“Bir gecelik Kral olmak, ömür boyu aptal olmaktan iyidir.”

The King of Comedy

Yönetmen koltuğuna Todd Phillps’in oturduğu ve başrolde Joaquin Phoenix’in oynadığı Joker (2019) filmi, vizyona girdiği tarihten itibaren çok tartışıldı. Kimi eleştirmenler Joker karakterinin olumsuz davranışlarının yüceltildiğini söylerken kimi eleştirmenler de filmi iyi bir sistem eleştirisi olarak değerlendirdiler.

Joker filmi; annesiyle yaşayan ve geçimini palyaço olarak sağlayan Arthur Fleck’in (Joker) güvenlik ve sosyal adaletin sağlanamadığı Gotham şehrinde, cinayet işlemesiyle değişen ve dönüşen olayları konu alıyor. Gotham şehri daha önce Batman serilerinde olduğu gibi bir asayiş problemi yaşamakta. Bu filmde ise yönetmen bizi 1970’li, 1980’li yıllara götürerek o dönemin Amerika’sında kentin çöplerle dolu, soğuk mat yüzünü göstermek istiyor. Bu soğuk benizli şehirde insanların birbirine karşı saygıları ve hoşgörüleri zayıflamış durumda. Arthur da bu sitem içerisinde psikolojik problemler yaşayan ve buna bağlı olarak ağır ilaçlar kullanmaktadır. Ayrıca bakıma muhtaç, yaşlı annesine (Penny Fleck-Frances Conroy) bakmak zorunda olan Arthur, insanları güldürmeye çalışan ama yalnız ve mutsuz bir adamdır. Hayatında en büyük isteği annesinin de her akşam izlediği Murry Franklin (Rober De Niro) gibi insanları eğlendiren bir talk show sunucusu olmak.  Arthur, hastalığından dolayı hoşlanmadığı ya da zorlandığı durumlarda kahkahalar atmakta ve buna engel olamamaktadır. Yine iyi geçmeyen bir günün ardından metroya binen Arthur, metroda bir kadını sözlü taciz etmeye çalışan adamlar karşısında kahkahalar atmaya başlar. Bu durumdan rahatsız olan takım elbiseli bu üç kişi Arthur’u dövmeye kalkışırlar ve Arthur da daha önce iş yerinden aldığı silahla bu adamları tek tek öldürür. O günden sonra ilaçlarını kullanmayı bırakan Arthur, adalet bekleyen yığınların maskeli kahramanı olur.

Annesinin yazdığı bir mektubu okuyan Arthur, babasının şehrin en zengin adamlarından olan Thomas Wayne olduğunu öğrenir. Gotham şehrinin belediye başkan adayı olan Wayne, Arthur’a göre fakirlerin halinden anlamayan sadece kendi itibarı için yaşayan halktan kopuk, kibirli biridir. Onunla bir fırsatta görüşmeyi başaran Arthur, Wayne’nin annesi hakkında söylediklerini araştırmaya başlar. Annesinin paranoyak ve kendisinin de terkedilmiş bir çocuk olduğunu belgelerle öğrenen Arthur, annesinin kendisine işkence yaptığını ve bu yüzden psikolojik tedavi aldığını da öğrenir. Bunları öğrendikten sonra hastanede yatan annesini boğarak öldürür. İmrenerek izlediği Murry’nin programına çağrılır ve Murry’nin onu reyting için çağırdığını ve onu kullandığını düşünür. Murry’e metrodaki cinayetin faili olduğunu söyleyen Arthur, “Yerde yatan ben olsam üzerime basıp geçerdiniz.” Tiradıyla herkesin gözü önünde Murry’i de öldürüyor ve ardından kahkahalar atıyor.

Filmin ana karakterinin bu kadar bunalmış ve ezilmiş yönünün olması Gotham şehriyle bütünleşmiş bir ruh halini ifade ediyor. Daha önceki “joker” karakterlerinden farklı olarak bir insan nasıl çıldırır ya da bir insan nasıl seri katil olabilir, sorularının alt yapısını bizlere sunuyor. Birçok filme gönderme yapan Joker filmi, başrolde Robert De Niro’nun olduğu Taxi Driver ve The King of Comedy filmlerinden beslendiği çok açık. Hem karakterin dönüşümü hem de sokakların yozlaşmış yapısı bize aynı duyguyu hissettiriyor.

Diğer Hollywood yapımlarında olduğu gibi bu filmde de modern sistemin içerisinden çıkan ve toplumsal adaleti sağlamaya çalışan karakterler görüyoruz. Daha önce Batman, Spiderman, Thor, Logan, Superman gibi kahramanlar şehri ve dünyayı kötülüklerden kurtarıyordu. Alışılmışın dışına çıkılan bu filmde ise kötü bir karakter olan “Joker”, bu defa adaletsiz bir şehirde isyanın fitilini ateşleyen kahraman oluyor.

