Eski İstanbul Belediye Başkanı Bedrettin Dalan’ın “biz bu araziyi almasaydık mafyanın eline düşecekti” diyerek kaçak araziye “Atatürk Rönesansını devam ettirme” mottosuyla kurduğu Yeditepe Üniversitesi, öğrencilere uyguladığı İslamofobik baskılarla gündemde. Üniversite bünyesinde faaliyet gösteren İslam ve Medeniyet Topluluğu’nun (YİMED) kurucu başkanı olan bir hukuk fakültesi öğrencisi, mezun olmasının ardından üniversite yönetiminin inançlı öğrencilere yönelik sistematik baskı ve mobbing uygulamalarını kamuoyuyla paylaştı. Mescid sohbetlerinden iftar programlarına, cuma namazı saatlerine denk getirilen sınavlardan disiplin soruşturmalarına uzanan İslamofobik uygulamaların ayrıntıları, sosyal medyada geniş yankı uyandırdı.
Aliya İzzetbegoviç Sohbeti Disiplin Soruşturmasına Dönüştü
Yeditepe Üniversitesi’nde beş yıl boyunca İslam ve Medeniyet Topluluğu (YİMED)’nin kurucu başkanlığını yürüten ve mezun olan öğrenci, uzun bir sosyal medya paylaşımıyla üniversite yönetiminin uygulamalarını belgeledi.
Paylaşıma göre, kampüs mescidinde Aliya İzzetbegoviç hakkında düzenlenen bir sohbet toplantısı gerekçe gösterilerek öğrenciler hakkında disiplin soruşturması başlatıldı. İfade vermeye çağrılan öğrencilere, YİMED’den ayrılmaları; aksi takdirde savcılığa verilecekleri, okuldan ihraç edilecekleri ve burslarının kesileceği sözlü olarak bildirildi. Bu tehditlerden etkilenenler arasında depremzede bir öğrencinin de bulunduğu aktarıldı.
YÖK Kararına Rağmen Cuma Saatine Sınav
İfşaat metninin dikkat çektiği bir diğer husus, üniversitenin Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) “cuma namazı saatine ders ve sınav konulmaması” yönündeki kararına aykırı tutumunu sürdürmesidir. Onlarca dilekçeye karşın çözülmeyen bu sorunun, pek çok öğrencinin sınava girememesine ve derslerden geri kalmasına yol açtığı belirtildi. Üniversite sahibi Bedrettin Dalan’ın siyasi nüfuzunun denetim boşluğuna zemin hazırlayıp hazırlamadığı sorusu ise yanıtsız kalmaya devam etmektedir.
“Burası Bilim Yuvası, Namazın Ne İşi Var?”
On binlerce öğrencinin öğrenim gördüğü kampüste yalnızca tek bir mescidin bulunduğu ve bu mescidin kampüsün en ücra köşesine konumlandırıldığı aktarıldı. Fakülte binalarından mescide gidip dönmenin ve ibadeti tamamlamanın en az yarım saat sürdüğü, ders arasının ise yalnızca on dakika olduğu belirtildi. Merkezi bir binada küçük bir mescit tahsisi talep eden dilekçelere rektör yardımcısının “Burası bilim yuvası, burada ne işi var namazın? Uzak diye devamsız yazılıyorsanız namaz kılmayın” şeklinde yanıt verdiği ileri sürüldü. Üniversite sahibi Bedrettin Dalan’ın ise bu talebe “Kazaya bırakın namazı, bırakmıyorsanız da yolda kılın” diyerek karşılık verdiği aktarıldı. Kimi öğrencilerin elektrik santral odalarında namaz kılmak zorunda kaldığı da paylaşılan bilgiler arasında yer aldı.
Resmi Kulüp Başvurusu Reddedildi, LGBT Etkinliklerine Alan Açıldı
Yaklaşık 250-300 üyesiyle önemli bir öğrenci kitlesine ulaşan YİMED’in resmi kulüp statüsü kazanmak için yaptığı başvurunun “dini faaliyetlere izin vermiyoruz” gerekçesiyle reddedildiği öne sürüldü. Aynı üniversitede Atatürkçü Düşünce Kulübü gibi yapıların resmi statüde faaliyetlerini sürdürdüğü, LGBT ve feminist-sol fraksiyonlara yönelik etkinliklere ise alan açıldığı vurgulandı. Filistin’e destek eylemlerinin rektörlükçe engellenerek öğrencilerin okul dışındaki boş bir araziye yönlendirildiği, buna karşın İmamoğlu ve LGBT temelli gösterilerin kampüs içinde uzun süre devam edebildiği de belgelenen tespitler arasında yer aldı.

