Mutlu olmak genellikle pozitif anlamda kullanılır. Çünkü insanlar hayatları boyunca mutlu olmayı bir amaç olarak görürler. Ya da mutlu olmanın hayatın asıl gayesi olduğuna inanırlar. Bu yüzden mutlulukla ilgili birçok yorum yapmışlardır. Peki gerçekten mutlu olmak umuduyla yaşamak bizi mutlu eder mi? Bugün tüketilebilecek her ürün bize mutluluk vaadiyle pazarlanıyor. Yani biz farkında olmadan mutluluğu satın almak için uğraşıyoruz. Tabi mutluluğu kazanabilmek için bazen bizi mutlu etmeyen işler yapmak zorunda kalıyoruz. Tek hedefimiz o mutluluğa ulaşmak oluyor. Bir saatlik mutluluk için paramızı, zamanımızı harcıyoruz. Bu bahsettiğim mutlulukların yanında aynı mutluluğa ulaşmamızı sağlayacak küçük pazarlıklar da olabilir. Ama hepsi de bizden bir şey karşılığında mutluluk satıyorlar.

Mutlu olma umudunu kaybettiğimiz müddetçe mutluyuzdur, diyor Zygmunt Bauman. Yani mutlu olmak, tüketim nesnesi olarak pazarlanmadığı sürece anlamını koruyabilir. Aksi halde ulaşılacak bir hedef olarak mutluluk, sürece yayılmaz. Sonuçta mutlu olmak için harcadığımız zaman içinde mutluluk payesini aramayız. Bu da bizi mutsuz ve anlamsız birçok süreç içerisine sokabilir. Ancak mutlu olmayı hayatın merkezine koymadığımız müddetçe farkında olmadan hayatın her anında mutlu olmayı başarabiliriz.

Hayat insanlar için salt mutluluk anlamı taşımıyor. Dolayısıyla insan yaşadığı müddetçe mutlu olma ihtimalini hesaplıyorsa mutsuz olmayı da hesaba katmalıdır. Yani hayat bize mutsuzluğu ve surat asma hakkımızı da hatırlatıyor. Bunlar olmazsa mutlu olmanın ne anlamı kalır ki? Hayatta anlam yüklediğimiz şeyler bizim mutlu ya da mutsuz olmamıza sebep olur genellikle. Zengin bir adam için hafta sonu dışarda akşam yemeği pek mutlu etmeyebilir. Ancak fakir bir adamın evine götüreceği iki kilo et bu adamı mutlu edebilir. Biz burada ihtiyaçları görürüz. Demek ki mutlu olmanın standart bir kuralı ya da amacı yok. Öyleyse mutlu olmanın anahtarı mutlu olma umudunu canlı tutmak mıdır? Bu soruya kısmen evet diyebiliriz. Çünkü sürekli eve et götüren adam artık bundan mutluluk duymayabilir. Sıradanlaşan, rutin haline gelen şey mutluluk vermekten gittikçe uzaklaştırır. Bu durumda mutlu olmak için “yeni başlangıçlar”, “yeni heyecan verici durumlar” gerekli olacaktır.

İnsanların ekonomik durumları, alışkanlıkları, kültürleri ve inançları onların mutluluk anlayışlarını belirlemede etkilidirler. Birçok ülkede mutluluk, hayatta kalabilmek ile özdeşleştirilirken. Başka ülkelerde daha güvenli daha lüks mallar ile sağlanabileceğine inanılmaktadır. Dolayısıyla mutluluğun bilimsel bir mukayesesi olamaz. En mutlu anını “namaz kılarken” mutlu olduğunu söyleyen kişi ile “en çok alışveriş yaparken” mutlu olduğunu söyleyen kişi arasında büyük farklar görebiliriz. Bu iki örnekte modern dönemde üzerinde durulacak klasik-modern ihtiyaçlar ikilemleri sıralanabilir. Bu durum aynı zamanda hayatı anlamlandırma konusundaki görüşlerine de işaret etmektedir. Birinin “dünya malına” olan bağlılığı ile diğerinin tüketime ve paraya olan bağlılığı hayatı anlamlandırmalarıyla ilişkilidir. “Mutluluğa giden yol mağazadan geçer” anlayışı ile “aza tamah eden felaha erer” arasında ilginç bir ilişki vardır. Biri para harcayarak mutlu olmayı hedeflerken diğeri ise az ile yetinerek üretilen ve tüketilen şeye ait olmayarak mutlu olmaya gayret eder. Dolayısıyla her ikisi de bir mutlu olurken her ikisi de bir şeylerden mahrum kalırlar. Birinin tamah ettiği şey değerli diğeri için değersizdir. Biri için değerli olan ise diğeri için değerlidir. Bu durum her ne kadar psiko-sosyal temelde değerlendirilirse değerlendirilsin asıl sebebin ekonomik olduğu vurgulanmaktadır. Ancak bu durumda inanç faktörü her ne kadar törpileyici bir fonksiyon ile “para”nın mutluluk için bir araç olma yönünü törpülese de modern/post-modern dönemde bu durum pek işe yaramamaktadır. Milyon dolarları olup sadece ihtiyacını karşılayacak kadar kıyafet, yiyecek ve başını sokacağı bir ev ile yetinen kaç kişi vardır? Demek ki mutluluk bazen çaresizliklerle içinde bir çare olarak meydana gelebilir.