Joker, Gotham’ın zengin ve güç sahibi insanları tarafından kurulan sistemine başkaldırıyor. Bu kurallar Gotham halkının değerlerinden uzak kişiler tarafından belirleniyor ve korunuyor. Çünkü kurulu düzen insanları mutlu etmiyor. Daha önce kanunların işlemediği durumlarda kanun koruyucu ve sağlayıcı kahraman olan Batman yani (öldürülen Thomas Wayne’nin tek mirasçı oğlu) Bruce Wayne, düzeni sağlamaya çalışıyordu. Bruce Wayne Ülkenin en zengin adamı ve ülkeyi korumaya çalışıyor. Dikkat ettiyseniz her seride kural ve kanun vurgusuyla sokakları koruyor. Çünkü zengin ve güçlü olan kanunu da koyar, kurulu düzeni de korur. İşte Joker’in de asıl derdi bununladır. Çünkü Joker’in tüm filmlerde vurguladığı şey şuydu: Sizin düzeniniz işlemiyor. Tepeden inme kurallarınız, kontrol etmeye çalıştığınız insanlar artık dayanamaz ve katlanamaz duruma geldiler. İşte bu durumda; bu sisteme meydan okumak bizim hakkımız. Biz de kaos ile buna cevap veriyoruz, demek istiyor kısacası. Ancak burada ilginç olan ise Joker’in alternatif bir yönetim sunmamasıdır. Çünkü Joker’e göre sabit, kurulu bir düzen yine kaos doğuracaktır. Nitekim halk kaosla kurulu düzeni alaşağı edecek ve kendi yönetimini kendisi tashih edecektir.

Joker filminin dikkatimi çeken bir başka hususu da epik bir tarihten yoksun tipik Amerika kültürü ve sinemasının dışında bir senaryo ile karşımıza çıkmasıdır. Hegel’in ifadesiyle “devletsiz sivil toplum”un bir kahramanı olan Joker’in politik göndermelerini de içeriyor. Çünkü Joker karakteri, gündüz iktidara sinirlenip akşam talk show izleyip sinirlerinin yatışmasına kanmayan biri. Dolayısıyla, bireyler üstünde bir hukuk ve otorite kuramamış olan Amerika siyasetinin iki kanadını oluşturan Cumhuriyetçiler ve Demokratlardan intikam alan Joker karakteri; yurttaşlık etiğinin bir parçası olan “silah” ile özgür ve adaletli bir düzen adına öcünü alıyor. Önce liberal solu temsil eden (ünlü talkshow sunucusu Stephen Colbert) Murry’i canlı yayında öldürüyor. Daha sonra Joker taraftarlarından biri,  Cumhuriyetçi kanadı temsil eden (D. Trump) Thomas Wayne’i öldürüyor.

Diğer Hollywood yapımlarında olduğu gibi bu filmde de modern sistemin içerisinden çıkan ve toplumsal adaleti sağlamaya çalışan karakterler görüyoruz. Daha önce Batman, Spiderman, Thor, Logan, Superman gibi kahramanlar şehri ve dünyayı kötülüklerden kurtarıyordu.

Filmde yalnız insanların televizyon programları izleyerek vakit geçirdiğine dikkat çeken yönetmen, sanal dünyanın kurmaca gülümsemesine, Joker’in acı kahkahalarıyla sert bir eleştiri getiriyor. Joker’in gülümsemesinin istendik bir davranış olmadığı defalarca tekrarlanıyor. Hatta birçok yerde kahkaha atarken ağlıyor. Kendini yapmacık bir dünyanın acı gerçeğinden kurtaramayan Joker, yaşadıkları travmatik olaylardan sonra inanmak istediği hayal ile avutuyor. Oturduğu dairenin bitişinde kalan Sophie Dumond (Zazie Beetz) ile iletişim kuramadığı için onunla hayali şeyler yaşıyor. Yalnızlığını bu şekilde telafi etmeye çalışan Joker, hayatının sert ve karanlık yüzünden kaçmayı başaramıyor. Joker gerçeklerin üzerine gittikçe o silik, korkak ve ezik yönünün yavaş yavaş kendine güvenen bir özne halini aldığını fark ediyor. Bu onun hoşuna gidiyor. Çünkü kurmacadan bir dünyanın dışına çıkan bedeni özgür kalıyor. Bu durumu dans ile ifade ediyor, Joker. Joker’in dans sahnelerinde bedenin ruhtan duyduğu ıstıraptan uzaklaşması betimleniyor. Ruh ıstıraplarından uzaklaşınca beden adeta raks ediyor.

