Liberal teorideki temel sorunlardan biri bireyin toplum içindeki yerinin nasıl konumlandırılacağıdır. Eleştiriler, bireyin toplumdan izole bir varlık olarak ele alınmasını sorgularken, liberal düşünürler arasında bireyin özerkliği hususunda ortak bir anlayış bulunmaktadır. Başka bir ifadeyle, birey temel hakların ve özgürlüklerin sahibi olarak, liberal teori içinde ayrıcalıklı ve özel bir konumda kabul edilmektedir.
Ancak, liberal teorinin içindeki temel yaklaşımlar, bireyin temel hakları ve özgürlükleri konusunda farklılıklar taşımaktadır. Siyasal liberalizm, ekonomik hakların yanı sıra sosyal ve siyasal haklara da büyük önem verirken, liberteryenizm yalnızca negatif özgürlüklere odaklanmaktadır. Bu, haklar ve özgürlükler konusunda farklı öncelikler belirleyerek, liberal teoride bireyin farklı şekilde konumlandırılmasına yol açmaktadır.
Negatif haklar ve özgürlüklere öncelik veren liberteryenler, bireyi yalnızca ekonomik alanda eyleyen bir özne olarak kabul ederler. Bu görüş, bireyin hak ve özgürlüklerinin korunması adına devletin çok sınırlı bir rol üstlenmesi gerektiğini savunur. Bireyin özerkliğinin sağlanması için yalnızca birbirlerine zarar veren haksız eylemler engellenmelidir. Devletin bireylerin özerkliğine zarar verecek şekilde vergiler toplayıp harcama yapması, liberteryenler tarafından bir saldırı olarak görülür.
John Rawls, adil bir toplum yaratmayı amaçlar. ‘Bir Adalet Teorisi’ adlı eserinde, iyi düzenlenmiş bir toplumda adaleti sağlamak için gerekli olan ilkeleri sunar. Adil bir toplum yaratabilmek için, toplumsal kurumlarda adaletin rolünün ne olacağına dair düşünsel bir deney yapar. Bu deneyde, adil bir toplumda eşit vatandaşların özgürlüklerinin garanti altında olduğu ve siyasal pazarlığın konusu olamayacağı kabul edilir.
Buna ek olarak, Rawls, iyi düzenlenmiş bir toplumda, bireylerin karşılıklı olarak adalet ilkelerini kabul etmeleri gerektiğini vurgular. Herkesin bu ilkeleri kabul etmesi, adaletin düzgün işlemesini sağlar. Bu ilkeler, toplumsal kurumlara uygulanır ve orijinal pozisyon adı verilen varsayımsal bir konumda belirlenir.
Negatif haklar ve özgürlükler, bireyin özerkliğini sağlamak için yeterli olup olmadığı liberal teoride tartışma konusu olmuştur. Eşitlikçi liberaller, bireyin özerkliğini sağlayabilmesi için devletin pozitif hakları ve özgürlükleri tanıması gerektiğini savunurlar. Bireyin istediği hayatı seçebilmesi ve yaşama pratiği, pozitif özgürlüklerle mümkündür. Özellikle eğitim ve sağlık gibi temel imkanlardan mahrum bireylerin gerçek anlamda özerk olamayacakları dile getirilir.
Sosyal ve doğal eşitsizliklerin de bireyin özerkliğini sağlama açısından engel teşkil ettiği vurgulanır. Bireyin yoksul bir ailenin çocuğu olması, dezavantajlı bir bölgede doğmuş olması, cinsiyeti veya etnik kökeni, özerkliğini kazanabilmesinin önünde ciddi engeller oluşturur. Bu nedenle, bireyin özerk bir özne olabilmesi için sosyal ve doğal eşitsizliklerin ortadan kaldırılması gereklidir.
Bireyin ekonomik alan dışında, sosyal ve siyasal alanda da özerk olabilmesi için bu alanlardaki adaletsizliklerin ortadan kaldırılması önemlidir. Birey, yalnızca ekonomik alanda değil, sosyal ve siyasal alanlarda da özerk olabilen bir özne olmalıdır. Farklı iyi hayat anlayışlarına sahip bireyler, kendi hayatlarını bu anlayışlar doğrultusunda kurabilmelidir.
