İnsanların yürüdüğü mesafeleri kilometreleri ile sınırlamadığı ya da akıllı telefonlardaki uygulamalarla ölçüp tartmadığı bir dünya hayal ediyorum. Çok basit aslında. Bakkal Hüseyin’in oradan eve kadar ekmekle yürünen yalın ve yaşanabilir bir hayat. İlla deniz kenarında olması gerekmiyor. Tempo da şart değil. Spor yapmak, kalori yakmak ya da zinde olmak için yürümek de bir tercih tabi, ama ne yazık ki telaşeli olan her şeye doğuştan meyyal modern insanlar olarak, tabiatı dinginlik olan yürümeyi bile kendi koşuşturmacamızda yarıştırıyoruz. Can çekişiyor halbuki, nefes nefese kalıyor ayaklarımızda ama henüz bunu ölçebilen bir uygulama yapılamadı.

Çok mu didaktiğim? O zaman bir tık geri yürüyeyim. Ama mümkünse kalabalık bir şehirde olmasın. Egzoz dumanı, korna sesi, dar kaldırımlar üzerine oturtturulmuş devasa reklam panosu derken unuttuğum bir şey var, kendi ritmim. O reklam panosu, kocaman harflerle, mesnetsiz iddialarını bana sormadan zihnime boca ederken, ben aslında yürüyordum. Başladığım bir yer, gideceğim bir istikamet vardı. Sonra ne oldu? İçinde bulunduğum şehir ve gürültüsü beni yuttu. Kendiyle baş başa kalmaya tahammül edemeyen bir organizma olarak telefonumun ekranına hapsolundum. Sağ baş parmağımla yaptığım kaydırma işaretini hayatımın yeni anlamı varsayıyorum. İtirazı olan?

Kim ne derse desin böylesi bir yürümek üzerime geliyor benim. Alın beni onun geçtiği yerden diyesim geliyor. Tutmayın beni hatta koşayım çünkü zihnim ve kendimle olarak bir önceki reklamın iddiasını mütalaa ederken, yürümek artık yalın bir eylem olarak kalamıyor maalesef. Gözümün gördüğü her şeyi taşıdığım bir heybe var sırtımda. Öyle bir ağırlık ki, en güzel yolları yürümekten caydırıyor. Ya da öyle bir yürüttürüyor ki beni, kimse için ne bir mesuliyet, ne de bir masumiyet taşıyamıyorum. Hatta kendim için bile ardımda bir yol işareti bırakamıyorum. Hansel ve Gretel’i kadar olamıyorum yaşadığım çağın. Neden? Nereden geldiğimi mi hatırlamak istemiyorum yoksa nereye gittiğimi mi bilmek istemiyorum. Belki de hep kaybolmak üzerine kurulmuş hikayeleri hatırlıyorum. Belki de hep kaybolmak istiyorum. Nereye gideceğimi bulursam, kendimi de bulurum, yoksa bundan mı kaçıyorum? Bu yaşadığımız beton ormanının derinlerinde, ay ışığında parıldayan çakıl taşlarına, bile isteye körleşiyoruz. Sanki evimize her yer uzakmış gibi, hatta bazen bir evimiz yokmuş gibi. Bu içimizden geçirdiklerimiz ne çeşit bir duadır ve aslında ne çeşit bir rüyadır bilemiyoruz. Bu da bir muamma aslında. Bir çeşit geri dönüşümsüz hayal kırıklığı.

Yalnızca yola odaklanıp yürümenin o kendine has gayretini ve şevkini yok sayma gafletimiz affolur inşallah. Zihnimin çok ötesinde yaşadığım bir kafa karışıklığı olarak, en çok bunun yanlışlığından korkuyorum. Yola çıkmak, yolda olmak, yola çakılmak, yolda savrulmak, yolda kaybolmak… Yürümekse çok salt bir gerçeklik ve de  katışıksız bir fiil. O yüzden keskinliği, günümüz karmaşasına ayak uyduramıyor. Bu yüzden sakince bir yerden bir yere yürüyemiyoruz, hep koşturmaya daha yakın oluyor adımlarımız. Bu yüzden bakkal Hüseyin amcadan beri tarif edemiyoruz yürüdüğümüz yolu. İnsanın kendinin farkına varması için biraz yalınlık lazımdı halbuki, bunu bile elimizden alan bir şeyler oldu. Yaşadıkça alıştık, ne olduğunun farkına varamadık.

Bir kitap açıp bir adım temiz malumata, bir adım bilgeliğe, biraz hikmete, az biraz tecrübeye yürünmez mi ki? Mesela oralara gitmesek de gidenleri okusak, aynı yolu yürümeden de gitmiş olur muyuz? Zaten artık uzay çağındayız, yakında ışınlanma da icat edilecek, o zaman ne olacak? Kendi kafamızın içinde de oradan oraya yürüyebilir miyiz ki? Kandıramadık mı hala kendi ayaklarımızı? Ben vazgeçmiyorum. Tüm vazgeçmeler gitmektir. Yürürken mi düşünürken mi yazarken mi daha çok gidiyorum? Aslında çok yürüyorum ama hiç gidemiyorum. Amaç gitmek miydi, yolda olmak mı? Bu kadar soru yetti. İzninizle cevaplamıyorum. Dünyanın karmaşası o karmaşadan beslenenlerin olsun. Geri kalanımızı yalınlık kurtarsın. 

Yazar Hakkında

Düzce'de doğdu. 2012'de İstanbul Üniversitesi Psikoloji Bölümü'nden mezun oldu. Yüksek lisansını sosyal psikoloji alanında Surrey Üniversitesi'nde tamamladı. Şuan Keele Üniversitesi'nde yine sosyal psikoloji alanında doktora eğitimine devam ediyor. Yazmayı sever. İngiltere'deki eğitim hayatına dair tecrübelerini paylaştığı bir bloğu var.

Yorum yaz