Ailesiz, arkadaşsız ve sosyal ilişkileri kopuk bir ortamı bize gösteren yönetmen seküler toplumda geçmişi ve geleceği belirsiz bir karakterin kendi varoluşsal gerçekliğini gösterebileceği tek yol “şiddet” olabileceğini vurguluyor. Çünkü bu sistemde insanlar tek bir özne ve tek bir kimlik ile yaşamıyorlar. Çok yüzlü, çok kimlikli ve belirsiz bir dünyada Joker için taktığı maske onun kendi gerçeğinden kaçamayacağının en belirgin kanıtı oluyor. Ve bu düzen içerisinde maske takmasına rağmen gerçeği söyleyen tek kişidir, Joker. Bu durumda yönetmen bize ailenin gerekliliğini, şeffaf ve adil bir düzeni ve hatta dinin toplumsal işlevinin önemini bir kez daha hatırlatıyor. Son olarak, “sahte olanın gerçekten daha gerçek göründüğü” bir dünyada sıkışıp kalan Joker, acı kahkahalarıyla modern çağın sorunlarının maskesini düşürmeyi amaçlamıştır.

Yazar Hakkında

1992’de Tatvan’da doğdu. Lise eğitimini Erciş Anadolu Öğretmen Lisesi’nde, lisans eğitimini Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde aldı. Bu yıllarda editörlüğünü yaptığı edebiyat dergisinde şiir ve öyküleri yayınlandı. 2015’te Özel Eğitim Bölümü’nden mezun oldu. Şubat 2020’de Uludağ Üniversitesi’nde Din Sosyolojisi alanında yüksek lisansını tamamladı. 2015’ten beri MEB’de Özel Eğitim Öğretmeni olarak çalışmaktadır.

2 yorum

  1. İmzasız Üzerinde

    Öncelikle yazı ve görüşleriniz için teşekkür ederim. En sevdiğim anti kahraman hakkında yazıları görmek beni mutlu ediyor. sonunda Gotham’ın yüzleri ortaya çıkıp konuşulabiliyor. yazının başında değindiğiniz eleştirileri daha fazla açacağınızı düşündüm. umarım iki tarafın eleştirileri, haklı ve haksız yanlarını da yazma ve paylaşma fırsatınız olur. Diğer taraftan yazının bir çok kısmında filmi açıklamışsınız.Ama filmin sizin için can alıcı sahnelerini – ki herkesi vuran sahneler vardı- incelemenizi merak ediyorum. Örneğin Joker’in duygu durum bozukluğu, annesinin ölümü. Mr. Wayne ile karşılaşması sahnelerde derinlemesine inceleme yapılması gerektiğini düşünüyorum. Her davranışın bir yansıması vardır. Joker’in davranışlarının yansıması ve bizim iç dünyamızın joker e yansıması çok farklı. Bu nedenledir ki bir çok DC hayranı joker i izlerken haklılık ve ya haksızlık anlayışı, kınama, yerme ve ya yüceltme durumu ile değil Joker olarak baktı. Kötülükleri yüceltmek ya da sistem eleştirisinden ibaret tutulamayacak, sadece bir filme sığmayacak bir karakterdir Joker. Yalnızca bu filmle değil bir bütün olarak bakılmalıdır. filmde bu noktada sıkıntılar olduğunu düşünüyorum. DC evrenindeki herkesin V for Vandetta havasına sokulmasını doğru bulmuyorum. Ayrıca bir Batman hayranı olarak vurgulamak ister Batman kanun ve düzenin uygulayıcısı ve koruyucusu olarak kendini tanımlamaz. Eğer tanımlasa idi kimliğini saklamazdı. Bu şekilde işi kolaylaşır, -dediğiniz gibi olsaydı- kendi kurallarına kurallar eklerdi. Oysa Bruce Wayne kişiliğini hep arkada tuttu ve kanunun ulaşmadığı kesimde GİZLİ bir kahraman oldu. Kanun ya da düzen kurup devamını sağlama işini hep başkaları yaptı. İzlemlerinizi aktardığınız ve incelerken anlamaya çalıştığınız için teşekkür ederim. gerçek Kahkahalarla dolu günlere.

    • Mahmut Çeliker Üzerinde

      Öncelikle yorumunuz için teşekkür ederim. Söylediklerinize kısmen katılıyorum. Psikolojik tahlil noktasında yetkin olmadığımı düşündüğüm için bu konuda fazla yorum yapmak istemedim. Diğer ayrıldığımız hususlarda malesef sizinle aynı fikirde değilim. Tabi söylediklerinize saygı duyuyorum.

Yorum yaz