Size ilk kez uçağa binmenin endişesini unutturacak bir şey söyleyeyim mi? Bir başınıza uçağa binmek, dış hatlarda uçmak, kaptan telefonları kapatın uyarısını geçtiğinde telefonunuzu açtığınızda hiç kimseyi arayamıyor olacağınızı bilmek, Türkiye ile ilişkileri tam da yeni bozulmuş bir zamanda Türk pasaportu ile ülkeye giriş yapacak olmak, Müslümanların azınlıkta olduğu ve İslamofobik saldırıların yaşandığı bir yerde kapalı yani Müslüman kimliğini ifşa eder halde olmak ve daha nicesi… Size teminat veririm ki bütün bunlar size uçağı binmenin stresini unutturacaktır; ancak baştan başa bir düşündüğünüzde ne de delice bir şey yaptığınız fikriyle dehşetin ortasında kalacaksınız. Neyse düşünmeyin, zira ben öyle yaptım, size anlatmaya niyetlendiğim Hollanda maceram başka nasıl ortaya çıkardı ki?
Kendimi tanıtmama izin verin. Ben Dilek, ismim 1970’lerde işçi olarak gönderildiği Almanya’da bir gün öğrencileri ile beraber bahçede eğitici aktiviteler yapan bir anasınıfı öğretmenine bir çocuğun Dilek öğretmenim diye seslenmesini duyan dedemin muhtemelen tam da o günlere denk gelen doğum günüm neticesinde beni böylece adlandırmasından geliyor. İsim kader midir bilmem ama öğretmen oldum ve şu an Hollanda’dayım. Hakkımdaki diğer bilgiler bu yazı dizisinin konusu olacağı için ilgili yazı gelene kadar ertelenebilir. Planlı gitmeyeceğimin garantisini verebileceğim bu yazı dizisinde size en çok da hayatımın önemli bir köşe taşını ifade eden Hollanda’ya gelme fikrimi, burada yaşadıklarımı aktarmaya amaçlıyorum. Bu yazı dizisinin hedefi yeterli cesareti toplamasına ramak kalmış bir okurun sırtını sıvazlayıp ben yaptıysam sen de hayli hayli yaparsın ve bu yolda yalnız değilsin demek değil, arkadaşlar bu yolda yalnızız ve birileri yapıyorken biz hala yapamıyor olabiliriz. Yalnızlığı yaşayacağım şehre gelir gelmez Türkler tarafından kazıklamaya çalışmamdan bisikletimin zinciri takılınca koskoca bisikleti kilometrelerce sürüklemeye varıncaya kadar ya da ne bileyim yolda tek günahın oradan geçiyor olmakken ülkene geri dön diye bağırmalara muhatap olacak kadar yalnızsınız. Belki de daha fazlası başınıza gelecek. Ancak hangi duygu ebediyen kalmış ki! Sonra kampüse gideceksiniz, orada ilk yol tarifi sorduğunuz biri belki sizin Hollanda’daki ailenizi oluşturacak, düğününe katılıp kayınvalide damadı için ne de hoş gitar çalıyor diyeceksiniz, sizi Türkiye’ye geri döndüğünüzde havalimanına bırakacak, orada size öyle samimi bir şekilde sarılacak ve çat pat telaffuzuyla öyle samimi bir Türkçe ile hoşça kal diyecek ki gurbetçi Türklerden oluşan yolcular şaşkın bir şekilde yanınıza gelip yıllardır buradayız böyle bir yakınlık kuramadık buralılarla deyip sizi tebrik edecek belki de. Yani demem o ki duygulara aldanmayın, onlar bu hayatta başımıza gelen şeylerin yaşanır kılan yardımcılar olsa gerek.
Neden Hollanda’dayım, Türkiye’nin geneline göre bile oldukça korumacı ve muhafazakar olarak değerlendirilebilecek ailemi bu maceraya nasıl ikna ettim, burada ne kadar daha kalmayı planlıyorum, sıfır İngilizce ile üniversite 4. sınıfa kadar hayatta kalabilmiş birinin İngilizce eğitim veren bir okulda okuma tutkusu nereden geliyor, bölüm hocalarıyla yaşadığım ilginç diyaloglar, sınıf arkadaşlarımın Türkiye iç politikası ve cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan merakıyla nasıl baş ediyorum, Hollandalı arkadaşlarıma öğrettiğim en anlamlı Türkçe kelime, enteresan Hollanda adetleri, Hollanda’nın özgürlükler cenneti algısının arka planı, buradaki Türklerin Türkiye sevgisi ile imtihanım, daha önce öğrenci evinde bile kalmamış bendeniziniz Karadenizli bir teyze ile ev paylaşma deneyimi, Hollanda’da tek başına bir kadın olarak yaşama hissi, buradaki Diyanet yapılanmasının Türkiye’dekiyle karşılaştırılması, pandemi döneminde burada olmanın Allah kahretmesinlik ve Allah’a şükür iyilik kısımları, ayrımcılığa maruz kaldığımda ağlayıp günlüğüme yazmak yerine neyi tercih ediyor oluşum… ve daha niceleri ile müsaadenizle başınızı ağrıtmak niyetindeyim. Rabbim utandırmasın.
