Bir varmış bir yokmuş bir zamanlar, eskiden dinlediğimiz masallardaki gibi adını sanını bilmediğimiz bir ülke varmış. Bu ülkede büyülü varlıklar ile insanlar hep birlikte yaşarlarmış. ülkenin güneyinde de herkesin birbirini tanıyabileceği kadar büyük bir kasaba varmış. Herkesin mutlu mesut yaşadığı bu kasabada hayat yavaş akar, günler ise uzun sürermiş.

Mevsimin sonbahara döndüğü bir günde, vakit ikindiden akşama doğru yol almaya başlarken , kasabaya yazın son hasatlarını satmaktan dönen at arabalarının arkasında bir yabancı gelmiş. Henüz alıcısını bulamayan patates çuvallarına sırtını vermiş bu kişi, ağzındaki kuru ot sapı ile oynamakta olan bir cin cüceymiş. Cin cüceler bu dünyada genelde herkesin saygı duyduğu gezginler olarak bilinirlermiş. Genelde iyi kalpli olan bu varlıklar onları ağırlayanlara verdikleri değerli hediyeler ile tanınırlarmış. Ama her insanın iyi olmadığı gibi, her cinin de iyi olduğuna dair kesin bir inanış yokmuş. Öte yandan bu mutlu kasabaya doğru ilerleyen cin cüce kötü olanlardanmış. Aslında artık çok zor hatırladığı zamanlarda o da mutlu ve iyi kalpliymiş. Ama bir gün başka bir cüce onun iyi kalbini ve mutluluğunu çalıp gitmiş. Bunun üzerine cin cüce kalbini aramak için yola düşmüş. Ne var ki yıllar geçmiş ve bir türlü kalbini bulamamış. Aradan cin cücenin ne için yola çıktığını unutacak zaman geçmiş ve cin cüce artık etrafındaki mutlu insanlara dayanamaz olmuş.

Araba kasabanın içerisine doğru ilerlemeye başlayınca cin cüce arabacıdan onu uygun bir yerde indirmesini söylemiş. Yardımları için teşekkür edip ona avuç içine zor sığacak büyüklükte bir altın vermiş. Daha sonra da kendisine kalacak bir han bulan cin cüce sonraki gün yapacaklarını düşünerek uykuya dalmış. Sabah olunca önce kendisine kötü davrandığı hancıyla arayı düzelten cüce daha sonra ise anlattığı hikayeler ile orada kalan herkesin sevgisini kazanmış. Ama aslında bunların hepsi onun oyunun bir parçasıymış. İnsanlara kendisinin iyi olan cücelerden olduğuna inandırdıktan sonra önce hancının kızına teşekkür amacı ile değerli taşlarla süslü bir kolye vermiş. Kolyenin ucunca ise yine çerçevesi elmaslarla bezenmiş bir ayna varmış. Kız önce değerli taşlarla süslü kolyeye, sonrasında elmaslara hayranlıkla bakmış. Ama sıra aynadan kendi yüzüne bakmaya geldiğinde yüzünü öyle güzel görmüş ki ne değerli taşların ne de elmasların kıymeti kalmış. Kız aynadaki silüetine baktıkça bakası geliyormuş.

Zamanla bu insanlar kendilerinden başkasına bakmak istemez olmuşlar, aynalara baktıkça bencillik ruhlarına işlemiş. Hatta artık yüzlerinin aynadaki gibi olduğuna inanır olmuşlar ve diğer aynaları görmeye tahammülleri kalmamış.

Daha sonra cin cücenin bu büyük hediyesi tüm kasabanın diline dolanmış, herkes gelip bir kez olsun kendilerine aynadan bakmak için hancının kızına yalvarıyormuş. Kendilerini bir kez öyle gören herkes cüceden onlara da bu aynadan vermesini istemeye başlamış karşılığında tüm servetini vermeyi teklif eden bile varmış. Cücenin de istediği buymuş ve ondan ayna isteyen herkese birer tane vermiş.

Birkaç günün sonunda kasabadaki herkesin elinde bu aynalardan varmış. Herkes bir yandan işlerini yaparken bir yandan da bu aynalara bakar olmuş, baş uçlarından ayırmadıkları bu aynalara bakarak güne başlayan bu insanlar akşam yatmadan evvel de yine en son bunlara bakıyorlarmış. Cin cüce ise çoktan çuvalını sırtlayıp başka insanları bu aynalara mahkum etmek üzere yola koyulmuş.

Zamanla bu insanlar kendilerinden başkasına bakmak istemez olmuşlar, aynalara baktıkça bencillik ruhlarına işlemiş. Hatta artık yüzlerinin aynadaki gibi olduğuna inanır olmuşlar ve diğer aynaları görmeye tahammülleri kalmamış. Kasabadaki gerçek aynaların üstünü ise siyah örtüler ile kapatmışlar. Güneşin yavaş yavaş batması gibi bu kasabadaki huzur da kaybolup gitmiş.

