Zeki Demirkubuz’un son filmi Hayat’ı ancak izleme şansı bulabildim. Her filmini çıkar çıkmaz izlerdim ama nedense bu defa beklemek istedim. Sanırım Üçüncü Sayfa, Kader ve Masumiyet’ten sonra izlediğim her filmin bende biraz hayal kırıklığı yaratmasından dolayı bu kez işi ağırdan aldım.

Peki yine hayal kırıklığına uğradım mı?

Kesinlikle hayır.

Kendisiyle tanışıklığım olsa filmi izledikten sonra “İşte bu be Zeki abi, sen busun” demek isterdim. Sen o kapı gıcırtıları, bel altı entelektüel kavgaları, gayesi muamma simgeler, “gerçek bir hikâyeden uyarlanmıştır”lar değilsin.

Artık kenarları iyiden iyiye dökülen bu yönsüz, ruhsuz, dertsiz sinemamızın hâlâ böyle filmler çıkarabiliyor olması oldukça umut verici.

Her Türk sineması bahsi açıldığında konunun Messi-Ronaldo karşılaştırması gibi Nuri Bilge Ceylan ve Demirkubuz’a gelmesi artık biraz kabak tadı veriyor olabilir ama burada ilginç bir benzerlik kurulabilir. Nasıl Messi safi bir yetenekken Ronaldo bir hikâye olarak daha ilgi çekici geliyorsa, NBC ve Demirkubuz’da da durum biraz böyle. NBC safi yetenek, Demirkubuz ise esaslı bir hikâye. İkisi de iyi ki var, iyi ki bu çorak sinema dünyamızı az da olsa bayındır kılıyorlar.

Gelelim filme…

Önce oyunculuklar. Türk sinemasının belki de en az yerilecek tarafı oyuncu kalitesidir. Filmin başrolü değil belki ama esas oyuncusu Osman Alkaş. Yıllardır kendisini dizilerde gördüğümde “Yahu bu adam çok iyi oyuncu, neden iz bırakan bir filmde oynamaz?” diye düşünürdüm. Demirkubuz burada yine yetenek dedektörlüğünü konuşturmuş. Harikulade bir oyunculuk, gerçekten olağanüstü.

İlginçtir, bu yaş grubunda Türkiye’de böylesine çok yetenekli oyuncu var. Yine aynı yere geleceğim ama Batı’da olsalar her biri birer Jean Reno, Gérard Depardieu ya da Harrison Ford muamelesi görürdü. Belki de yeterince şöhret olmadıkları için yeteneklerini büyüte büyüte geliyorlar bu yaşlara.

Filmin genç oyuncuları da son dönemin iyi isimlerinden. Ama şunu demeden edemeyeceğim: Film Boyabat’ta geçiyor ama maalesef genç oyuncular zaman zaman sanki Ankara Sanat Tiyatrosu’nda Shakespeare oynuyormuş gibi konuşuyorlar. Keşke biraz Serkan Keskin, Erkan Can ya da Ertan Saban izleselerdi.

Umut Kurt ve Cem Davran ise her zamanki gibi işlerini harika yapmışlar. Özellikle Cem Davran sinemamızın en ilginç figürlerinden biri bence. Sıradan bir oyuncu gibi gözüküp her rolü bu kadar iyi nasıl oynuyor, anlamış değilim.

Kurguda Demirkubuz’un kendine özgü geçişlerine bayılıyorum. Sekansları dikiş izi bırakmadan birbirine öyle güzel bağlıyor ki…

Filmi adını bilmeden izlesem ve biri bana “Bu filmin adı ne olsun?” diye sorsa belki aklıma “Hayat” gelmezdi. Ama biri çıkıp da “Bu filmin adı Hayat” deseydi, muhtemelen uzun uzun:

“Evet ya… Hayat be. Aynen. Hayat işte…” derdim.

Teşekkürler Zeki abi.

Abi diyorum çünkü sen Türk sinemasının semt abisisin.

HAZIRKITA Postası

Şiirden sinemaya, haberden tahlile ━ HAZIRKITA’nın seçkisi iki haftada bir e-posta kutunuzda.

Yazar Hakkında

Şair. İlk kitabı Uzun Hava 2012'de yayımlandı. İkinci şiir kitabını yayına hazırlıyor.

Yorum yaz