Doğa insan tecrübesinin hemen her aşamasında kendisini güçlü bir kaçınılmazlık içerisinde gerçekleştirir. Aslında doğal süreçlerin tamamı insanlar tarafından bazı gözlemler sonucunda kayıt altına alınabiliyor olsa da doğa; insanın yaşamının tam aksine değişimin değil daha sabit olguların konusudur. Bildiğimiz gibi iklim değişikliği, doğal afetler gibi türlü değişimler bizzat doğanın yapısından değil insan yaşantısının doğaya olan uygunsuz entegrasyonundan veya doğaya zarar verme eğilimlerinden kaynaklanmaktadır.
Doğa, bünyesindeki tüm canlıların ortak yaşamlarını muhafaza etmekle meşgul olur ve bu muhafaza etme işlemi tüm canlı türlerinin, öncelikle neslinin, ardından da bu nesillerin yaşamlarını sürdürdükleri bitki örtüsü türlerinin varlığını dayanak kabul eder. Bu bağlamda insan yaşamının değişken süreçlerinde hakikate ulaşmaya imkân tanıyan yollardan bir tanesi olarak doğal yaşam, ne kadar dikkatimizden kaçıyor olsa da, insanın doğumundan itibaren son derece kritik bir öneme sahiptir.
Bu yazımızda sizlere yaşam döngüsündeki çocukluk tecrübesinin ve bu tecrübenin doğa ile olan bağının önemine dair bir gözlemin paylaşımını sunmaya gayret göstereceğiz. Bu bağlamda şu hususa dikkat çekmek istiyoruz: burada yazılanlar tamamen doğal bir tecrübede açığa çıkan uygulamaların tasvirinden ibarettir. Dolayısıyla bilimsel bir gerçeklik iddiası taşımadığı gibi genel yargıların da konusu olmaktan uzaktır. Yalnızca tecrübe edilerek faydası görülmüş bir takım uygulamaların tavsiye edilmesi olarak görülmesi maksadımızla mutabıktır.
Oyun Kültürünü Doğallaştırmak

İnsanın en temel kabiliyeti gözlem yaparak taklit etmektir. Bu gözlem sayesindedir ki insan; akli bir meleke sürecine başvurmadan, tabiri caizse tamamen doğası gereği etrafında olup biten her şeyi oyunun hem konusu hem de nesnesi haline getirir. Doğal olandan ve doğallıktan bahsederken her hangi bir oyun biçimini değil; ormanlarda ve dağlarda yapılabilecek en keyifli etkinlik biçimlerinden bir tanesi olan kampçılığı gündeme getirmek istiyoruz.
Aslında kampçılığı sadece bizzat doğada bulunarak değil, aynı zamanda evlerimizde basit fakat etkili eşyalarla oyun kurarak çocuklar için hayret uyandıracak ölçüde ilgi çekici hale getirebiliriz. Çocuklarımızı doğa ile tanıştırmak için onların kamp yapmaya müsait yaşlarını beklemek zorunda değiliz. Bunun yanı sıra onların ilk yaşlarından itibaren evlerimizde bir oyun çadırına yer açmak, hatta kendi kamplarımız için edindiğimiz kamp lambalarını bu oyun çadırlarına yerleştirerek bir oyun alanı oluşturmak ve onlara “birlikte kamp yapalım mı?” teklifi götürmek modern çağın popüler dijital körlüğüne karşın son derece etkili ve faydalı uygulamalardandır. Bu sayede kampa gitmeden kamp kültürünü ve düşüncesini çocuklarımızla tanıştırabilir ve hatta henüz hiç kampa gitmeden dahi onların kamp yapma isteklerini destekleyebiliriz.
Doğal Yaşamın Üyeleri ile Kuracağımız Bağ Çocuklarımızın Özgüvenli Olmasına Katkı Sağlar

