardır eleştirilen “akademik içe kapanma” pratiğinin asıl sorun alanı olduğu ifade ediliyor. Dr. Jean İslam’a yöneltilen tepkilerin ise, Batı akademisinde yetişmiş bir ismin Müslüman kimliğini ve entelektüel duruşunu korumasından duyulan rahatsızlıkla yakından ilişkili olduğu belirtiliyor.
Tarihsel Zemin: Eğitim, Misyonerlik ve Zihinsel Dönüşüm
Analiz videosu, güncel gelişmeleri tarihsel bir arka planla birlikte ele alarak Boğaziçi Üniversitesi’nin kuruluş sürecine de değiniyor. Üniversitenin kurucu figürlerinden Amerikalı Protestan misyoner Cyrus Hamlin’in, eğitimi yalnızca bilgi aktarımı olarak değil; değerler ve yaşam tarzı üzerinden şekillenen bütüncül bir dönüşüm aracı olarak gördüğü hatırlatılıyor.
Videoda, imparatorlukların çözülme süreçlerinde zihinsel dönüşümün belirleyici rol oynadığına işaret edilerek, bu yaklaşımın kısa vadeli değil, kuşaklar boyunca etkisini sürdüren bir strateji olduğunun altı çiziliyor. Osmanlı’nın son dönemindeki siyasi ve entelektüel hareketlerle günümüz söylemleri arasındaki benzerlikler bu bağlamda ele alınıyor.
Medya, Akademi ve Süreklilik Vurgusu
Analizin ilerleyen bölümlerinde, Batı medyasındaki anlatı sürekliliğine ve sahiplik yapılarının ideolojik yönlendirme gücüne değiniliyor. Benzer bir sürekliliğin Türkiye’de de medya ve akademi alanlarında üretildiği ifade edilirken, bu durumun toplumsal algıyı şekillendirmede etkili olduğu belirtiliyor.
Dr. Jean İslam hakkında dolaşıma sokulan “radikal” etiketlemelerinin bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiği kaydedilirken, nitelikli Müslüman akademisyenlerin ve entelektüellerin itibarsızlaştırılmasının ortak bir yöntem hâline geldiğine dikkat çekiliyor.
Zihinsel Direnç Çağrısı
Videonun sonuç bölümünde, entelektüel ve kültürel alanlarda yaşanan aşınmanın, toplumsal ve siyasal zeminle doğrudan ilişkili olduğu hatırlatılıyor. Farklı sahalarda öne çıkan Müslüman figürlere yönelik saldırıların, bireysel tartışmaların ötesinde anlam taşıdığı belirtiliyor.
Analiz, Türkiye’nin zihinsel düzeyde güçlü bir sınamadan geçtiğini ortaya koyarken, bu sürecin aynı zamanda bir farkındalık ve direnç çağrısı niteliği taşıdığına dikkat çekerek şu ifadeyle tamamlanıyor:
“Bu tablo, yalnızca bir tespit değil; toplumsal bir uyanıklık çağrısıdır.”