Artık aynaların büyülü olduğunu da unuttukları bir gün önce hancının kızının sonra ise bir bir tüm kasabadakilerin aynaları çatlayıp kırılmaya, nihayetinde ise tuzla buz olmaya başlamış. Büyülü aynalarını kaybeden bu insanlar adeta yaşamaktan vazgeçmiş, ızdırap ile aynalarını nasıl geri kazanabileceklerini düşünmeye başlamışlar. Öte yandan bir türlü bir çözüm bulamamışlar ve bu da onların kederleri günbegün arttırmış.

Cin cüce ise bir diyardan diğer diyara olan yolculuğuna devam ederken bir gün hiç beklenmedik bir şekilde kalbine rastlamış. Kalbi bir antikacı dükkanının vitrininde orada ona bakıyormuş. Cüce kalbini tanımasa da kalbi cüceyi görür görmez tanımış ve ona eski güzel günlerini göstererek cücenin de onu hatırlamasını sağlamış. Cin cüce ilk başta kalbini geri istemese de kalbi yeniden bir olmaları için onu ikna etmiş. Cin cüce kalbini yeniden kazanınca yaptığı tüm kötülükler bir bir gözünün önü gelmiş ve olanlara inanamamış, bu sefer ise tüm bunları düzeltmek için yola koyulmuş.

Cüce tekrar o kasabaya döndüğünde ise aynaların büyüsünün tamamen insanlara geçtiğinin bu sebeple de artık kırıldıklarını görmüş. Aynaları ellerinden alarak onları kurtarmak için artık çok geçmiş. Öte yandan insanlar onu görünce onlara yeni büyülü aynalar vermesi için cin cüceye yalvarmaya başlamışlar. Cin cüce bunu artık yapamayacağını söylese de insanlar ısrar etmeye devam etmiş, cüceye mutluluklarının sadece onun elinde olduğunu söylemişler. Cin cüce ise bunun üzerine, ‘ yani aynaları geri alarak, sonun da yeniden ‘mutlu’ olmak istiyorsunuz’ öyle mi diye sormuş. İnsanlar da evet yeniden ‘mutlu’ olmak istiyoruz diye cevap vermişler. Bunun üzerine cin cüce onlara tekrardan mutlu olmak istiyorlarsa üzerlerini örtükleri aynalara bakmaya başlamalarını söylemiş, insanlar ise onlardan korktuklarını ve büyülü aynalarını istediklerini söylemişler. Bunun üzerine cin cüce eğer o aynalara bakmaya başlarlarsa onların tekrardan kendilerini mutlu eden aynalara dönüşeceklerini söylemiş ve insanları örtüleri kaldırmaya ikna etmiş.

İnsanlar önceleri çok korksa da tek tek aynaların örtülerini kaldırmaya başlamış. İlk başlarda bu çok zormuş ve kimse aynadaki görüntüsüne tahammül edemiyormuş ama büyülü aynalara kavuşup mutlu olmak için hepsi buna katlanmış. Aynalarda zamanla gördükleri yabancılar onlara eskiden tanıdıkları bir dostu hatırlatmaya başlamış önce. Sonra günler geçtikçe bu dostu ve onun anılarını da hatırlamaya başlamışlar. Günler ilerliyormuş ve hatıralar ile birlikte aynada gördükleri yüzler onlara daha güzel gelmeye başlamış. Gel zaman git zaman insanlar aynada gördükleri kişiyi kabul etmişler. Daha sonra ise aynalara bakmak yerine yeniden birbirlerine ve kendi hayatlarına bakmaya başlamışlar.

Günler geçtikçe aynaların bulutları dağılmış, yine başka bir yaz sonunda zaman eskisi gibi yavaş akmaya, günler uzamaya, her şey olduğu gibi olmaya devam etmiş. Nihayet gökten üç elma düşmüş biri bu masalı yazana, biri bu masalı dinleyene diğeri de gerçek elmaları daha çok sevenlerin başına gelmiş.

* İllüstrasyonlar masal için Melike Tunç tarafından hazırlanmıştır.

Yazar Hakkında

2017’de Marmara Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü’nden mezun oldu. Aynı yıl İstanbul Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Anabilim Dalı’nda tezli yüksek lisans programına girmeye hak kazandı. Rusya’nın yumuşak güç kullanımı üzerine çalışıyor. 2018’de İhlas Haber Ajansı Uluslararası Haberler Masası’da editör olarak çalışmaya başladı. Yaklaşık 2 yıl bu görevi üstlenen Şeko, bu süreçte asayiş muhabirliğini tecrübe ederek bazı özel haberler de yaptı. Haberleri NTV, Sputnik Türkiye, CNNTürk, HaberTürk gibi pek çok büyük haber kanalı ve internet sitesinde yayınlandı. Şuan ise İngilizce olarak global ölçekli yayın yapmaya hazırlanan, haber/analiz odaklı bir platformda proje asistanı olarak görev alan yazar Türkçe, Kürtçe, İngilizce ve orta seviyede Rusça biliyor.

1 Yorum

  1. Nuray Üzerinde

    Masalı okurken çok keyif aldım başarılı bi çalışma olmuş Yeni masalları heyecanla bekliyorum ✨

Yorum yaz