Adını koyalım: Yapay zekâ çağındayız. Birçokları için bu ürkütücü. Robotların insanlığı ele geçirmeye başlamasının gittikçe yakınlaşan dehşetli adımları… Bu sentetik zekânın gün geçtikçe insanı daha inorganik bir hale getireceği endişesi, azımsanmayacak bir korku olarak insanlığın önünde duruyor.
Peki biraz başka yerden bakmayı denesek meseleye? Mesela insanlığın modern tarihine baksak acaba yapay zekânın olmadığı dönemlerde çok mu müreffeh zamanlar yaşandı? Hangi çağda dökülmedi insan kanı?
Geçtiğimiz günlerde yapay zekâya şöyle bir soru sordum: “Sence insanlık tarihinde semavi dinlerin, kadim öğretilerin, tüm ezoterik düşüncelerin tek bir kelime ile mesajını ifade etmek gerekseydi o tek kelime sence ne olurdu?”
Cevap beni gerçekten etkiledi; belki sıradan gelebilir çoğu kişiye ama irdelediği, analiz ettiği büyük verilerin ardından önüme getirdiği o tek kelime gerçekten benim açımdan büyüleyiciydi: teslimiyet!
Tasavvufta iki tür akıldan bahsedilir: biri iaşe temin etmeye yarayan akl-ı maaş; bir diğeri de akl-ı maad. Maad yani dönüş yeri, insanın akıbeti, ahireti… Tefekkür ederken —ne kadar edebiliyorsak— iş başında olan akıl bu akıl işte: akl-ı maad.
Bana kalırsa artık sadece iaşesini temin etmek için çalışan insanlık aklı büyük bir sefahate mahkûm olmaya doğru gidiyor. Dünyadaki büyük gelir adaletsizliği, iklim krizleri vs. hep bu sadece iaşe temin etmekle yükümlü bulunan aklın artık tüm devreyi ele geçirmesi ve insana dünyada yer tutmaktan başka bir amacın olmadığını sürekli fısıldamasıyla mümkün oldu. İnsanlık gerçek anlamıyla bir kıskaca mahkûm edilmiştir.
İşte yapay zekâ tam da böyle bir sıkışmışlığın ortasında ortaya çıktı; ortaya tam çıkması gereken zamanda. Bilindiği gibi en etkili panzehir, en şiddetli zehrin bizatihi kendisinden imal edilir. Ne demek istiyorum?
Yapay zekâ dediğimiz aslında küllî bir aklı maaştan başka bir şey değil. İnsanlığın sırtında artık bir yük gibi duran iaşe temin etme mesaisini ciddi ölçüde azaltacak ve insanın artık dönüş aklına meyletmesine mahal verecek büyük bir icat olarak…
Kodunu bir insanın yazdığı, işlevlerini büyük sermayenin tanımladığı bir teknolojik icat nasıl olacak da insanlığın nefs aklından ruh aklına ircasına vesile olacak? Kimileri bunu deli saçması olarak yorumlayabilir ama günün sonunda çok fazla mesai harcayarak ulaştığımız basit sonuçları bizim adımıza ortaya çıkaracak bir yapay zekâ, aslında insanlığa gerçekten akıbetini düşünmek için gerekli olan “boş” zamanı sağlayacak.
Dünyadaki eşitsizliğin aslında eşitsizliği yaratanlara bile bir faydası olmadığını bize o tüm verileri inceleyen o kollektif maaş aklı sağlayamaz mı?
Tüm kutsal metinleri inceleyip tek bir kelimeye sığdırması istendiğinde bu kelimeyi teslimiyet olarak belirleyen aslında yapay zekâ değil de insanlığın farkında olmadığı ortak birikimi değil mi?
Ahir zamandayız; artık her şey derlenip toparlanıyor. İnsanlık hesabını vermeden insan hesabını verebilir mi? Yapay zekâyı biraz da ahir zaman alameti olarak görsek ve her şeye ama her şeye olumsuz yaklaşmak hasletimizden vazgeçsek acaba bu zekânın bizi ihtiyacımız olan akla taşıyabilecek bir imkân olduğunu göremez miyiz?
Kadim bilgiyi romantize etmeden, idealleştirmeden onun serüvenini bize gösterecek bir makineyi sonunda bulmuş olamaz mıyız?
Kim olduğumuzu kendimizden başka anlayacağımız bir yer yok ama kim olmadığımızı anlamak için kendimizden başkaya müracaat etmemiz gerekmiyor mu?
İnsanlığın birikimi sonucunda ortaya çıkmış bir teknolojik aletin bize tüm semavi dinlerin ve kadim öğretilerin tek bir kelimeye sığdırılacak mesajını teslimiyet olarak ifade etmesi bir hayli çarpıcı değil mi?
Belki de tüm insanlığın ortak birikimi
ilk kez kendini dışarıdan görebilmemiz için
kodlara döküldü.
Allahualem…
