Bu yazıda herhangi bir kurumu hedef tahtasına oturtma çabası söz konusu değildir. İnsan hayatının söz konusu olması ve bilfiil mağduru olmamız sebebiyle yaşadıklarımızı dikkatlere sunmayı amaçlıyorum. Yaşadıklarımızın ve şahit olduklarımızın dökümünü aşağıda bulabilirsiniz. Yazdıklarıma cevaben İstanbul Valiliği İstanbul Proje Koordinasyon Biriminden gelen cevap ise yazının sonunda (6 Nisan tarihli ek) yer alıyor.


6 Şubat ve devamında yaşadığımız depremler bir kere daha gösterdi ki biz, yani Türkiye’nin güzel insanları, sorunlarımızı içinden çıkılamayacak bir raddeye kadar ertelemekte eşine zor rastlanır bir hüner sahibiyiz. Ne zaman ki çıkılacak bir yola dair bütün umutların yitirilmesi mevzubahis olur, o zaman iyilik kapıları sonuna kadar açılır, ilgili makamlar ve taraflar tepeden tırnağa faaliyete geçer. Normal zamanlarda, toplumun her kademesinden iştirakin olduğu kirli bir sessizlik mutabakatı vardır. Çünkü bu sessizliğin getirileri, konuşmanın ise handikapları vardır. Birileri muhakkak çıkar ve sizin sesinizi bağlamından koparır, derdinize milyonlarca kilometre mesafeden bakarak kendi siyasetine alet eder. Bu sebeple baştan belirtmekte yarar görüyorum, yazacaklarım burnundan ötesini göremeyen ve toplumun asgari dertlerinden habersiz olan ganimetçi siyaset kalpazanlarının ne bir tarafından medet umuyor ne de öteki tarafının hedef tahtasına oturtulmasına malzeme vermeyi amaçlıyor.

Deprem bölgesindeki yıkımların konuşulduğu dönemde, yıkımın henüz deprem olmamış bir muhitte nasıl gerçekleştirildiğini göstermek ve yetkililerin harekete geçmesini istiyorum. Çünkü olmasından korktuğum şeylerin göz göre göre yaklaştığını ve dahası gerçekleştiğini görüyorum.

Yaşanan depremlerden sonra kaçak yapı sorunu üzerinde çokça duruldu. Halbuki, aşağıda bir örneğini göreceğiniz üzere, kaçak yapı sorunu kadar önemli, belki de daha temel öneme sahip sorunları içermesi ve gizlemesi bakımından daha önceliklisi, “projeye uygun” yapılan ve fakat bulunduğu muhiti yaşanılmaz kılan/tehlikeye atan yapılar.

Proje Bazlı Yıkım: Eyüpsultan Yunus Emre İlkokulu ve Haydar Akçelik Kız Teknik ve Meslek Lisesi örneği

Üstünden iki yılı aşkın bir süre geçmiş olmalı. Eyüpsultan’da Akarçeşme muhitinde aynı yerleşke içerisinde yer alan iki okulun yıkımına başlandı, Görece küçük olan Yunus Emre İlkokulu’nun ve Haydar Akçelik Kız Teknik ve Meslek Lisesi’nin.

Harita 1. İki Okul ve İçinde Bulundukları Yerleşkenin Eski Hali | Yeşil çizgi, girmenin ve çıkmanın çile olduğu Sirkeci Çıkmazı’nı, kırmızı çizgi ise Sirkeci Çıkmazı’nı büsbütün kapatan okul sınırlarını gösteriyor.

Harita 1, yerleşkenin Google Haritalar’ın “arazi” görünümündeki halini gösteriyor. Bu, yerleşkenin eski halinin görünümü. Yani zikrettiğim iki okulun yıkılmasından öncesini gösteriyor. Evvela aylar süren bir zaman dilimi içinde peyderpey okulların yıkımı gerçekleştirildi. Aylarca çoluk çocuk pencerelerini taşladı, arada sırada iş makinaları geldi gitti vs. O sürenin yarattığı tahribatı, diğer problemlerin cesameti sebebiyle geçiyorum. Aradaki süreyi, hızla geçiyorum. Sonrasında Harita 1’de Yunus Emre İlkokulu olarak görülen okul binasının iskeleti 1’den 10’a kadar numaralandırdığım bütün evlerin önünü kesecek ve ufkunu kapatacak şekilde yeniden dikildi.

