Prof. Dr. Kasım Küçükalp, Ankara Us Atölyesi’nin çevrim içi buluşmasında Ketebe Yayınları’ndan çıkan Fizik, Metafizik, Gayb: Dinin Ontolojik Teklifi adlı kitabı üzerine konuştu. Küçükalp, dinin felsefi, sosyolojik ya da psikolojik sonuçları üzerinden değil, asli ontolojik statüsüyle düşünülmesi gerektiğini ifade etti.
“Bu çalışma 10-15 yıllık bir sürecin ürünü”
Konuşmasına Ankara Us Atölyesi’ne teşekkür ederek başlayan Küçükalp, kitabın uzun soluklu bir düşünme sürecinin sonucu olduğunu belirtti. Küçükalp, çalışmanın ortaya çıkış sürecini şu sözlerle anlattı:
Bu çalışma yaklaşık 10-15 yıllık bir sürecin ürünü; ama daha genel bir değerlendirmeyle ifade edilecek olursa, benim felsefeyle iştigalimi motive eden iç saiklerin nihai kertede o motivasyonla paralel bir biçimde açığa çıkmasıyla alakalı bir metin olduğunu söyleyebilirim.
Küçükalp, kitabın yalnızca teorik bir felsefe çalışması olarak değil, Türkiye’de ve İslam dünyasında modernleşme, Batı düşüncesiyle karşılaşma ve hakikat meselesi etrafında süren tartışmalara bir katkı olarak okunması gerektiğini dile getirdi.
Kitabın merkezinde İslam’ın “varlık oluşsal teklifi” var
Küçükalp, kitabın temel meselesinin İslam’ın insana sunduğu ontolojik teklif olduğunu ifade etti. Ona göre çalışma, İslam’ın insanı hakikatle nasıl ilişkilendirdiği ve bu ilişkinin hangi zeminde kurulabileceği sorusuna odaklanıyor.
Küçükalp, kitabın ana iddiasını şöyle özetledi:
Bu kitap, bir din olarak ama herhangi bir din değil, dinin ontolojik statüsünün hakkını vermiş yegâne din olarak İslam’ın insana sunmuş olduğu varlık oluşsal teklifi konu edinen; tüm zamanlar için İslam’ın insanın hakikatle hakikatli bir ilişki kurma noktasında nasıl bir imkân sunduğu ve bu imkânı nasıl realize ettiği meselesine odaklanan bir çalışma olarak anılabilir.
Bu çerçevede Küçükalp, çalışmanın Batı felsefesi, metafizik gelenek, modern düşünce ve çağdaş nihilizm tartışmalarıyla hesaplaşan bir yönü bulunduğunu belirtti.
“Tanımlar dinin asli mahiyetini görünmez kılıyor”
Konuşmasında dinin çoğu zaman felsefi, sosyolojik, psikolojik, antropolojik ya da ekonomik sonuçları üzerinden tanımlandığını söyleyen Küçükalp, bu tür tanımların dinin asli mahiyetini görünmez kıldığını ifade etti.

Küçükalp’e göre dinin toplumsal, psikolojik ya da ahlaki sonuçları olabilir; ancak din bu sonuçlara indirgenemez. Bu nedenle asıl mesele, dinin kaynağı ve ontolojik statüsüdür.
Bu noktada Küçükalp, kitabın hareket noktasını şu ifadelerle açıkladı:
Genel anlamda dinin felsefi, sosyolojik, psikolojik, antropolojik, toplumsal, ekonomik ve benzeri sonuçları üzerinden yapılmış din tanımlarından kurtarılması gerektiği, hakiki ontolojik statüsüyle buluşturulması gerektiği kanısıyla bu çalışmaya başladığımı söyleyebilirim.
Küçükalp, dinin yalnızca işlevleri üzerinden tanımlanmasının “anlam kaybı” ve “hakikat kaybı” doğurduğunu vurguladı.
Fizik, metafizik ve gayb ayrımı
Sunumun ana eksenlerinden birini kitabın başlığını oluşturan fizik, metafizik ve gayb ayrımı oluşturdu. Küçükalp, bu ayrım yapılmadığında bilim, felsefe ve din arasındaki sınırların karıştığını söyledi.
Küçükalp’e göre fizik, insanın gözlem ufkunda beliren duyulur gerçeklik alanına karşılık gelir. Bilim de bu alanın mantığını kavramaya çalışır. Bu nedenle bilim, gözlemlenebilir gerçeklik alanında güçlü bir bilgi üretme biçimidir; ancak hakikat, değer, anlam ve amaç gibi meselelerde nihai söz söyleyemez.
Bu sınırı şöyle dile getirdi:
Bilim fizik düzleme dayalı olarak, fizik düzlemden hareketle fizik düzlemde beliren gerçekliğin mantığını kavramaya yönelik bir entelektüel faaliyet olarak kendisini gösterecektir. Bilimin sınırı gözlem ufkunun sınırıyla malumdur.
Küçükalp, modern dönemde bilim ile bilimselciliğin birbirine karıştırıldığını da belirtti. Ona göre bilimselcilik, bilimin sınırlarını aşarak hakikat, anlam ve değer hakkında metafizik iddialar üretmektedir.
“Metafizik, hakikatin kendisi değil hakikat tasavvurudur”
Küçükalp, konuşmasında felsefi düşünceyi ve metafizik gelenekleri de eleştirel bir bakışla ele aldı. Ona göre metafizik, duyulur olanın ötesine yönelse de hâlâ insan düşüncesinin sınırları içinde kalır.
