Her şeyi bilebilmenin mümkün olduğuna inanması insanın en büyük yanılgılarından biri olsa gerek. Bilmek, açıklamak, sınıflandırmak, teorileştirmek ve nihayet temsil edilebilir hâle getirmek… Bilhassa modern düşüncenin güven duygusu büyük ölçüde buradan beslenir. İnsan, dünyayı kavradıkça ona hâkim olacağını, varlığı açıklanabilir kıldıkça kendi yerini de teminat altına alacağını düşünür. Oysa tam da burada temel bir soru belirir: Her şey insan idrakinin sınırları içinde düşünülebilir mi? Hakikat, insanın kavramlarıyla bütünüyle kuşatılabilir mi?

Prof. Dr. Kasım Küçükalp’in Fizik, Metafizik, Gayb: Dinin Ontolojik Teklifi adlı kitabı, bu soruları Gayb kavramı etrafında yeniden düşünmeye davet ediyor. Kitabın temel iddiası oldukça önemli: Gayb, metafiziğin bir alt başlığı veya felsefi spekülasyonun konusu değildir. Aksine, insanın epistemik evrenini aşan ve ed-Din’in ontolojik teklifini mümkün kılan asli açıklıktır. Bu nedenle Küçükalp’in çalışması, dini yalnızca inanç, ahlak veya bilgi meselesi olarak değil, insan varoluşuna yöneltilmiş bir teklif olarak ele alıyor.

Kitabın başlığındaki üçlü ayrım bu bakımdan belirleyici: fizik, metafizik ve Gayb. Küçükalp’in tasnifinie göre fizik bilimsel düşüncenin, metafizik felsefi düşüncenin, Gayb ise dinî düşüncenin ontolojik zeminine işaret eder. Fakat mesele yalnızca kavramsal bir tasnif değil. Asıl mesele, Gayb’ın metafizikle özdeşleştirilmesi hâlinde neyin kaybolduğudur. Bu, diyebilirim ki kitabın ana meselesini teşkil ediyor. Küçükalp’e göre Gayb metafizik içinde yitirildiğinde, varlığın insani idrak düzlemini aşan hakiki aşkınlığı da kaybolur. İnsan, Hakikat’in muhatabı olmaktan çıkar, onu kendi düşüncesinin nesnesi hâline getirir. Bunun da sonucu doğal olarak Hakikat kaybıdır.

Bu yüzden kitapta Batı metafiziğine yöneltilen eleştirel okuma, kitabın temel teklifi için zemin kuran bir yapıda ilerliyor. Platon’dan Aristoteles’e, Descartes’tan Kant’a, Nietzsche’den postmodern düşünceye uzanan hat, Gayb’ın metafizik içinde nasıl yitirildiğini tasrih ediyor. Yazara göre Platon’da mağaranın dışına ilişkin bir işaret vardır fakat insan idrakini aşan bir Hakikat fikrinin insanın aklına nasıl düştüğünü açıklama konusundaki kör nokta sebebiyle, Platon asılla irtibatın kararmaya başladığı noktadır. Aristoteles’le birlikte düşünce daha belirgin biçimde fizik ve metafizik sınırlarına çekilir. Modern bilimsel rasyonalizm ise bu süreci daha da ileri taşır: matematik yeryüzüne indirilir, kozmos çözülür, Hakikat temsil edilebilir bir nesneye dönüşür.

Bu hattın kriz noktalarından biri Küçükalp’e göre Nietzsche’dir: Nietzsche’nin nihilizm teşhisi, yalnızca Batı metafiziğinin çözülüşünü göstermez aynı zamanda rasyonel Hakikat ve Gerçeklik iddiasının kendi içinde taşıdığı boşluğu da açığa çıkarır. Hakikat’i temsil pratikleri içinde tüketmeye çalışan düşünce, sonunda değerlerin değerden düşmesiyle karşı karşıya kalır. Küçükalp’in okumasında nihilizm, ed-Din’in teklifine duyulan ihtiyacı görünür kılan bir eşiktir. Çünkü insanın anlam, değer ve amaç arayışı yalnızca epistemolojik bir cevapla karşılanamaz; daha derinde, ontolojik bir açıklığa ihtiyaç vardır.