Harita 2. Yeni Yapılan Okul Binası ve Yerleşkenin Son Hali

Kolayca “yeni dikilen” dediğime bakmayın siz. Aylarca gece üçlere dörtlere varan iş makinası (çimento dökülmesi vs.) sesleri eşliğinde süren bir yeniden dikme oldu bu. Mahalleliyle işçiler arasında irili ufaklı gerilimlere sebep olan bir sürü hadise eşliğinde bu süreç sancılı bir şekilde yaşandı. 155’i aradığım farklı zamanlarda, herhangi bir sonuç aldığımı hatırlamıyorum. Kaldı ki mesele gece çıkarılan iş gürültülerinin çok ötesinde. Ama tek tek, ama birlikte mahalleli bu okul yerleşkesinin bütün bir muhiti felç eden, işlevsizleştiren yapısı karşısında harekete geçti. Hiçbir sonuç alınamadı. O süreçte ben de bazı başvurularda bulundum. Evime imzalı mühürlü okulun “projeye uygun” yapıldığı yönünde bir evrak dahi geldi. Şu satırları yazarken bir tarafım keşke saklasaydın diyor, diğer tarafım neye yarayacağını soruyor. “Projeye uygun” yapılan bu okulun bahçesi, zaten bir aracın güç bela girebildiği Sirkeci Sokak’ı, belki daha da daraltmadı ama bir tür daralma hissiyatı verecek şekilde inşa edildi. Yani şöyle:

Bir tür “utanç duvarı”: bir sokağın ve bu sokakta yaşayan tüm insanların adeta hayatla bağını koparma azmiyle yapılmış ve yükseltilmiş duvarlar. Anlaşılacağı üzere sorun, okulun projeye uygun yapılıp yapılmaması değil, bu projenin bölgede yaşayan herkesin hayatını belirli açılardan felce uğratması, belirli açılardan niteliksizleştirmesi, belirli açılardan hayati tehlike arz eden durumlara gebe bırakması.

Harita 1’de 1 numaralı ev, önündeki bahçeyle birlikte (mavi alan) bir tür cezaevine dönüşmüş durumda. Abartmıyorum, çoğu cezaevi yerleşkesinin bu ev gibi dört taraftan çevrelenmiş olduğunu sanmıyorum. Harita 1’de 2,3 ve 4 numaralı evlerin önü de bir araç park edildiğinde kullanamaz hale gelen bir darlıkta. Her gün çöp toplamak için gelen işçilerin araçlarıyla ay içerisinde ileri geri harcadığı mesainin toplamı çoğu masa başı memurunun bir günlük emeğine eş değer olabilir. Bütün bir Sirkeci Sokak, fakat özellikle 1 ila 10 arasındaki evler bugün biçimsiz ve üstelik temelsiz ve alelacele yapılan bir binayla karşı karşıya. (“Temelsiz”den kastım şu: Oldukça yüzeyde kalan bir temel. Yapılacak bir araştırmanın temel konusundaki tezimi haklı çıkaracağını düşünüyorum. Fakat aşağıdaki 6 Nisan tarihli ekte, ilgili kurumun ifadesi, binanın mühendislik yöntemlerine, yasalara ve projesine uygun olduğu yönünde. Açıklamayı okumak için sayfa sonuna bakınız.)

Bir Eyüpsultan skandalı.

Garip olan şu ki, aylarca süren yıkımından sonra alelacele dikilen bu iskelet, bir tür enkazı andırır gibi bir yılı aşkın süredir de bu şekilde bekletiliyor. Bu bekleme sürecinde su birikintilerinin (aylarca bekletildikten sonra, bu yazının yazıldığı günlerde, günlerce süren yemyeşil bir atık suyun tek geçiş yolu üzerinden tahliye edilmeye başladığını da eklemeliyim) ve yığınların ürettiği kirin, kokunun, sineğin ve börtü böceğin de hesabını bir tarafa bırakalım ve bir deprem senaryosunu düşünelim. Bu sokaktan kim nasıl sağ çıkabilir? Normal zamanlarda bile hareket imkanını daraltan okul bahçesini biraz olsun içeri çekmemenin, bütün bir muhiti felç edecek şekilde okul binasını evlerin iki metre önünde yükseltmenin nasıl bir açıklaması olabilir? Bütün itirazlara ve iyileştirme taleplerine rağmen inatla yürütülen bu projenin bölge insanına ne katacağı ve bölgeden neler götüreceği neden hiç düşünülmez?

