Kumarbaz’ın ilerleyen bölümlerinde Aleksey İvanoviç’in geçmişin muhasebesini yaptığı satırları okuruz. İvanoviç bazen –geçmişe atıfla– “o zamanlar” aklını mı kaçırdığını yoksa bir akıl hastanesinde mi olduğunu düşündüğünü söyler. Belki hala “orada” olduğunu, belki de “bütün bunlar”ın sadece kendisine olmuş göründüğünü ve belki de hala öyle göründüğünü düşünür. Daha sonra da ciddi bir kitap okuyarak veya ciddi bir meşgale bularak yakın geçmişin büyüsünü bozmaktan korkar gibi olduğunu ifade eder.[1]

Benzeri düşüncelerin hayatımızda yer aldığı dönemler olmuştur. Yaptıklarımıza yahut olanlara inanmakta güçlük çekeriz. Olanı biteni yerli yerinde görebilmek için kimi zaman öğrenmeye kimi zamanda öğrenegeldiklerimizden paçamızı kurtarmaya ihtiyaç duyarız. İvanoviç’in cididi bir kitap okuma ve ciddi bir meşgale bulma konusunda söylediği, bu süreçteki temel bir “kaçınma” biçimine işaret ettiği için önemli görünüyor. Kötülükle kurduğumuz ilişkiye dair zihin açıcı bir okuma içeriyor.

İnsan, kendisini düşünmeye davet eden sese olan ünsiyetini kaybetmiş görünüyor. Düşünce daveti içeren, insanı dikkat üzre yaşamaya davet eden ve bu hususta ciddiyet telkin eden tekliflerin dahi insanı duymaktan, görmekten ve işitmekten alıkoyan bir yapısı var. Akademik formasyonun, sanat duyarlığının yahut ümmîlere mahsus hassaların günümüzde düşünmeyi örseleyen bir bağlam içerisinde varlık gösterdiği aşikâr. “Açıkta olan”ın üstü, dinî yahut seküler angajmanlar içerisinde farklı gerekçelerle örtülüyor.

Bir at sineğimiz olsun istemiyoruz. At sineği istememenin sonucundan varılan yer huzur ve rahatlığı temin eden “herhangi bir yer” oluyor. O yerde görülen kötülük, dışımızdadır. Dışarıdaki kötülük üstümüze sıçramamışsa önce şükür sonra tatmin vesilesidir. Şükür sebebidir çünkü başımıza gelmemiştir. Tatmin vesilesidir çünkü elinden kötülük sadır olmayanlardan olduğumuz düşüncesini bize bahşeder. Kötülüğün böyle böyle iyiliğin teminatı olarak kabul gördüğüne şahit oluruz.

İnsan “yakın geçmişin” ve hatta “geleceğin” büyüsünün bozulmasını istemeyerek, “hem büyük, hem cins ama büyüklüğünden dolayı ağır ve dürtülmek isteyen bir ata benzeyen devleti yerinden oynatmak için, tanrının başına bela ettiği”, “her gün her yerde insanları dürten, uyaran ve ‘azarlayan’, peşini bırakmayan” sesleri dün olduğu gibi bugün de anlaşılmaz kılma eğilimi gösteriyor.

Ama anlaşılıyor: Aklını kaçırmadan. Bir akıl hastanesine düşmeden. Olanların sadece “bana” “böyle” göründüğünü düşünmeden. Kendini “feda” etmeden. “Ciddi” bir kitap okuyarak veya “ciddi” bir meşgale bularak yakın geçmişin büyüsünü bozmaktan “korkar gibi” yaşamadan. Bir “ses” sahibi olarak.


[1] Fyodor Mihayloviç Dostoyevski, Kumarbaz, (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul: 2019), s. 119-120.

Yazar Hakkında

1992’de, İzmir’de doğdu. Lise eğitimini (Konya) Özel İsmail Kaya Lisesi’nde, üniversite eğitimini Gazi Üniversitesi’nde aldı. 2014’te Kamu Yönetimi Bölümü’nden mezun oldu. Metin yazarlığı ve editörlük yapıyor. İlk kitabı Kanımız Yerde Kaldı (şiir) 2018’de yayımlandı.

Yorum yaz