İnsanlar adalet istiyor. Bu cümle, insanlık tarihinin mottosu olabilir. Zaman içerisinde bu talebin tarafları değişiyor. Bağlam, talebin şeklini değiştiriyor. Fakat isteğin esası net… Söz konusu değişimler inançta ve ideolojide farklı mevzileri ortaya çıkarıyor. Kimisi adaleti insandan, kimisi iktidar yapılarından, kimisi seçilmiş hükümetlerden, kimisi masonik yapılardan kimisi Tanrı’dan istiyor. Kader ve özgür irade arasındaki fütursuz gelgitleriyle insan, istiyor. Her şeyi istediği gibi, adaleti de istiyor. Milyonlarca insanın cesedi evlerde, sokaklarda, denizlerde “tecelli” ediyor. Bu tecelli, yeni inanç yorumlarına ve ideolojilere meze ediliyor. Adalet isteği yargı dağıtma hırsıyla mahmuzlanıyor. Adalet talebindeki yersizlik-yurtsuzluk gözleri perdeliyor, insanların ayranını kabartıyor.

Unamuno Günlükler’inde insanın günahı sevdiğini ama günahkârdan nefret ettiğini, suçtan yararlandığını ama suçluyu mahkûm ettiğini söyler. Suçludan nefret etmenin insandaki en hazin duygulardan biri olduğunu belirtir.[1] Bu tespit, günümüzün bir gerçeğini destekler mahiyette: Adalet talebinde bulunmanın bir “sonuç” olduğu gerçeği. Kendi küçük hayatları ve ilişki ağları içinde dahi bir Adolf Eichmann savunusuyla yaşamak fakat karşı koyulamayacak herhangi bir güçten gelen kötülüğe maruz kalınca da adalet aramak… Güce karşı koyarken “adaleti sağlamak için” yahut “adaletin tecelli etmesi için şartları hazırlamak adına” aslında şerhsiz şartsız güç istemek… Bu arayış ve istek ister “denetimsiz ve özgürce” fail tarafından sonuçlandırılmış olsun ister “denetimli ve yol verilmiş” bir şekilde faile güç takdim edilmiş olsun, kayıpla sonuçlanmıştır. Adalet talebi sonucunda oluşan bir “toxic avenger”dır ve kötüleri cezalandırma düşüncesinin ortaya indirgemeci bir adalet anlayışını ve bir had sorununu ortaya çıkarması kaçınılmazdır.

Yersiz-yurtsuz adalet talebinin ortaya çıkardığı insan tipine bir Troma yapımından mülhem “toxic avenger” diyorsam sebebi, filmdeki karakterin (Melvin Furd) tam da yukarıda sözünü ettiğim bağlamı ihsas eden bir hareket sahası içinde var olmasıdır. “Trash film” türünün dikkate değer örneklerinden Toxic Avenger’da, dünyanın kültür ve endüstri başkenti olarak takdim edilen New York’un anlatımı ve orta koyulan tablo bu bağlamda önem arz ediyor:

Buradaki yüksek gökdelenlerin arasında medeniyete ileri görüşlü insanlar ve teknoloji harikaları yol gösteriyor. Ama tüm bu endüstriyel gelişmenin bir de bedeli var: Kirlilik. Günümüz toplumunun kaçınılmaz yan ürünü. Her yıl milyonlarca ton zehirli atık, çöp ve radyoaktif kimyasal, komşu kasabalara boşaltılıyor.

Dünyanın zehirli atık başkenti Tromaville “böyle” bir yerdir. Tromaville Sağlık Kulübü’nde güçlü, güzel, varlıklı insanları ve bir de suratındaki “aptalca” gülümsemeyle temizlik görevlisi Melvin’i görürürüz. Diğerleri için Melvin’in varlığı bile rahatsızlık vericidir. Bunun için sürekli horlanır, örselenir, küçük düşürülür. Hikâyenin esası, Melvin’in bir olay üzerine kendisine zarar verenlerden kaçarken kimyasal atıklar içine düşerek çirkin bir yaratığa dönüşmesi ve kötülerden intikam almaya başlamasıdır. Yani “bilindik hikâye” denilecek bir anlatı. Hikâyenin “farklı” olan tarafı, adaleti temiz kalarak sağlamanın belki de imkânsız olduğunu düşündüren bir seyirde ilerliyor olmasında.

Görülmesi gerektiğine inandığım gerçek şu: İnsan hayatı önem arz etmiyor. Kimin için? Adalet açığını yaratanlar ve yine adalet talebinden beslenenler için. Sözde ilerlemenin bedeli olarak kendimizi içinde debelenirken bulduğumuz kirlilik, layık görüldüğümüz hayat standardından başka bir şey değil. İyi niyetli gösteriler, siyasi partiler, dernek ve vakıflar vd. “ilerleme” düşüncesinin temel teşkil ettiği felsefenin haricinde varlık gösterme iradesinden yoksun. “Bir şey yapma” düşüncesi her kapı eşiğine kurulan tuzakların yemi olarak zihnimizi kemiriyor.

Bu, bir atalet övgüsü değil. Atalet insanın kendini bilmesine giden yolların tıkanmasıdır. Galeyana gelmek, dışarıdan gelen sese yankı olmak, bir odağa yaslanmadan varlık gösterememek ataleti besleyen hususlardan bazıları. Bağlamı olmayan, insana kendini bilme yolunu göstermeyen adalet, yani kirliliğin sonucu olan bir adalet talebi, durduğumuz yerden bir şikâyetimiz olmadığını göstermekten öte anlam ifade etmez.


[1] Miguel de Unamuno, Günlükler, (Sel Yayıncılık, İstanbul: 2017), s. 103.

Yazar Hakkında

1992’de, İzmir’de doğdu. Lise eğitimini (Konya) Özel İsmail Kaya Lisesi’nde, üniversite eğitimini Gazi Üniversitesi’nde aldı. 2014’te Kamu Yönetimi Bölümü’nden mezun oldu. Metin yazarlığı ve editörlük yapıyor. İlk kitabı Kanımız Yerde Kaldı (şiir) 2018’de yayımlandı.

Yorum yaz