Göz ardı etmememiz gereken en önemli husus (bilgi) doğadaki tüm canlıların, elbette gerekli bilgiler edinilip önlemler alındıktan sonra, insanlar için her hangi bir tehdit oluşturmadığıdır. Doğal yaşamı çocuklarımızla ne kadar erken tanıştırırsak onların yaşama karşı güçlü, iradeli ve özgüvenli olmasına bir o kadar katkı sağlarız. Ehlinin malumu olduğu üzere hayvanlarla büyüyen çocukların bağışıklığı daha güçlü ve bünyeleri alerjik reaksiyonlara karşı daha dayanıklıdır. Elbette hayvanlara karşı belli mesafeleri belki de kendi çocukluğumuzdan itibaren taşıyor olabiliriz. Fakat bu mesafeleri çocuklarımız için kısaltmak bizzat kendimiz için adımlar atmaktan daha kolay olabilir. İnsan bazen kendisi için yapmaya cesaret edemediği şeyleri evladı söz konusu olduğunda kolaylıkla gerçekleştirebilir. Bunu yaptığımız taktirde çocuklarımız doğal olan ile daha esaslı bir bağ kuracak ve dijital dünyanın tehditlerine karşı daha bilinçli olacaktır. Örneğin bir çizgi filmde, bir belgeselde, okuduğu bir hikâye kitabında ve hatta tamamen sözlü olarak dinlediği bir hikâye anlatısında ilk kez gördüğü veya işittiği bir hayvanı bizzat doğada gözlemlemek, onunla tanışmak ve oyunlar oynamak bir çocuk için tarifi mümkün olamayacak ölçüde kıymetli bir tecrübedir.
Toprak ve Çamur Bir Çocuğum Gelişimi İçin En Etkili Oyun Materyalidir

Doğada vakit geçirmek bir çocuğun algısını ve yeteneklerini beslemek açısından kaçınılmazdır. Çocuklarımızın hareketli, hırçın, halk tabiri ile ‘ele avuca sığmaz olmasından şikayetçi isek’ bu durumda yapmamız gereken ilk şey onları daha fazla toprakla buluşturmaktır. Çocukların toprakla oynayarak kirlenmesinden çekinmek ve doğada karşılaşacağı canlılardan zarar görebileceğine yönelik bir kaygı taşımak yalnızca anne ve babalarda gereksiz bir stres oluşturur. Bunun yanı sıra emin olun bu stres sizin üzerinizdeki etkisinden çok daha fazla evladınıza sirayet eder. Bunun yanı sıra çocuğun sınırsızca çocukluğunu yaşamasına müsaade etmek ve onun doğada dilediğince oyun oynamasına imkân tanımak hem faydalı hem de gerekli bir yoldur. Aslında pek çok anne ve babanın dikkatinden kaçan ve yaşadığımız çağın bir dayatması olarak teknolojik imkanlar son birkaç yılda insan hayatına ve çocukların oyun materyallerine inanılmaz derecede karışmış; aynı oranda da son derece yabancılaşmıştır. Buna karşın insanoğlu, bildiğimiz tüm insanlık tarihi boyunca doğada ve doğal olanla haşır neşir olmuş, bu tecrübesini yıllar içerisinde devasa bir bilgi birikimine dönüştürmüş ve burada saymaya imkânımız olmayacağı kadar sanat ve zanaat geliştirmiştir. İşte tüm bu bilgi ve birikim çocukluk çağının en kıymetli materyali olan toprak ve çamurun oyun nesnesi haline getirilmesi ile başlamıştır.
Çocuklar İçin Zararlı Olduğunu Düşündüğümüz Aletler Aslında Bizim Kaygılarımızın Bir Sonucudur
Başta da belirttiğimiz gibi burada bir tecrübe paylaşımından söz etmekteyiz. Elbette pedagojik olarak farklı yaklaşımlar söz konusu olabilse de bize göre kesici ve delici aletler, örneğin; bıçak, balta, testere vs. çocuklar için birer tehdit unsuru olmak zorunda değildir. Onlara yasaklar koymak ve bu tür aletlerin onlar için zararlı olduğunu ifade etmek çocukların bu aletlere karşı olan meraklarını giderememesine neden olmakta ve onların belki de sürekli olarak tatmin edilemez bir iştah duygusunu açığa çıkartmaktadır. Kanaatimizce böyle bir yola başvurmaktansa kontrollü ve son derece dikkatli bir biçimde, çocukların mümkün en küçük yaşından itibaren (örneğin ben oğlumla ilk kez bir buçuk yaşlarında bıçak kullanmaya başlamıştım) bu tür nesnelerle tanışmasını sağlamak daha sağlıklı bir yöntem olabilir. Yine ehlinin bildiği gibi bir çocuk şayet bir şeyi merak ediyor ve onu istiyorsa istediği şeyi ondan sakınmak çocuğu yalnızca hırçınlaştırır.

