İslam tarihi ve düşüncesinde birçok farklı görüş varlığını sürdüregelmiştir. Bu farklılıkların bir sonucu olarak ele alabileceğimiz cemaatların ilk oluşumunu Hz. Peygamber’in vefatının sonrasına dayandırabiliriz. O zamandan günümüze süregelen tarikat/cemaat oluşumlarının olumlu yönleri olduğu gibi olumsuz yönlerinin de bulunduğu bir hakikattir.

Ortaya çıkan tarikat/cemaat oluşumlarının ontolojik varlık sebeplerini hayata geçirebilmeleri için temel dayanaklarının din, yani Kur’an ve sünnet olması gerekmektedir. Günümüzdeki tarikat oluşumlarının hemen hepsi bu iddiayı kabul etmekte, hatta diğer oluşumlardan kendilerini bu yolda “hakikate eren fırka” olduğunu iddia ederek ayrıştırmaya çalışmaktadır.

Türkiye’de tarikat/cemaat oluşumlarının seyrine bakacak olursak; daha önce bu kadar ciddiye alınmayan, daha doğru bir ifadeyle tehlike olarak görülmeyen mezkûr oluşumlar 15 Temmuz darbe girişiminden sonra tehlike olarak görülmeye başlanmış, dahası çıkış noktaları itibariyle de ciddi manada tartışma konusu haline getirilmiştir. Her ne kadar 15 Temmuz hadisesinde dini duygular farklı amaçlar doğrultusunda istismar edilmiş olsa da, Türkiye’de tarikat/cemaat oluşumlarının tümünü ayı kefeye koymamak gerekir. Bunun yapılması kendi zeminini koruyan tarikat/cemaat yapılarını zan altında bırakacağı gibi 15 Temmuz’u ortaya çıkaran kirli siyasete de alet olmak anlamını taşıyacaktır.

Türkiye’de tarikat/cemaat yapılarının siyasetle yer yer netameli bir ilişki içerisinde olduğu ortadadır. Bu noktada söz konusu yapılar ile siyaseti odaklar arasında karşılıklı bir menfaat ilişkisi söz konusudur. Bunun yanında günümüzde bu oluşumlar tabiri caizse bir tür “holdingleşme” doğrultusunda ilerlemekte ve içinde ne ararsak bulabileceğimiz yapılara dönüşmektedir. Hal böyle olunca kendi varlık sebeplerini boşa çıkaracak bir bağlam içerisinde hareket etme tehlikesi ortaya çıkmaktadır. Tarikat ve cemaatların İslâm’ın ahkâmına riayet ederek var olmalarına (en azından vasatı gözeten Müslümanlar arasında) kimsenin itirazı olmayacağı açıktır. Lakin bu yapılar kendisine asker yetiştirir gibi “mürid” yetiştirdiği takdirde, her şey o tarikatin/cemaatın bakış açısıyla anlaşılmaya çalışılır ki esas çatışma burada gün yüzüne çıkar. Söz konusu yapıların kendi aralarındaki kavgası da İslam’a ve Müslümanlara zarar verir. Bu oluşumların temel problemi arasında günümüzün “manevî eğitim programları” olarak yeterince görev yapmamaları yatmaktadır. Bu noktada ıskalanmaması gereken husus şudur: Aslolan itikadî meselelerdir. Bu temel esaslara, inanca sahip olan bir kimse kim olursa olsun, hangi mezhebe bağlı bulunursa bulunsun Müslümandır, İslam dairesi içindedir.

Yazar Hakkında

1998'de Hatay'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Hatay'da tamamladı. Yükseköğrenimine Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde devam ediyor.

Yorum yaz