Eric Hoffer’a göre kitle hareketlerinin isyana yönelmesinin sebeplerinden biri; bu kitlenin daha önceki refah seviyesinin şimdiki halinden daha iyi olmasıyla ilgilidir. Yani daha iyisini tecrübe etmeyen bir insan şimdiki haliyle mutlu olmayı becerebilir. Ayrıca çaresizlik durumlarında da aynı şey geçerlidir. Bulunduğu durumdan kurtulamayan kişi bulunduğu duruma alışıp bu durumdan yararlanma uğraşına düşer. Küçük bir hücrede kendisiyle konuşarak mutlu olmayı başarabilmek gibi. Tabi her zaman bu durum olmayabilir. Bunun aksi de olabilir. Her şeyin yolunda olduğu bir durumda insan mutlu olmayabilir. Bu da mutluluğun sadece pozitif bir olgu olmamasıyla ilintilidir. İnsanın en zor zamanlarında başarabildikleri şeyler bunlara örnek gösterilebilir. Burada aklımıza şu soru gelebilir: Mutluluk gülümsemek demek değil mi? Hayır. Bazen sıkıntılı durumlarımız, hüzünlerimiz bize iyi gelebilir. İnsan bazen ağlarken mutlu olabilir. Yani özetle insanın varoluşsal tüm duyguları ve durumları insanın varlığıyla bir bütünlük içindedir. Mutluluk bu payeleri dengeli kullanmamızla ortaya çıkan bir şeydir. Bunu iyi yönetemediğimizde kendi acılarından ya da başkalarının acılarıyla mutlu olan insanlara dönüşebiliriz. Ama dikkat edin yine bundan mutluluk duyarız. Yüzümüz gülmese de içten bir gülümsemeyi hep biliriz. Bunun için mutlu olmak için üzülmemiz ve öfkelenmemiz de gerekir. Bunu reklam firmaları ve dijital sektörler çok iyi biliyor. Önce üzüyor sonra mutlu edecek formülü size satıyor. Sonuçta hem siz hem de onlar mutlu oluyorlar. Harika değil mi!

KAYNAKÇA

Wilhelm Schmid, Mutsuz Olmak, çev. Tanıl Bora, İstanbul, İletişim Yayınları, 2019.

Zygmunt Bauman, Yaşama Sanatı, çev. Akın Sarı, İstanbul, İletişim Yayınları, 2019.

Eric Hoffer, Kesin İnançlılar, çev. Erkıl Günur, İstanbul, İm Yayın Tasarım, 2005.

Yazar Hakkında

1992’de Tatvan’da doğdu. Lise eğitimini Erciş Anadolu Öğretmen Lisesi’nde, lisans eğitimini Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde tamamladı. Bu yıllarda editörlüğünü yaptığı edebiyat dergisinde şiir ve öyküleri yayınlandı. 2015’te Özel Eğitim Bölümü’nden mezun oldu. Şubat 2020’de Bursa Uludağ Üniversitesi’nde Din Sosyolojisi alanında yüksek lisansını tamamladı. 2015’ten beri MEB’de Özel Eğitim Öğretmeni olarak çalışmaktadır.

Yorum yaz