Örneğin henüz yaşını dahi doldurmamış bir evladınız var ve o sizden evde kıymetli veya kırılmaya müsait bir nesneyi istiyor. Kanaatimizce doğru olan o nesneyi kendisinden sakınmak değil, gerekiyorsa kucağınıza alıp bizzat o nesneye kendisinin ulaşmasını sağlamaktır. Bu durumda; “eğer bunu yaparsam yere atar, kırar veya kendisine zarar verir” şeklinde düşünebilirsiniz. Fakat bunu çok küçük yaşlardan itibaren yaparsanız, söz konusu eylemleri yapmadan önce kendisinin doğasından gelen merak eğilimi doğrultusunda hareket edecek ve söz konusu nesneyi inceleyecektir. İncelemesi bittikten sonra son derece sakin ve soğuk kanlılıkla “istersen şimdi onu yerine koyalım mı?” gibi tekliflerle nesneyi evladımızın yerine koymasını istemek tahmin edildiği kadar güç değildir. Dikkat edilebileceği gibi nesneyi onun elinden almak değil ona kendisinin yerine koymasını teklif etmek doğru yöntemdir. Bu örneklemin uygulandığı dönemler aslında bir çocuğun herhangi bir nesneyi tanımaya ve istemeye başladığı henüz ilk aylar olabilir. İnanıyoruz ki ilgili bir anne ve baba çocukların söz konusu nesnelerle tanışıklık dönemine kendisi karar verebilir.
Bu uzun izahatı aslında evlerimizdeki nesnelerin çocuklarla nasıl tanıştırılacağını söylemek için yapmadık. Burada amacımız gerek doğada gerek evde bıçak, balta, testere gibi gerçekten onlar için tehdit olabilecek nesnelerin aslında birer tehdit olmadığını, sizin yanınızda kendisini güvende hissederek bu nesnelerle ilgilenebileceğini göstermek içindir. Dolayısıyla sakınmayın, tanıştırın. Yasaklamayın, öğretin ve izah edin. Emin olun bir çocuk kesme işlemi yaparken bir bıçağın neresinden tutması gerektiğini, boşta kalan elini bıçağın namlusuna hangi mesafeye kadar yaklaştırması gerektiğini, bir baltayı, bir testereyi nasıl taşıması ve nasıl kullanması gerektiğini öğrenebilir ve bilebilir.
Doğanın ve Kamp Hayatının En Önemli ve Keyifli Tarafı Çocukların İştirakleridir

Çocuklarla doğada vakit geçirmenin en faydalı ve eğlenceli yolu beraber çalışmaktır. Odun taşınacaksa beraber taşınır, toprak kazılacaksa beraber kazılır, ateş yakılacaksa beraber yakılır. Bu süreçlerin tamamında anne ve babalar son derece sakin ve soğuk kanlı olmalı, kaygı ve telaşlarını tamamıyla terk etmeli fakat aynı ölçüde dikkatlerini bütünüyle evlatlarına vermelidir. Doğada hiçbir şey bir çocuk için ne tehlike oluşturabilir ne de yapılan işler bir çocuğun zarar görmesine sebep olabilir. Onların zararına olan tek şey kaygılı, telaşlı, kızgın ve yasak koymaya eğilimli anne ve babaların tavırlarıdır. Bir çocuk anne ve babasının yanında kendisini güvende hissederse boyundan büyük balta da taşır, kendi ağırlığına yakın bir odunu da kaldırır.
Yine bu etkinliklere bir örnek olarak kamp çadırını kurma işlemini dikkate alabiliriz. Bildiğimiz gibi çadırlar kurulurken rüzgârdan etkilenmemesi için kazıklarla yere sabitlenir. Tahmin edilebileceği gibi meraklı olan her çocuk, siz kazıkları çakarken “ben de!” diyerek yanınıza gelecektir. Şayet siz bu noktada kazığı çakarken çocuğun eline zarar vereceğini düşünüp ona müsaade etmezseniz hem onun tecrübesini sekteye uğratmış hem de algısını ve merakını gerekli ölçüde beslememiş olursunuz.
Burada pedagojik konulara çok girme amacımız olmamakla birlikte şu önemli ayrıntıyı zikretmeyi zaruri görüyoruz. Şayet bir çocuğun sizden istediği şeyleri yeterli ölçüde karşılamazsanız, ki burada maddi imkanları değil, bilakis bir nesneyi isteme, bir şeye dokunma gibi son derece fiziki şartlardan bahsediyoruz, ilk olarak yukarıda belirttiğimiz gibi çocuğu hırçınlaştırabilirsiniz. Fakat bu problemin sadece başlangıcıdır. Bizce asıl sorun bu taleplerinin karşılanmaması sonucunda çocuğun git gide şöyle bir anlayışa kapılmasıdır: “ben bunu istesem de nasılsa annem ve babam bu istediğimi yapmayacaklar veya bana istediğim şeyi vermeyecekler.” İşte aslında çocukları doğada doğal özgürlüklerine kavuşturmak bu devasa tehdidin önüne geçmek için öncelikli bir öneme haizdir. Çünkü çocuğun böyle bir düşünceye kapılmasını bazen erken yaşlarında fark edemeyebiliriz. Fakat ilerleyen yıllarda belki de ömrü boyunca özgüvensiz, isteksiz, pısırık, girişken olamayan; zekasını ve yeteneklerini yeterince kullanamayan bir insan haline gelmesine sebep olabilir. Dolayısıyla çocuklarımızı; onların zihinsel ve duygusal gelişimine zarar vermeyecek tüm unsurlar konusunda desteklemek ve serbest bırakmak anne ve babalar olarak onlara bırakacağımız en büyük mirastır.