Millî Eğitim Bakanlığından İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne, Eyüpsultan Belediyesi’nden İstanbul Valiliği İstanbul Proje Koordinasyon Birimine… süreçte bir şekilde imzası, rolü, payı olan tüm yetkililerin bölge insanına yapması gereken bir açıklama, dile getirmesi gereken bir özür olduğunu düşünüyorum. Bu da yeterli olmayacaktır. Acil surette atmaları gereken adımlar olduğunu düşünüyorum. Bu yazıyı biraz da, bu bölgede yaşanacak bir depremin ortaya çıkaracağı yıkımın ve yaşanacak ölümlerin doğrudan sorumluları olacaklarını kayda geçirmek için yazıyorum.

Çünkü, görünen o ki, yaşanan, sadece bir iş bilmezliğin, öngörüsüzlüğün sonucu değil. Tüm girişimlere rağmen taammüden yürütülen bir süreç ortadaki. Verilmesi gereken bazı cevaplar var:

  1. Bir yılı aşkın süredir çer çöp içerisinde bırakılan okul binası ve yerleşkesinde süreci hangi firmaya/firmalar yürütmektedir? Bu soru, projeyi bölge insanın hayatını felce uğratma pahasına kimlerin nasıl bir güdüyle yürüttüğüne dair bir fikir verebilir. Henüz inşa aşamasında bunca soruna neden olan ve sonrasında kaderine terk edilen bir iş ortadaki, yani tipik bir “kaçan müteahhit” hikayesinin ötesinde senaryoların varlığı titiz şekilde araştırılmalıdır. (Bu bir itham değil, şeffaflık talebi olarak değerlendirilmelidir.)
  2. Bölgenin derslik/okul ihtiyacını karşılarken muhit sakinlerinin hayatlarını taammüden riske atan mercilerin, atması gereken bir adım yok mudur?

Yapılması gerekenin ne olduğu sorulacak olursa:

  1. Acil olarak okul bahçesinin sokağa girişi çıkışı kolaylaştıracak şekilde, 1 metre bile olsa, içeri çekilmesi gerekir.
  2. Alelacele yapılan ve sonrasında kaderine terk edilen okul binası, daha büyük hasarlara yol açmaması için yıkılmalı -ki bu zarardan dönmek anlamına gelecektir- ve bölgedeki hayatı olumsuz etkilemeyecek bir proje çerçevesinde yeniden inşa edilmelidir. Alan böyle bir proje için fazlasıyla elverişli.
  3. Bu süreçte ortaya çıkan maliyetin hesabı, muhit sakinlerinin talebini gözardı eden yetkililerden sorulmalı ki benzer süreçler benzer hatalarla tekrar edilmesin.

15 Mart tarihli ek

15 Mart’ta Eyüpsultan Belediyesi’nden iletilen mesaj şu şekilde:

Değerli vatandaşımız; İletişim merkezine yaptığınız 565404 numaralı başvurunuz sonuçlandı: “Eyüspultan İlçesi, Nişanca Mahallesi, 68 ada, 142 parsel ve 68 ada, 143 parsel sayılı yerdeki okul inşaatları İstanbul Valiliği İstanbul Proje Koordinasyon Birimi tarafından yapılmakta olduğundan başvurunuzun ilgili kuruma yapılması hususu; Bilgilerinize rica olunur.” Konu ile ilgili memnuniyetsizliğiniz durumunda Belediyemizi 444 30 00 No’lu telefondan arayabilirsiniz.

Görünen o ki bir çıkmaz sokağın hayat damarını büsbütün kopardığını düşündüğüm süreç, İstanbul Valiliği İstanbul Proje Koordinasyon Birimi denetiminde gerçekleştiriliyor.

19 Mart tarihli ek

CİMER’den yaptığım başvurunun “Hareket Listesi şu şekilde:

Bu şemaya göre İstanbul Valiliği konuyu İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğüne havale ediyor.