*
Evet, nerede kalmıştık? Uçağımızın havalimanına yanaşmasıyla fiziksel olarak çokça uzaklaştığımız bizi üreten toplum ve yapıdan; sosyal ve psikolojik açıdan da araya mesafe koyacağımız birtakım etkileşimlere girişme kısmına, yani yeni yaşam bölgemize adaptasyon sürecine… Dikkat ediniz ki bu süreç sosyal bilimcilerin aklına, fen bilimlerindeki gibi kesin işleyen kuralların kendi alanlarında da yerinin olduğu fikrini sokacak kadar keskin. Zira toplumun hiçbir şakasının olmadığını bireye her karşılaşmada hatırlatan bir süreçtir bu. İner inmez pasaport noktasında Avrupa vatandaşlarının elektronik bir kontrolle ülkeye girmelerine izin verilirken bizlere Hollandalı genç memur arkadaşlar biraz zoraki gülümsemeleri ile “Neden geldin?” sorusunun ardından yine prosedür gereği “Hoş geldin” diyecek ve biz de bir hoş olup olmadığımızın kararını sizlere bıraktığım yeni hayatıma başlayacağız.
Youtube’tan ilgili her videosunu izlediğimiz, Google Earth sayesinde evimizin önünü arşınlayıp aşinalık kazandığımız şehrimize muhtemelen tren ile gideceğiz. Bu yolculuk ölmek üzere olan kişilerin sevap ve günahlarının ufak bir sinevizyon gösteriminin tam antitezi gibi. Gelecekte ne gibi şeyler yaşatır bana bu topraklar hissiyle kişiyi tefekküre zorlayacak, benim ne işim var burada sorgulamalarına trenin geniş seyirlik camlarından bir Hollanda tanıtım videosu eşlik edecektir. Eğer bu düşüncelerden nefes alıp manzaraya odaklanabilirseniz Türkiye’nin oldukça yeşil sayılabilecek bir yerinden gelen birine bile memleketini bozkırda yaşamış hissi verecek kadar geniş yeşil alanları gördükçe sakinleşeceksiniz. Bu yolculuk esnasında biraz daha odaklanırsanız şehirlerarası yolların ne kadar kısa olduğunu ve otobanlara eşlik eden bisiklet yollarında da yeni tanışacağınız arkadaşlarınızla bisiklet üzerinde şehir değiştirme hayalleri kurabilirsiniz. Bunun yanında reklamlara konu olan kocaman Hollanda ineklerine ve şehrin kırsal hayatına yakından bakabilirsiniz.
Tüm bunlar olurken yanınıza birinin oturması ve o birinin Hollandalı olma ihtimali oldukça yüksektir. Bu kişi zihninizdeki Hollandalı imajına ilk şekil verecek kişi olacak ve muhtemelen gayet sıcak bir üslupla size hoş geldin diyecektir. Avrupa insanının o soğuk yüzünün inanın bana en sevimli versiyonlarından birini Hollanda size sunabilir. Zira doğal, eğlenceli ve dürüstlerdir. Bizim ülkemizdeki aksaklıklar üzerine konu ettiğimiz durum komedimiz onlarda az çalışıp, sosyal hayata zaman ayırmaktan ve sistemle alakalı ciddi problemleri olmamasından dolayı zamanı ve sınırları belli niyetsel bir komikliktir. Bir müddet burada yaşadıktan sonra olur da İstanbul metrosuna binerseniz herkesin neden cenaze töreninde takılması zorunlu suratsız duruşlar sergilediğini birazcık sorgulayabilir, sonrasında stres kelimesinin bu topraklara yabancı olmadığını hatırlar ve hayatımıza devam edersiniz.
