Ay mıdır kar mıdır pencerede

Düşüncesi bile hüzün veren bir “durum”: Genç ölmek. Ana çığlıklarını, yâr ağıtlarını, yoldaş şarkılarını büyütür. Her ölüm erkendir hükmü de kulaklara çalınmıştır çalınmasına ama erken yaşta ölenlerin acısı, sadece anlatılanlardan, yazılanlardan bize göründüğü kadarıyla bile hayli yürek yakan bir mahiyet arz ediyor. Bu denli bir “acıya”, bir “çıkmaz”a işaret edercesine gençlerin önüne koyulan bir meseleye hazırlıyorum cümlelerimi; evlenmeye, daha özelde “genç evlenmeye”.

Boğulmuş çocukları martılara taşıyan

Genç olmanın yaşa koşut olmadığına yönelik yorumlar yaşı geçkin olanların eğlencesi; “gençliğin yaşı mı var canım.” Acı bir eğlence ki, genellikle gençliğinin hakkını veremeyenlerin dilinde eskiyor. Gençlik gibi hakkını vermenin de bir kıstası yok denilebilir. Kastım, gençlik yıllarının sonraki dönemlerdeki lafazanlıkla ikmal edilemeyeceğidir. Gençler için durum farklı değil. Bugünden bakarak “dün”ün varlığını azaltamaz ve artıramayız. Fakat insanı bunu yapmaya sevk eden bir şeyler var. Sürekli surette “dün”ü kurma çabası… İnsan “bugün”ü teyit etmeyen bir geçmişle yaşayamıyor.

Kara köpek karşı kıyıda uluyor

Peki “dün”ü kurma çabası bir sınır gözetiyor mu? Hayır. Dünü kurma çabası, söz alanın bugününü teyit etmenin ötesinde bir anlam daha taşıyor: Geleceği belirleme. Buna muhatabına hazır bir hayat kalıbı sunma işgüzarlığı da denilebilir. Bu işgüzarlığın biçimleri öyle zannediyorum ki yirmili yaşlarını yaşayanların hayatında önemli bir yer işgal ediyor. İş, eş, eğitim vd. bütün hususlarda hayatın gerçekleriyle yüzleşmenin kaçınılmaz olduğu zamanlar… Bu zaman diliminde üstüme boca edilen en büyük korku “evlenmek” oldu.

Bence o çocuk öyle gülmemeli

Sahip olduğum tek netliğin hayatımdaki belirsizliğin bir süre daha devam edeceği gerçeği olduğu ve insan olmanın gerektirdiği sorumluluğu üstlenmenin ne çetin bir iş olduğunu yeni anlamaya başladığım bu vakitlerde, yani bir parça ferahlığa ihtiyaç duyduğum bu dönemde bir şey oldu: Kimse içimi ferahlatmadı. Yirmi dört yaşının bir “ev kurmak” için ne kadar erken olduğuna dair birçok gerekçeyle çevrelendim. Bu çevreleme işinde söz alanların kimi zaman iyi niyetli kimi zaman aciz kimi zaman yorgun kimi zaman ezilmiş bir haleti ruhiyeyle kendi tecrübelerini merkeze alarak muhatapları olarak benim de “onlar gibi” olacağıma hükmettiklerine inandım.

Atları çayıra saldım diş kamaştıran erik ağaçları altına

Mezun olduktan sonra, geçen bir iki yıl ve içinde bulunduğum belirsizlik atmosferini büyüten ve sınırları hayli netameli bir iş tecrübesi… Bu noktada gelen bir nişan, yani çok erken, yani yirmi dördümde… Kısa bir süre sonra da annemin rahatsızlığına koyulan ve anlamını, varacağı boyutları sonraki üç yıl içerisinde anlayabileceğim o teşhisin konulması: Klatskin TM. İlk teşhisin konulması için kapısında beklediğimiz o “konsey toplantı”nı unutmam. İçeriye hayatın hergünkülüğü içerisinde giren doktorlar, lakayt öğrenciler ve kayıtsız bir bakışla diğerleri. Hayat böyledir, insanlar sizin için hayatî önemi haiz konularda gerekçelendirilmiş veya gerekçelendirilmemiş yargılarını üstünüze fütursuzca dökerler. Buna hakları da vardır, öyle düşünürler, çünkü “sınanmış” bir hayattır onlarınki. Sadece kendi kararlarımızla değil, bizi çevreleyen her şeyle de sınanırız. Yirmi altı yaşında ve hala genç olarak, sınandığımın bilincinde ve hala tedirgin edici bakışların altında, evlendim.