Bizim görebildiğimiz kadarıyla her çocuk kendisini güvende hissettiği her ortam ve şartta bir şeyleri merak eder ve bu merakını öncelikli olarak taklit ederek giderir. Örneğin babasından, sadece kendisine yönelik değil, etrafına karşı da sürekli kaba, saldırgan ve çirkin davranışları gözlemleyen bir çocuğun küçük yaşlarından itibaren benzeri davranışları sergilemesi son derece olasıdır. Bizzat kendi tecrübemize dönmemiz gerekirse; biz evladımızla birlikte doğada ne zaman vakit geçirecek olsak onun bizim yanımızda kendi merakı ölçüsünde hareket ettiğini fark ettik. Bu gözlem neticesinde davranışlarını engellemediğimiz ölçüde doğada tanıştığı her bir nesneye ilişkin merakının bir okyanusu andırdığı ifade etsek, inanıyoruz ki mübalağa etmiş olmayız. Dolayısıyla aslında bugün şunu açık bir şekilde biliyoruz; oğlumuza hangi konuda olursa olsun “yapma” dediğimiz her bir ifade belki de damarları bütün bir dünyayı saracak bir okyanusun her bir damarına set oluşturmak ve okyanus suyunun ilerlemesine engel olmak anlamına geliyor. Bu temsili dağlardan akan su yollarının verimli topraklara ulaşması olarak kabul edebiliriz. Söz konusu toprakların dağ sularına ne kadar ihtiyaç duyduğu tartışmasızdır.
Sorumluluk Bilinci Çocukların Doğada Kendi Ekipmanlarına Sahip Çıkması ile Gelişir