Sonra evinize gelebilir ve ilk iş kabilinden yapılacak en makul şey olarak bisikletle şehir turuna çıkabilir ve gözünüzü buraya boşuna gelmediniz hissine ikna edecek kadar doyuracak güzel manzaralar görebilirsiniz. Hollanda’daki ilk alışverişinizde market sistemine aşinalık kazanabilir, sebzelerin neden bu kadar pahalı olduğunu düşünürken süt ürünlerinin görece ucuz olmasıyla bir parça rahatlar, Türk ve yerel marketleri gezebilir ve buralarda turist gibi davranmaktan yerli göçmen tavırlarına geçebilirsiniz.
Ertesi gün okula gidip derslere katılabilir, sınıf arkadaşlarınızın size ilk beş hafta uzaylı gibi davranma sürecini bir an önce başlatabilir ve eğer hafif kaliteli bir üniversitede öğrenciyseniz hocanızın kendinizi ifade edecek şartları sürekli oluşturmaya çalıştığına tanıklık edebilirsiniz. 11 Eylül saldırıları sonrasında daha da pekişen Hans Küng’ün İslam adlı eserinde de değindiği gibi mensup olduğunuz din Budizm, Hinduizm ve diğer büyük dünya dinleri gibi algılanmamıştır zira çevrenizdeki insanlar tarafından, İslam’ın Batı için Hıristiyanlığın yerine almaya hevesi bir rakip olarak anlaşıldığını çeşitli ortamlarda idrak edebilirsiniz. Sınıf arkadaşlarınızla diyalogda Batı insanın ilk olarak hoşgörü izlenimi veren ve ancak ilk İslam ve Hıristiyanlık karşılaştırmasında Hıristiyanlığın kanaatinizce açıklanmaya ihtiyaç duyduğunuz yanlarını gerçekten onların bunları nasıl izah ettiğini öğrenmek için sorduğunuzda kolayca misyoner olarak damgalanabilirsiniz. Ya da henüz sizinle ilk konuşmalarında sizi zihinlerindeki bir kalıba oturtarak sınırları belirlenmiş ve haliyle daha konforlu bir iletişim kurmak adına ülkenizin şu anki cumhurbaşkanı hakkındaki görüşlerinizi sorabilirler. Ancak hemen endişelenmeyin, bu durumun zamanla aşılabileceğinin, böylesi yüzeysel ve indirgemeci tavırların ötesinde fikir alışverişi ve samimi dostlukların geliştirileceğinin yalnızca kendi tecrübelerimle sınırlı kalmadığından eminim.
Evet, saat artık geç olmuştur ve sizin henüz yeni yeni şehir adabına uygun bisiklet sürmeyi deneyimlemek için kat edilmesi gereken bir yolunuz vardır. Bu yol esnasında bazı anlayışlı uzman sürücülerin kibar tavırlarının yanı sıra özellikle yaşlı teyzelerin huysuzca mırıldanmaları ve muhtemelen Hollandacada ‘gast, je laat niemand naar het land komen, nee, Nederland is voorbij …’[1] gibi sözlerine muhatap olabilir, artık sağa dönecekken sağ kolunuzla işaret etmeniz gerektiğini çözebilirsiniz. Ancak Kadir gecesinde doğma şerefine sahip olanların gidecekleri yere kuru olarak vardığı yerin adıdır Hollanda. O yüzden en büyük yatırımınızı gerçekten su geçirmeyen bir yağmurluğa ve çantaya yapabilirsiniz, ama “çantam ve ayakkabım aynı renk değil”, “modanın Allah belasını versin”, “ben kuru kalmak istiyorum” seviyesine geçmeye sizi bir haftada ikna edebilecek bir yağmurdan bahsediyorum. Makyaj yapmak, saçlara fön çekmek gibi şeylerin ise sadece ağır vergilerine rağmen gözü pek bir şekilde hala Hollanda’da arabayla okula gidip gelen babayiğit ve gerçek elit arkadaşların hakkı olduğu konusu Hollanda gibi çok sesli bir ülkede üzerine konsensüs yapılan ender alanlardan biridir. Şimdi ise sırada görüş mesafenizin Euro karşısındaki TL gibi gittikçe silikleştiği bir yolculuk sonrası eve varış ve kapanış. Tebrikler Hollanda’da bir göçmen öğrenci olarak ilk haftanızı başarıyla tamamladınız.
[1] dostum, önüne geleni ülkeye almayacaksın, hayır, Hollanda bitmiş… 🙂
