1- Joker’in bağlamını “sistem eleştirisi” oluşturuyor. Arthur Fleck isimli palyaçonun, yozlaşmış ve “çivisi çıkmış” bir düzen içerisinde merdivenin basamaklarını yorgun argın çıkmaya çalışmasını ve birtakım hadiselerden sonra da Joker’leşmiş halde, dans ederek ve neşe içerisinde inişini izliyoruz. Bu “birtakım hadiseler” hasta, mağdur edilen, engellenen, dalga geçilen bir karakterin varlığa yönelimi içerisinde cereyan ediyor. Bu anlamda Arthur Fleck’in bulunduğu konum, karanlık bir tipleme olarak seyircinin ötekileştireceği bir mesafeye imkân tanımıyor. Varlık, güç, şöhret sahiplerinden (Thomas Wayne, Murray Franklin ve Fleck’in çalıştığı yerin patronu gibi) arta kalan bir alanda annesiyle, değişik açılardan güçlüklerle dolu bir hayatı yaşayan Arthur Fleck karakteri, seyirciyi özdeşlik kurmaya davet eder bir vasatta görünürlük kazanıyor. Sistem eleştirisi, filmde “zengin karşıtı düşüncede artış yaşanıyor”, “zenginlere karşı yeni bir akım mı” vb. vurgular eşliğinde sınıfsal bir boyutla da destekleniyor. Fleck’in Jokerleşme evresinde peşine takılan dedektifleri, filmin ekseninde durduğunu düşündüğüm merdiven sahnesinde, en tepede, Joker’e yukardan bakarken ve onun peşine takılırlarken görürüz. Bu anlamda, farklı zamanlarda yaşamadığı şeyleri yaşadığını vehmeden Arthur Fleck’in haklı veya haksız bazı sebeplerin iteklemesiyle Jokerleştiği sürecin sistemin talepleri haricinde ele alınamayacağını düşünüyorum. Yani, gerçekliği dahi tartışmalı olan hadiseler eşliğinde ve nihayetinde gözetim altında gördüğümüz Joker’in birçok eğilimini, yapıp etmesini film boyunca görüyoruz ama göremediğimiz bir şey var: İrade. Joker’i Arthur Fleck’in iradesi değil, sistemin yapısı ortaya çıkarıyor. Joker’in altını çizerek politik biri olmadığını söylemesi de bu anlamda günümüzün “sivil” hareketlerinin iş yapış tarzını da ima ediyor. Müdahaleye açık ve yönlendirilebilir isyan dilinin/eyleminin politik olsun veya (apolitik olabileceği iddiasını kabul ederek düşünelim) olmasın “müesses nizam”ın kan dolaşımına “katkısını” izliyoruz. Bunu hem filmde hem de yaşadığımız dünyada “izliyoruz”. Burada önem kazanan soru şu: Jokerlerin doğuşu sistemi ırgalar mı? Bu soruya cevabım en net haliyle hayır.

Arthur Fleck’in haklı veya haksız bazı sebeplerin iteklemesiyle Jokerleştiği sürecin sistemin talepleri haricinde ele alınamayacağını düşünüyorum.

2- Bir sahnede Arthut Fleck’i elinde not defteriyle bir komedyeni, “komedyen gözüyle” notlar alarak dinlerken görürüz. Dinlediği kişi bir fantezi anlatısı yapıyor. Kendisi profesör (Prof. Lewis) ve karısı da mezun olmak için dersinden geçmek zorunda olan bir son sınıf öğrencisidir. Batı Medeniyetine Giriş dersinden kalmıştır. Hem bu dersten kalıp hem de son sınıf öğrencisi olmasını “yemediğini” söyleyen “Profesör Lewis” öğrencisinin “Affedersiniz Profesör Lewis, Batı Medeniyetine Giriş dersinden kalabilirim. Dersi geçmek için her şeyi yapabileceğimi söylemeye geldim.” dediğini ve kendinin de “Her şeyi mi?” diye karşılık verdiğini belirtiyor. Joker de defterine “Cinsel Şakalar Hep Komik Olur” notunu almıştır.