Bu nedenle felsefi sistemlerin ortaya koyduğu hakikat iddiaları, hakikatin kendisinden çok insan zihninde kurulmuş hakikat tasavvurlarıdır. Küçükalp, felsefenin bu yönünü dikkat çekici bir benzetmeyle anlattı:
Benim naçizane tanımımla felsefe, soyut akıl fırçasıyla soyut zihin tuvaline hakikat resmi çizmek demektir.
Küçükalp’e göre felsefi düşünce, düşünce konusu yaptığı şeyi insan logosunun huzurunda tam bir mevcudiyet içinde varsayar. Bu da hakikatin insan idrakine indirgenmesi tehlikesini doğurur.
“Gayb fizik ve metafiziğin ötesine tekabül eder”
Konuşmanın en kritik kavramlarından biri ise gayb oldu. Küçükalp, gaybı fizik ve metafizikten ayrı bir ontolojik zemin olarak ele aldı. Ona göre gayb, insanın hem duyulur hem de düşünülür dünyasının ötesindedir.
Küçükalp bu ayrımı şu sözlerle ifade etti:
Gayb fizik ve metafiziğin ötesine tekabül etmektedir. Yani duyulur ve düşünülür evrenimizin ötesini ifade eder.
Bu nedenle gayb, insanın kendi epistemik imkânlarıyla ulaşabileceği bir alan değildir. İnsan hakikati kendi düşünsel araçlarıyla kuşatamaz; hakikat insana bildirildiği ölçüde onunla ilişki kurabilir.
“Din insanı hakikate sahip kılmaz”
Küçükalp’e göre din, insanı hakikatin sahibi yapan bir sistem değildir. Din, insanın hakikatle doğru ve sahih bir ilişki kurmasını mümkün kılan bir ufuk açar.
Konuşmanın en dikkat çekici cümlelerinden biri bu noktada geldi:
Din insanı hakikate sahip kılmaz; hakikatle hakikatli bir ilişki imkânını açar. Gaybtan gelen haber metafizik ve fiziğimizi yararak bize ulaşır.
Küçükalp, gaybtan gelen haberin eşyayı “ayete”, evreni ise “aleme” dönüştürdüğünü belirtti. Bu sayede insan, dünyanın, eşyanın ve kendi varlığının ontolojik statüsünü yeniden düşünme imkânı bulur.
Peygamberliğin merkezi rolü
Küçükalp, dinin ontolojik teklifinin anlaşılmasında peygamberliğin merkezi bir role sahip olduğunu söyledi. Ona göre peygamber, gaybtan gelen haberin yanlış anlaşılma ihtimali olmayan ilk muhatabıdır.
Bu noktada peygamberin işlevini şöyle açıkladı:
Dinin öncelikli ve biricik muhatabı gaybtan gelen haberi yanlış anlama ihtimali olmayan peygamberdir, nebidir. Dolayısıyla nebi, insanın hakikatle hakikatli ilişkisinin nesnel zemini olarak düşünülmek durumundadır.
Küçükalp’e göre peygamber, Allah’ı soyut bir felsefi tasavvur nesnesi olmaktan, kitabı da yalnızca üzerinde teorik yorumlar yapılan bir metin olmaktan korur. Bu yönüyle peygamberlik, dinin öğretiye indirgenmesinin önündeki asli imkândır.
“Din makuldür, fakat akla indirgenemez”
Sunumun ardından gerçekleştirilen soru-cevap bölümünde Küçükalp, dinin makuliyeti meselesine de açıklık getirdi. Katılımcılardan gelen bir soru üzerine dinin irrasyonel ya da salt imancı bir zeminde anlaşılmaması gerektiğini belirtti.
Küçükalp, bu ayrımı şöyle ifade etti:
“Dinin teklifi makuldür. Akıl sahiplerini muhatap alır ama akla indirgenebilir, akıl yoluyla elde edilebilir bir şey değildir.”
Ona göre bir şeyin makul olması, onun akla indirgenebilir olduğu anlamına gelmez. Din, aklı muhatap alır; ancak hakikati insan aklının sınırları içinde üretilmiş bir kavrama dönüştürmez.
Nihilistik çağda İslam’ın ontolojik teklifi
Küçükalp, modern çağın insanı anlam, değer ve amaç bakımından ciddi bir krizle karşı karşıya bıraktığını söyledi. Batı metafiziğinin ve modern hakikat tasavvurlarının çözülmesiyle birlikte insanın nihilistik bir varoluş ufkuyla yüzleştiğini ifade etti.
Bu noktada İslam’ın ontolojik teklifinin yeniden düşünülmesi gerektiğini belirten Küçükalp, nihilizmi yalnızca olumsuz bir durum olarak değil, dinin teklifinin anlaşılabileceği çıplak zemin olarak gördüğünü söyledi.
Küçükalp’e göre İslam, gaybtan gelen haber ve peygamberin pratiğinde ete kemiğe bürünen sünnet aracılığıyla insana anlam, değer, amaç ve ebediyet ufku sunar.
Program soru-cevap bölümüyle tamamlandı
Yaklaşık bir saat süren sunumun ardından program katılımcıların sorularıyla devam etti. Soru-cevap bölümünde peygamberlik, makuliyet, metafizik bilgi, Platon düşüncesi, nihilizm ve hakikatle ilişki gibi başlıklar ele alındı.
Etkinlikte, Fizik, Metafizik, Gayb: Dinin Ontolojik Teklifi kitabının çağdaş düşünce, İslam düşüncesi, Batı metafiziği eleştirisi ve dinin ontolojik statüsü bağlamında önemli tartışma başlıkları açtığı vurgulandı.