Nisan toprağı kalbimde ağarıyor

Yanlış tercihlerin, erken kararların, ağır yükümlülüklerin altında unufak olmuş insanların sözlerini işitmeden önce de evlilik benim için zaten bir korku yumağıydı. Usulü ne olursa olsun evliliklerde gördüğüm bir avunma biçimiydi. Acizlerin, hadsizlerin, ipini koparmışların kendi boylarını aşan bir işe kalkışmalarıydı evlilik. Önce problemlerinin ortasına sorunlu bir varlık getirip sonra da kendi hastalıklarını daha farklı boyutlara taşıyan bu sorunlu canlıyı dertlerinin ortak paydası kılarak bir ömrü tüketmek girişimi. Bir evden bereketi eksik edecek her alışkanlığın gelenek içerisinde eritilerek kutsallara, düşüncelere sızdığı bir çıkmaz sokak. Evlendikten sonra bir şey fark ettim. Bir meselede sorunları fark etmek, o sorunlar olmaksızın yaşamanın imkânı yokmuş gibi insanı koşullayabiliyor. İşittiklerimiz, okuduklarımız ve yaşadıklarımız bu koşullanmayı temellendirmeye başlıyor. Temellendirme işlemi de, en insaflı olanlar için bile, “öteki” üzerinden gerçekleşiyor. Demek istediğim şu: Belki yarın, kendi çıkmazlarını üstüme kusanları haklı çıkaracak azaplar içerisinde kıvranmam da mümkündür fakat bugünden baktığımda, elhamdülillah, evliliğe dair işitegeldiğim sorun başlıkları ve korkularım boşa çıktı. Sorunları evliliğe ve ötekine yüklemeksizin, evlilik içerisinde, değerli bir insanla aşmaya yönelmenin değerinden bahsediyorum.

Bence o çocuk öyle gülmemeli

İnsanlar neden kendi yargılarını başkalarına dayatır? Mesela neden bağlam gözetmeksizin evlilik için yaş tayin edilir? Neden çocuk sahibi değilken birçok hevesin içinde debelenen nice çift çocuk sahibi olur olmaz insanın dünyadaki yegâne varlık amacının bu olduğunu göstermek için çocuk sahibi olmanın anlamı üzerinden konuşmalar yapar? Neden yüksek lisans ve doktora süreçleri için birtakım kıstaslar ortaya koyulur? Tüm bu soruların ifşa ettiği, müstakil hayatların yargılarımıza sığmadığıdır. Had bilmezlik ve acziyet arası bir yelpazede birtakım temsilî yargılara yaslanarak yaşamak kendi başına küçük düşürücü bir durum.

Şimdi bir kadın çay demlese

Ev kurmanın beyaz eşya, yatak odası ve salon takımı, halı, perde ve türlü zamazingoyu bir dairede düzene koymanın ötesinde bir anlamı olduğunu öğrendim. Öğrendiğim başka şeyler de var. Mesela heves ve iddialarımın boyutlarıyla yüzleşmek gibi. Yol ve yoldaş olabilen bir insana bakmanın, güzelliğini görmenin ne büyük bir ihsan olduğunu. Onunla birlikte bataklığından mucivezi şekilde yavaş yavaş kurtulur gibi nefes alabilmeyi, düşünebilmeyi, yaşayabilmeyi. Yani iki kaşık “Türk çayı”, yarım kaşık kaçak çay, bazen tomurcuk, bazen karanfil. Şimdi bir kadına çay demliyorum.

Mısralar Ergin Günçe’nin “Gencölmek” başlıklı şiirinden alıntılanmıştır. Şiiri okumak için tıklayın.

Yazar Hakkında

1993’te, İzmir’de doğdu. Lise eğitimini (Konya) Özel İsmail Kaya Lisesi’nde, üniversite eğitimini Gazi Üniversitesi’nde aldı. 2014’te Kamu Yönetimi Bölümü’nden mezun oldu. Metin yazarlığı ve editörlük yapıyor. İlk kitabı Kanımız Yerde Kaldı (şiir) 2018’de yayımlandı.

Yorum yaz