Bu “fantezi” filmi aşan bir gerçekliğe tekabül ediyor. Yukarıda işaret ettiğim Arthur Fleck karakterinin, seyirciyi özdeşlik kurmaya davet ettiği vasat burada daha başka bir mahiyet kazanıyor. Dünya Gotham’dan ibaret değil. Gotham’da, yaptıkları bir adalet talebini şekillendirecek olan Fleck’i burada kendisi için dersler çıkarırken izleriz. “Batı Medeniyetine Giriş”i bilimsel, siyasi yahut daha başka amaçlarla hayati önemi haiz bir mesele olarak görenlerin Arthur Fleck’in hareket sahasına daha dikkatle bakmaları önemli görünüyor. Bu sahnenin Doğulunun veya Batı dışı bir “tip”lemenin Hollywood sinemasındaki temsiliyle doğrudan bir ilgisi yok fakat Hollywood sinemasın ötekine bakışı üzerine oldukça dikkat çekici bir okuma imkânı sunuyor.

Gerçekliği dahi tartışmalı olan hadiseler eşliğinde ve nihayetinde gözetim altında gördüğümüz Joker’in birçok eğilimini, yapıp etmesini film boyunca görüyoruz ama göremediğimiz bir şey var: İrade. 

3- Değişimi okumanın kendine has sorunları vardır. Değişimin ne kadarının hayatın kendi yatağında gerçekleştiği ne kadarının müdahale ve kurgu çerçevesinde gerçekleştiği bilinemez. Bu kimileri için bitimsiz kader tartışmalarının kimileri için tarih/toplum/devlet felsefelerinin bir konusudur. Napolyon’u “at üstünde dünya tini” olarak tasvir etmek de yaşadığı yüzyılın ve yanlış kararlarının bir kurbanı olarak da değerlendirmek mümkün. Dikkatimi çeken “yeni” bir okuma biçimi de “delilik-dâhilik” söylemlerinden beslenen bir noktada şekilleniyor. Değişimi tetikleyen yahut değişimin “tetiklediği” iktidar sahiplerini birer “hasta” olarak ele almak. Misal bu doğrultuda, zaman zaman Hitler’i cinsel sorunları olan, hastalık hastası ve ilaç bağımlısı bir deli olarak takdim eden çalışmalarla karşılaşıyoruz. Benzeri iddialar daha başka isimler için de dile getiriliyor. Yaşananları bir kişinin doğru ve yanlış birtakım kişisel hasletleri üzerinden okuma girişimlerinin “mesele”yi anlamaktan bizi uzaklaştıracağını düşünüyorum. Film bağlamında dikkat çekmek istediğim soru şu: Neden “değişim”i açıklamak için ismi önem arz eden yahut önemli bir zeminde “kurgulanan” karakterler meczuplaştırılıyor yahut (Joker’de olduğu gibi) hastalıkla muallel bir yapıda arz ediliyor?

Merve Çağıran ile birlikte Joker’i enine boyuna konuştuk. Bu yazıyı o konuşmayı temel alarak kaleme aldım. “Sınıfta Bırakılan Mesih: Joker” başlığı altında yayınladığımız sohbeti dinlemek için tıklayın.

Yazar Hakkında

1992’de, İzmir’de doğdu. Lise eğitimini (Konya) Özel İsmail Kaya Lisesi’nde, üniversite eğitimini Gazi Üniversitesi’nde aldı. 2014’te Kamu Yönetimi Bölümü’nden mezun oldu. Metin yazarlığı ve editörlük yapıyor. İlk kitabı Kanımız Yerde Kaldı (şiir) 2018’de yayımlandı.

1 Yorum

  1. “Film bağlamında dikkat çekmek istediğim soru şu: Neden ‘değişim’i açıklamak için ismi önem arz eden yahut önemli bir zeminde ‘kurgulanan’ karakterler meczuplaştırılıyor yahut (Joker’de olduğu gibi) hastalıkla muallel bir yapıda arz ediliyor?”, sorunuza cevap:
    Sistemle ya da topluma uyum sağlamış, ‘sağlıklı’ bireyler sorun çıkarmaya ve muhalif olmaya pek yeltenmezler. Ancak sisteme ve toplum yapısına uyum sağlayamayan kişiler ‘hasta’ olarak nitelenebiliyor. Zahirde böyle olmasa da toplumsal düzen onu bu şekilde dışlayabiliyor.

Yorum yaz