Eski İstanbul İl Emniyet Müdür Yardımcısı Sunay Balıklıkaya’nın Fiziki Saldırı Gerçekleştirdiği İddiası
“Okulun Güvenlik Konseyi Müdürü Sunay Balıklıkaya 07.10.2024 tarihinde Rektörlük binasının önünde LGBT eylemleri yapıldığı sırada öğlen vaktinde kendisine nazikçe ve oldukça saygılı bir üslupla “Filistin eylemlerine izin verilmezken LGBT eylemlerine neden müsaade edildiğini” sormam üzerine, şahsıma yönelik sinkaflı küfürler etmiş ve fiziksel olarak saldırmaya teşebbüs etmişti.”
Öğretim Üyesinden Tehdit İddiası
Paylaşımın en çarpıcı bölümlerinden biri, Üniversite’nin öğretim üyelerinden Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın hakkındaki iddiaları içeriyor. Filistin eylemine destek aramak amacıyla kapısını çaldıklarında Caşın’ın “Sizi mi kaldı Filistin’i kurtarmak, bu yürüyüşü de yapamazsınız” diyerek tehdit yönelttiği ve öğrencilere küfür ettiği ileri sürüldü.
İftar Programına Önce Disiplin Soruşturması Tehditi Sonra Fişleme
Paylaşımın son bölümünü, kampüste düzenlenmek istenen bir iftar programının da rektörlük engeline takıldığı iddiaları oluşturdu. Öğrencilerin aktardığına göre rektörlük, iftar programından önce YİMED yöneticilerini çağırarak etkinliğe izin vermeyeceğini açıkladı; buna rağmen iftarın düzenlenmesi hâlinde katılım sağlayan tüm öğrenciler hakkında disiplin soruşturması başlatılacağını bildirdi. Üniversite yönetimini tehditlerine rağmen 10 Mart 2026’da yapılan iftarda öğrencilerin fişlendiği açığa çıkarıldı.
Çok sayıda Yeditepe Üniversitesi öğrencisinin benzeri yöndeki tanıklıkları, Yeditepe Üniversitesi’nin İslamofobik uygulamaların merkez üssü haline geldiğini gösterirken kamuyounda Yeditepe Üniversitesi’nin gerek konu özelinde gerekse yerleşim yerinin kanuniliği açısından soruşturulması gerektiğini dile getirdi.
Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumundan Açıklama: “GEREKLİ İŞLEMLER HASSASİYETLE YERİNE GETİRİLECEKTİR.”
TİHEK’ten yapılan açıklamada şu satırlara yer verildi: “Bu doğrultuda, temel misyonu insan haklarının korunması ve geliştirilmesi, insan onurunu esas alarak kişilerin eşit muamele görme hakkının güvence altına alınması ve hukuken tanınmış hak ve özgürlüklerden yararlanmada ayrımcılığın önlenmesinin sağlanması olan Kurumumuz tarafından söz konusu iddialar yakından takip edilerek, gerekli işlemler hassasiyetle yerine getirilecektir.”
Eğitim-Bir-Sen: “YEDİTEPE ÜNİVERSİTESİ AKLINI BAŞINA ALMALIDIR!“
Yaşanan gelişmeler sendika gündemine de taşındı. Eğitim-Bir-Sen, Yeditepe Üniversitesi’nde öğrencilerin dile getirdiği iddiaları yakından takip ettiklerini açıklayarak üniversite yönetimini şeffaf ve özür mahiyetinde, tatmin edici bir açıklama yapmaya davet etti. Sendika açıklamasında; Gazze’ye destek eylemlerinin engellenmesi, ibadet imkânlarının kısıtlanması, mescit taleplerinin karşılıksız bırakılması, iftar programlarına güçlük çıkarılması ve haklı taleplerini dile getiren öğrencilerin disiplin soruşturmasıyla tehdit edilmesine ilişkin iddiaların “son derece vahim” olduğu vurgulandı. Söz konusu baskıcı zihniyetin Türkiye’nin geride bıraktığı 28 Şubat sürecini hatırlattığını belirten Eğitim-Bir-Sen, “sürecin takipçisi değil, bizzat müdahiliyiz” ifadesiyle gerektiğinde örgütlü gücünü kullanmaktan geri durmayacağını kamuoyuna duyurdu.