Halihazırdaki sonuç konuyu herkesin bir başka kurumun görev alanında gördüğünü gösteriyor. Bu yöndeki genel birtakım bilgilendirmeler haricinde bir adım atılacağını gösteren bir gelişme ise henüz söz konusu değil.

20 Mart tarihli ek

İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü konunun İstanbul Valiliği İstanbul Proje Koordinasyon Biriminin görev kapsamına girdiğini ifade ediyor. Garip olan husus şu: E-devletteki şemaya bakıldığında konuyu İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğüne yönlendiren İstanbul Valiliği. O halde İstanbul Valiliğinin kendi biriminin görev alanına giren bir işten haberdar olmadığı anlamı ortaya çıkıyor.

24 Mart tarihli ek

İstanbul Valiliğinin İstanbul İl Millî Eğitim Müdürlüğüne, İstanbul İl Millî Eğitim Müdürlüğünün İstanbul Valiliği İstanbul Proje Koordinasyon Birimine yönlendirdiği projeye bugün bir cevap da Eyüpsultan İlçe Millî Eğitim Müdürlüğünden geldi.

Eyüpsultan İlçe Millî Eğitim Müdürlüğünden verilen bu cevap ve üslup oldukça düşündürücü bir mahiyet arz ediyor. Yani ortadaki sorunun, MEB’in arsasında ve MEB tarafından projelendirilmiş olması ortada hiçbir sorunun olmadığının kanıtı ilgili kurumun cevabına göre.

6 Nisan tarihli ek

Buraya kadarki eklerden anlaşılacağı üzere konu, sürekli surette kurumların yükümlülüğünü bir diğerine havale etmesi şeklinde geçiştiriliyordu.

İstanbul Valiliği İstanbul Proje Koordinasyon Biriminden bugün gelen aşağıdaki açıklama ise buraya kadar adı geçen farklı kurumların konuyla belirli açılardan ilgili olduğunu gösteriyor. Bu notları bir sonuç alma umuduyla değil, bölgede yaşanacak muhtemel sorunları (mesela bir depremi) düşünerek ibretlik bir vesika olarak kaydediyorum. Aşağıdaki cevap metni, alan müsait olduğu ve yapıların muhite zarar vermeyecek şekilde inşa edilmesine imkan varken, kötü sonuçlara gebe bir sürecin hangi gerekçelerle yürütüldüğünün vesikası olarak değerlendirilebilir. Kaleme aldığım yazıda muhtemel depremlere karşı hassasiyetlerin en üst düzeye çıktığı günlerde, bir çıkmaz sokaktaki evlerin iki-üç metre önüne dikilen okul binasının bağıra bağıra gelen problemleri daha da ayyuka çıkarmasına dikkat çekmenin ötesinde bir adım attığımı ve (hayati risklerin söz konusu olduğu bir noktada) nezaket sınırlarını aştığımı düşünmüyorum. İnsanların doğrudan hayatını ilgilendiren bir konuda ben de tüm yasal haklarımı saklı tuttuğumu, atılacak herhangi bir sindirme adımının bana konuyu daha geniş çevrelere ulaştırma noktasında daha kararlı bir mücadele yürütmek için hem imkan hem de güç vereceğini belirtmek isterim. Madem ki her şey “projeye uygun” ve bölgenin hayrına, yetkililer konunun kamuoyunda gündeme gelmesinden rahatsız olmak yerine memnuniyet duyabilir.) Olası bir İstanbul depreminde Sirkeci Sokak’ta yaşanacak bir girip-çıkamama sorununun göz göre “projeye uygun” şekilde olası hale getirildiği bu yazı sayesinde anlaşılabilsin istiyorum. Cevap hakkı çerçevesinde “gerekli düzenleme”yi (yazının başına eklediğim satırlara ve metin içinde yaptığım diğer birtakım eklemelere ilaveten) aşağıya bırakıyorum.

Eyüpsultan İlçesinde mevcut 68 Ada / 142 Parselde yer alan Yunus Emre İlkokulu ve Haydar Akçelik Mesleki Teknik Anadolu Lisesi okullarının depreme dayanıklı olmamaları nedeniyle İstanbul Sismik Riskin Azaltılması ve Acil Durum Hazırlık Projesi (İSMEP) kapsamında yıkılıp yeniden yapılmaları yönünde kararlar alınmıştır.