Evladımızın kendi kendisine yetebilmesini, eşyalarına sahip çıkabilmesini, sorumluluklarını yerine getirebilmesini istiyorsak bunun yegâne yolu doğada vakit geçirmektir. Nasıl ki doğada kullanmak için sizin ekipmanlarınız varsa, örneğin kafa lambanız, kamp sandalyeniz, uyku tulumunuz vs. evladınızın da olmalı. Onunla geçireceğiniz vakit içerisinde bir eşyanın ona ait olduğunu söylediğinizde gerçekleştirdiğiniz kamp etkinliği süresince bu eşyanın kullanılmasını, taşınmasını ve korunmasını da onun sorumluluğuna bırakmış olursunuz. Örneğin kamp alanına gittiniz ve araçtan eşyalarınızı indiriyorsunuz. Zorlayıcı ve ısrarcı olmadan kendi kamp sandalyesini taşımasını teklif etmek aslında kamp yaparken onun da bir işe yaradığını hissetmesine imkân tanıyabilir. Böylelikle çocuklar kamp etkinliğinin içerisindeki her eyleme hem ortak edilir hem de, çok basit olarak, evladınızın canı sıkılmamış olur. Bu tür uygulama ve tekliflerin esası doğru iletişim yöntemlerini tercih etmekte gizlidir. Engellemek yerine sevdirmek hem bizim şahit olduğumuz durumlarda hem de ilgili her anne ve babanın bildiği gibi çocuklar için keyifli vakitlerin sınırsız imkanlarına kapı aralar.
Kamp yapmak ne kadar doğada vakit geçirmek anlamına geliyor olsa da; aynı ölçüde kullandığınız ekipmanların ne işe yaradığını anlamak, lüzumlu olsun veya olmasın, bu ekipmanların kullanmasının insanda oluşturacağı keyif ve başarının deneyimlenmesi anlamına da gelmektedir. Bu doğrultuda örneğin bir kafa lambanız var ve evladınız bu lambayı takmak istedi. Yukarda bahsettiğimiz ölçüde istediği şeyi kendisine vereceğimiz konusunda hem fikir olduğumuzu düşünüyoruz. Fakat bununla da kalmadı hava aydınlık olmasına rağmen kafa lambasını yaktı. Şayet bu durumda siz gereksiz pil israfı oluyor diye ona engel olursanız yine yukarıda zikrettiğimiz tecrübenin kısıtlanmasına sebep olursunuz. Bunun yerine “evladımın canı sağ olsun” şeklinde düşünmek hem sizin daha önce bahsi geçen kaygılarınızdan arınmanıza imkân tanıyacak hem de daha eğlenceli vakit geçirmenizi sağlayacaktır.
Hızlı Değil Yavaş, Telaşlı Değil Sakin

Sözlerimizi nihayete erdirirken sadece birkaç hayati tavsiyeden bahsetmek isteriz. Elbette hangi yaşta olursa olsun bir çocuk ile seyahat etmek, yalnız veya yetişkinlerle seyahat etmekten daha meşakkatlidir. Fakat göz ardı etmemeniz gereken en hayati nokta ailecek geçirdiğimiz her anın aile fertlerimizin her biri için hayati öneme sahip olduğudur. Evladınızla geçirdiğiniz her keyifli dakika onun ömrü boyunca öncelikle sağlıklı, saygılı, anlayışlı, empati yeteneği yüksek, kabiliyetli ve girişken bir insan olmasına katkı sağlar. Tecrübeli her anne ve babanın malumu olduğu üzere; çocuksuz bir gezide daha fazla yer görme imkânı varken çocuklarla daha çok yorulacak, gezi kısa kesilecek, belki görmek istenilen yerlerin tamamını görülemeyecek, yapmak istenilen etkinliklerin tamamını yapılamayacaktır. Bu durumda çocukla olunduğu taktirde her şeyin normal olduğu konusunda kendinizi telkin etmenizi şiddetle tavsiye ederiz. Çocukla daha fazla yorulabilir, daha az keyif alabilirsiniz. Fakat unutmayın ki evladınız için yapmış olduğunuz fedakârlık bir eğlence konusu haline gelebilirse hayatınızın en keyifli kampları sizleri beklemektedir. “Demek ki çocukla kamp yapmanın normali buymuş” diyerek kendimizi telkin edip beklentimizi düşürerek yavaşlığı ve sakinliği deneyimlemek; her geçen gün insanın algısının daha fazla zarar gördüğü modern dünyada herkes için gerçek bir terapi yöntemi olduğu kabul edilebilir.

5 yorum
Kaleminize sağlık Abdullah Bey. Ziyadesiyle istifade ettik
Tecrübeleriniz ve yazınız için teşekkür ederim
Hem çocuklarla kamp yapmanın adım adım reçetesini vermişsiniz hem de bu aktivitenin çocukların kendi özgüvenlerini kazanması için ne kadar gerekli bir aktivite olduğunu anlatmışsınız. Üslup ve yazı diliniz gayet akıcı. Çocuklarla kamp yapmanın tüyolarını verirken çocuklar hakkında ufak ufak verdiğiniz pedagojik tavsiyeler de çok değerli.
Eline sağlık abi, çok faydalı ve samimi bir yazı olmuş. 🙂
Üç oğlan babası olarak sonuna kadar katıldığım bir yazı. Doğru, yerinde tespitlerin akıcı bir dil, akademik bir uslubla anlatıldığı bir yazı olmuş. Resimlere bakınca maşallah babasına ve şanslı oğluna diyoruz.