Dünyayı, üç aydan fazladır sosyal medyadaki yayılım hızıyla yarışır şekilde hastalık olarak da yayılarak meşgul eden koronavirüsü ele almak, hele hele bugünlerde ele almak elzem bir durum. Söz konusu Asya ile Avrupa’yı birbirine bağlayan jeopolitik konumuna da binaen Türkiye olunca, salgını ele almak daha büyük bir önem arz ediyor.

Bildiğimiz üzere koronavirüs normal halk arasindaki grip (influenza virüsü) olarak nitelediğimiz griplerden belirli özellikleriyle ayrılmakta. İnfluenza gripleri çoğunlukla üst solunum yolu enfeksiyonuyla sınırlanırken bu yeni virüs daha fazla ve daha şiddetli bir şekilde alt solunum yolunu tutmakta. Ayrıca koronavirüsün grip virüsünden daha fazla mutasyona uğradığını bir başka deyişle daha fazla değişim/gelişim sirkülasyonuna uğradığını bilmekte fayda var. Bu durum, virüsü, atalarının genomik değişimlerinin bir ürünü yaparak insan sağlığını daha fazla tehdit eder hale getiriyor. İşte bu son salgına yol açan ve influenzaya göre daha ölümcül seyreden virüsün yeni jenerasyonuna Covid-19 denilmektedir.

Çin’in Vuhan kentinde çıkan salgın şu an dünyanın dört bir tarafına yayılmış durumda. Aslında influenza virüsüyle aynı bulaşma yollarına sahip olan bu virüsün pandemiyesebep olmasında ve tüm dünyayı tehdit etmesinde uluslararası toplumların ve ulusal bazdaki kitlelerin yeterli önlemleri ve bilinci zamanında ve yerinde göstermemesi yatmakta. Ve maalesef şu an dünya çapında bilimsel düzeydeki yeni ilaç/aşı üretimine dair gelişmelerin bu salgının sebep olacağı felakete yetişip bu salgını orta vadede dahi kontrol altına alması nerdeyse imkansız gözükmekte.

Hastalığın ortaya çıkışından bu yana yüz binlerle ifade edilen bulaş sayısı şu an pik dönemini yaptığı ülkeler dışında logaritmik olarak artmaya devam ediyor. Bunlar arasında Türkiye ve komşu ülkeler de yer almaktadır. Ne yazık ki bu pandemiye karşı henüz uluslararası bir sağlık sistemi konsensüsu da mevcut değil. Bu durum, her ülkenin kendi başının çaresine bakması ya da birkaç ülkenin kendi aralarındaki dayanışma ve yardımlaşma protokolleriyle bu salgına verilen savaşın devam edeceği anlamına geliyor.

Ancak salgının henüz pik yapmadığı veya yapmak üzere olduğu Türkiye, Bulgaristan, Irak, Yunanistan gibi ülkelerdeki önlemlerin, şu an salgının kontrol edilemediği veya yeterli sağlık hizmetlerin verilemediği diğer Avrupa ve Ortadoğu ülkeleriyle (özellikle İtalya ve İspanya) aynı kaderi paylaşmamak için çok kritik bir noktada olduğunu ifade etmekte fayda var. Sürecin bu ülkeler için ve özellikle ülkemiz için de bir heyulaya dönüşmemesi için bu salgına gereken dikkat ve önemin verilmesi kaçınılmaz bir vatandaşlık ödevidir.

Bu kritik dönemde salgının belini kırmak için tüm devlet birimlerinin (Sağlık Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı vs.) attığı adımlar kadar toplumun da alınan kararlara riayet etmesi önem arz etmektedir. Şayet önümüzdeki günlerde vakaların kontrol altına alınamayacak şekilde logaritmik olarak bir artışı söz konusu olursa, bu durumu, devletin ihmalkarlığına değil toplumun ihmalkarlığına; yeterli bilinci göstermemiş ve önlemlere riayet etmemiş olmasına bağlanması gerektiği kanaatindeyim.

Bana göre şu an Türkiye’yi iki senaryo bekliyor. Bu senaryoları saikleriyle beraber ele almakta fayda görüyorum.

Birinci senaryoda Türkiye’de iki hafta içerisinde yeni vaka sayısının logaritmik olarak artması ve Mart sonunda pik yapıp bir müddet plato çizmesi yer alıyor. Bu süreci müteakip yeni olgu sayısına ve potansiyel yeni sağlık hizmetleri şartlarına bağlı olarak şimdilik öngörülmeyen bir sürece girileceği görüşündeyim (İtalya ve İran örnekleri gibi). Bunun sebebi İstanbul gibi metropol şehirlerde çalışma hayatının sürdürülmesi, toplu ulaşım araçlarını kullanmada ve iş yerlerinde gerekli önlemleri almayan çalışanların ve düşük eğitim seviyesiyle beraber salgını basite alan ve kulaktan dolma bilgilerle yanlış hareket eden çevrelerin bilinçsizliğine bağlı olarak salgının bu kitleler arasında yayılmaya devam etmesi ve diğer kesimlere bulaştırması olacaktır.

İkinci senaryoda ise Türkiye’nin önümüzdeki bir hafta boyunca yeni vaka sayısında doğrusal bir artışla pik yapıp düşüşe geçerek bir ay içerisinde salgının kontrol altına alınması yer almakta.

İkinci senaryonun ön şartının birinci senaryodaki olası fail kesimin ekseriyetinin ikinci senaryodaki bilinçli kesimin davranışlarını (bilinçli olarak, gerekli uyarılara uyarak) kendine yol edinmesi olduğu kanaatindeyim.

Bugünün, yarının, sağlıklı her anımızın kıymetini bilerek ilgili devlet birimlerinin ve ilgili yetkili kişilerin uyarıları ve önerilerini dikkate alan feraset sahibi, bilinçli kesimden olmamız dileğiyle…

Yazar Hakkında

27 Temmuz 1994’te Tatvan’da doğdu. İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi (2013-2019) mezunu. Mezuniyet sonrası Tatvan’daki üç aylık pratisyen hekimlik sürecini, İstanbul Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde aile hekimliği asistanlığı izledi. İlk şiir kitabı “Yükselen Umut” Ocak 2020’de yayımlandı.

Yorum yaz