İlgili Okul projeleri parsellerin tahsisli olduğu ve kullanıcı konumundaki İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün bölgedeki derslik ihtiyacı ile Milli Eğitim Bakanlığının okullar için öngördüğü asgari tasarım standartlarına göre projelendirilmiştir. Projelerin parsellere yerleştirilmesi ile mesafeler yine Eyüpsultan Belediyesinin belirlediği imar şartlarına göre yapılmış ve Belediyeden proje onayları alınmıştır.  Ayrıca yönetmeliklere, standartlara ve imar durumuna uygun olarak hazırlanan projeler için; Eyüpsultan Belediyesinin yanı sıra İstanbul 1 Numaralı Kültür Varlılarını Koruma Bölge Kurulundan da onay alınmıştır.

İnşaat sürecinde yol ve sokağın kullanımıyla ilgili bazı şikayet ve talepler olmuştur. Bu konulara duyarsız kalınmamış ve Muhtarlıktan gelen talepler de değerlendirilerek çevredeki yolların daraltılmaması adına mümkün olan düzenlemeler yapılmıştır. İdaremiz bu tarz şikayetlerle ilgili çözüm bulmak için gerekli hassasiyeti göstermektedir.

Yürütülen bazı projelerde gecikme ve sorunlar yaşanabilmekte olup, ilgili işlerin sözleşmeleri ve yasal düzenlemeler kapsamında İdaremizden kaynaklanmayan nedenlerle duran Yunus Emre İlkokulu ve Haydar Akçelik Mesleki Teknik Anadolu Lisesinin inşaat faaliyetleri mevcut durumda yine projesine ve yasal düzenlemelere uygun olarak devam etmektedir.

Tüm vatandaşlarımızın 3071 sayılı Dilekçe Hakkı Kanunu kapsamında dilek ve şikâyetleri hakkında yasal sınırlar dahilinde idari makamlara başvuru hakkı bulunmaktadır. Ancak başvurularda nezaket sınırlarını aşmayan bir üslup kullanılması önem arz etmektedir.

Adı geçen okullar temeli de dahil olmak üzere; mühendislik yöntemlerine, yasalara ve projesine uygun olarak inşa edilmekte olup web sayfanızda, açıklanan bilgilere uygun olarak gerekli düzenlemelerin yapılması ve bu hususta tüm yasal haklarımızın saklı kaldığını bildirir, bilgilerinizi ve gereğini rica ederim.

Saygılarımızla

Yazıda “İnşaat sürecinde yol ve sokağın kullanımıyla ilgili bazı şikayet ve talepler olmuştur. Bu konulara duyarsız kalınmamış ve Muhtarlıktan gelen talepler de değerlendirilerek çevredeki yolların daraltılmaması adına mümkün olan düzenlemeler yapılmıştır.” deniyor fakat önceki okul bahçesiyle yeni inşa edilen okul bahçesinin arasında “iyileştirme” denilebilecek herhangi bir hususa muhitte 2017’den beri yaşayan birisi olarak rastlayabilmiş değilim.

HAZIRKITA Postası

Şiirden sinemaya, haberden tahlile ━ HAZIRKITA’nın seçkisi iki haftada bir e-posta kutunuzda.

Yazar Hakkında

27 Aralık 1992’de İzmir’de doğdu. Lise eğitimini (Konya) Özel İsmail Kaya Lisesi’nde, üniversite eğitimini Gazi Üniversitesi’nde tamamladı. 2014’te Kamu Yönetimi Bölümü’nden mezun oldu. Yüksek lisans eğitimini İbn Haldun Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde Heidegger’de varlık, hakikat ve sanat ilişkisi üzerine yazdığı tezle tamamladı. İstanbul Medeniyet Üniversitesi Felsefe Tarihi ve Sistematik Felsefe doktora programında eğitimine devam ediyor. İlk şiir kitabı Kanımız Yerde Kaldı (Ebabil Yayınları) 2018’de, Ölüm Alışkanlığı (Ketebe Yayınları) ise Mart 2022’de yayımlandı. Bir edebiyat ve kültür-sanat platformu olarak 2017’de kurduğu HAZIRKITA’nın genel yayın yönetmenliğini sürdürüyor.

1 Yorum

  1. Pingback: Erzin: Öncesi ve Yaşanan Su Krizi Üzerine

Yorum yaz