Burada önemli bir ayrım devreye girer. Postmodern düşünce, klasik ve modern metafiziğin kesinlik iddialarını sarsar; hakikatin tarihsel, kültürel, dilsel ve bireysel bağlamlara göre yorumlandığını vurgular. Fakat Küçükalp’e göre bu eleştiri, İslam’ın hakikat anlayışıyla doğrudan özdeşleştirilemez. “Allah bilir siz bilmezsiniz” veya “en doğrusunu Allah bilir” gibi ifadeler, hakikatin yokluğuna ya da keyfîliğine işaret etmez. Bunlar, insanın Hakikat karşısındaki konumunu sorumluluk, muhataplık ve teyakkuz üzerinden düşünmeyi gerektirir. İnsanın hakikati kuşatamaması, hakikatin olmadığı anlamına gelmez; insanın hakikat karşısındaki haddini bilmesi anlamına gelir.

Kitabın asıl teklifi de burada belirginleşir: ed-Din olara İslâm, Allah, Kitap ve Peygamber etrafında insanın Hakikat’le hakikatli bir ilişki kurmasının yegâne imkânıdır. Vahiy, Hakikat’i insanın epistemik ve psişik güçlerine terk etmez. Peygamber ise insan varoluşunun dünya içindeki yönünü, anlamını ve istikametini görünür kılar. Bu bakımdan İslâm, yalnızca inanılacak hükümler manzumesi değil insanın varlıkla, anlamla ve Hakikat’le ilişkisini yeniden düzenleyen ontolojik bir tekliftir.

Küçükalp’in kitabının Yunus Emre bölümüyle tamamlanması da bu nedenle ayrıca anlamlıdır. Batı metafiziği eleştirisiyle başlayan metin, nihayetinde ed-Din’in teklifine verilebilecek şâirane bir mukabeleyle tamamlanır. Yunus Emre ve şiiri, dinin ontolojik teklifinin varoluş tecrübesi içinde nasıl karşılık bulabileceğini gösteren bir imkân olarak konumlandırılır.

Fizik, Metafizik, Gayb: Dinin Ontolojik Teklifi, çağdaş düşünce ortamında İslâm’ın teklifinin nasıl anlaşılabileceğine dair önemli bir düşünme imkânı sunuyor. Dini savunmacı bir söylemin dar kalıplarına hapsetmeden, onu modern metafizik krizlerin basit bir karşıtı hâline getirmeden ve daha önemlisi dini düşüncenin nesnesi kılmadan daha temel ve bütünlüklü bir yerden düşünmeye çağırıyor.

HAZIRKITA Postası

Şiirden sinemaya, haberden tahlile ━ HAZIRKITA’nın seçkisi iki haftada bir e-posta kutunuzda.

Yazar Hakkında

27 Aralık 1992’de İzmir’de doğdu. Lise eğitimini (Konya) Özel İsmail Kaya Lisesi’nde, üniversite eğitimini Gazi Üniversitesi’nde tamamladı. 2014’te Kamu Yönetimi Bölümü’nden mezun oldu. Yüksek lisans eğitimini İbn Haldun Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde Heidegger’de varlık, hakikat ve sanat ilişkisi üzerine yazdığı tezle tamamladı. İstanbul Medeniyet Üniversitesi Felsefe Tarihi ve Sistematik Felsefe doktora programında eğitimine devam ediyor. İlk şiir kitabı Kanımız Yerde Kaldı (Ebabil Yayınları) 2018’de, Ölüm Alışkanlığı (Ketebe Yayınları) ise Mart 2022’de yayımlandı. Bir edebiyat ve kültür-sanat platformu olarak 2017’de kurduğu HAZIRKITA’nın genel yayın yönetmenliğini sürdürüyor.

Yorum yaz