Şivekâr bizden biri
Yola çıktı yolu bilmeden
Arıyor bir hedef gözüne kestirmeden
Aradığı ne sevgili ne efendi ne sultan
Özünü harekete geçiren onun
Kanını kaynatan candır düpedüz kendi canı.
Yol canlılıkla mukayyet
Gitti deriz
Ölenler için
Yalnız yaşayanların işidir
Yola çıkmak, yolu kat etmek.*
Hayatımın en mühim kesitleri daima bir yolculuk sayesinde şekillendi. Lise ve üniversite yıllarında gerçekleştirdiğim seyahatleri düşündüğümde, mekânın tebeddülünden neşet eden tazelik, mihnet, sürur, hüzün ve hasret birbirine karışarak ömrümün mühim dönemeçlerine inkılâp etti. Üniversite yıllarımda, uzun müddet aynı odada kaldığımda içimde kabaran yolculuk arzusu, bir yerde uzun müddet ikamet ettiğimde başka yerlere yönelme iştiyakı, bu yolculukların mukadderatını tayin etti. Bir yerde daimî kalınca, daima aynı şeyleri yapıyorsunuz; bu sebeple hayatın canlılığı, yola revan olmakla başlıyor. Hayatı bir yolculuk hikâyesi olarak telâkki edersek, yol ile yolcu arasındaki münasebet, gittikçe derin bir mana kazanıyor.
Benim hayatım da bir yolculukla kendine yol buldu. Yola çıkmadan bulamadım aradığım şeyi. Yol bana bir rehber oldu; yolculuk ise öğretti. Yoldayken, neden yola çıktığımı anladım, yolu bilmeden. Yolculukta anladım, aramakta olduğumu şeyi. Kendimi arıyordum ama vakit geçti haber almak için. Aradım ve anladım, kendimden başka bulduğum her şeyi. Cilveli yolları peşi sıra geçer, gözüme kestirdiğim yaralardı beni. Hayran kaldığım her ne ise unutturdu yolun açtığı yara bereyi. Biliyorum, edebiyat burada bize ancak bu kadar yardım edebilir. Yağmur ıslatır, güneş kavurur bedenimdeki esmerliği. Oysa meçhuldü; aradığım şeyle nereye vardım, bilemedim. Yola çıkmak, belki de bu yüzden hem sır hem aleni.
Bazı yolculuklar, insanı memnun etmek için değildir. Zaman geçtikçe, en müşkül yolculuk bile en kıymetli hatıraya dönüşebilir. Hata yapmanın insan ömrüne ne denli büyük bir terakki kazandırdığını idrak etmek, ne yazık ki zaman alır. Zira alelade yolculuklar unutuşa mahkûmdur; yollar, daima gidilegelen yollardır. Görüp temaşa ettiğiniz manzaralar aynı, hissettikleriniz… Ve, yalnızca varılacak menzile rabtolunmuşsa, yolun size bahşedeceği tek şey, “bacaklarınızı lime lime eden müzmin bir sızı ile boynunuzdan başınıza doğru tırmanan, şiddetli bir baş ağrısına zemin hazırlayan sinsi bir tutulma” olacaktır.
Yolculuğun zahmetli olması, onun kıymetli olduğu manasına gelmez. Yolculuğun gayesi, bu noktada ehemmiyetli bir ölçüt hâlini alır. Alelade bir yiyecek uğruna saatlerce yol tepmek, bana pek makul görünmez. Ancak, sadece tatmak ve koklamaktan ziyade zihnime silinmez bir levha kazıyacak bir sebebim varsa, o yolculuğa çıkmakta tereddüt etmem. Zira insanın gördüğü her şey, ruhuna sirayet eder. O müşâhede, basitçe nazar edip geçeceğiniz bir an olmaktan öte, hafızanızın derinliklerinde sükût uykusuna dalmış o miskin çocuğu bir anda uyandırıverir. Bazen, bir menzilde aracınızdan indiğinizde ciğerlerinize çektiğiniz dağ rayihası, bir nehrin mûnis şırıltısı yahut hasretle beklenen bir ahbabın vusûlü, ele avuca sığmaz bir neşenin yegâne sebebi olabilir. Ne garip; insanların birbirine kavuşurken sarılması gibi, insan bir dağa da kavuşabilir.
Zira yolculuk, yeknesak bir hayattan sıyrılmanın, ruha tazelik bahşetmenin bir vesilesidir. Hayat yolculuğumuza eklenen sıradan bir kesitten ziyade, ona istikamet tayin eden bir iskelet mesabesindedir.
Yolculukta, seyrin mihnetini ve saadetini kiminle paylaştığınız, bizzat yolun kendisi kadar mühimdir. Zira insan paylaşmak ister, varlığına bir şahid-i âdil arar. Bu itibarla yol ile yolcuya şahitlik eden yoldaş, yalnızca bir refik değil, aynı zamanda bu yolculuğun yüküne de hissedar olandır. Yoldaş, sadece yolun seyrine eşlik etmez; yolculuğun mihnetini, neşvesini ve hafifliğini de tahammül eder, tefrik eder. Lakin onun yolculuğunuza tesiri, sizin onu yoldaş kabul etmenize bağlı bir karardan doğar. Yoldaşınız sizinle yola revan olduğunda, onu hakikaten tanımak için büyük bir fırsat elde etmiş olursunuz.
Eskiler, “yolculukta tanırsın” derken, yolun uzunluğuna ve insan tabiatının fedakârlık ve mesuliyet karşısında saklanamayacağına işaret etmişlerdi. Bu sebeple yoldaş, yükünüzü hafiflettiği gibi size yeni yükler de yükleyebilir. Lakin sefer, yalnızca yeni beldeleri ve insanları keşfetmekten ibaret değildir; bilakis, evvela kendinizi ve yoldaşınızı tanımak için bir vesiledir.
Zira yolculuk, yeknesak bir hayattan sıyrılmanın, ruha tazelik bahşetmenin bir vesilesidir. Hayat yolculuğumuza eklenen sıradan bir kesitten ziyade, ona istikamet tayin eden bir iskelet mesabesindedir. Çehremizi, gönlümüzü ve yolumuzu aydınlatacak bir yoldaşla yola çıkmaktan daha makbul bir sebebimiz yoksa, derhal yola revan olmalıyız. Çünkü yaşamak dert edildikçe yolculuk da mukadderdir. Zira hayat dediğimiz serencam, yolculuklarla başlar.
* İsmet Özel, Bir Yusuf Masalı, Üçüncü Bab: Şivekârın Yolculuğudur.