Bireylerin özerk olabilmesi için devletin siyasal ve sosyal alanı kapsayıcı bir doktrine dayanmadan düzenlemesi gerektiği savunulur. Ayrıca, özel ve kamusal alanda bireylerin özerk olabilmesi için devletin bu alanları ayrıntılı şekilde planlamaması gerektiği ifade edilir. Ancak, özel ve siyasal alanda yapılan adaletsizliklere karşı devletin duyarsız kalması beklenemez. Bireylerin temel hakları ve özgürlükleri ihlal edilemez.
Orijinal pozisyon, bireylerin adalet ilkeleri üzerinde anlaşmaya varmalarını sağlamak için kullanılan bir düşünsel deneydir. Bu pozisyonda, bireyler toplum içindeki yerlerini bilmeden, sınıflarını, statülerini ve cinsiyetlerini bilmeksizin karar verirler. Bilgisizlik peçesi, kimsenin doğal talihi ve sosyal özellikleri nedeniyle avantajlı veya dezavantajlı olmasına olanak vermez.
Orijinal pozisyon ve bilgisizlik peçesi, adaletin ilkelerinin seçilebileceği adil bir başlangıç noktasını oluşturur. Bu noktada, bireyler temel haklar, özgürlükler, fırsatlar, gelir ve refah gibi temel değerlere dayalı ilkeler belirlerler. Bu deney sonucunda, iki ilkeye ulaşılır: Her bireyin eşit derecede geçerli özgürlüklerle uyumlu temel özgürlüklere sahip olma hakkı vardır (Eşit Özgürlükler İlkesi). Sosyal ve ekonomik eşitsizlikler, en dezavantajlı kesimin lehine olacak şekilde düzenlenmelidir (Fark İlkesi). Ayrıca, tüm siyasal pozisyonlar herkese açık olmalıdır (Adil Fırsat Eşitliği İlkesi).
Rawls’a göre bu adalet ilkeleri, toplumsal kurumlara uygulanmalıdır. Rawls, toplumun temel yapısının adaletin temeli olduğunu vurgular ve bu yapıdaki toplumsal kurumların, temel hakları ve özgürlükleri dağıtmakla ve sosyal işbirliğinin avantajlarını belirlemekle yükümlü olduğunu belirtir. Özgürlükler, rekabetçi piyasalar, özel mülkiyet gibi temel kurumlar, bu yapıyı oluşturan unsurlardır.
Siyasal liberalizmde birey, yalnızca hakların taşıyıcısı olarak değil, aynı zamanda adaletin ilkelerini anlayıp bunlara uygun bir şekilde hareket edebilen bir özne olarak kabul edilir. Kantçı bir perspektifle, bireylerin eylemleri yalnızca içsel değerler ve ilkelere dayalı olarak gerçekleşir. Bu anlayış, siyasal liberalizmin temel taşlarını oluşturur.
Siyasal liberalizmde Rawls, farklı görüşlere sahip insanların birlikte nasıl yaşayacağına odaklanır. Bireyler, kamusal akıl süreciyle kararlar alır ve farklı değerler, dini veya felsefi inançlar barındırabilirler. Bu, bireylerin siyasal liberalizm içinde birbirlerini eşit ve saygılı bir şekilde kabul etmelerini sağlar.
Kamusal akıl, bireylerin toplumsal hayatta farklı görüşleri ifade etmelerine olanak tanır. Bu, çoğunluğun değerlerinin azınlıklara dayatıldığı bir durumu engeller. Rawls, bireylerin özgürlüklerini güvence altına alacak ama aynı zamanda onları belli bir yaşam biçimine yönlendirmeyecek bir devlet anlayışını savunur.
Siyasal liberalizmde birey, yalnızca kendi çıkarlarını değil, toplumun adaletinin gerçekleşmesini de gözeten bir aktördür. Rawls’a göre birey, toplumsal işbirliği sürecinin bir parçasıdır ve bu süreçte bireylerin adalet ilkelerine sadık kalmaları, toplumun adil bir şekilde işleyebilmesi için gereklidir. Birey, toplumsal sorumluluk taşıyan, aynı zamanda özgürlüğünü de sürdüren bir varlık olarak, toplumsal işbirliğine katılır.
Sonuç olarak, siyasal liberalizmde birey, sadece kendi hakları ve özgürlükleriyle sınırlı olmayan, aynı zamanda toplumsal bir sorumluluğa sahip, adaletin sağlanmasında aktif bir rol üstlenen bir varlıktır. Bu anlayış, bireylerin hem kendi hayatlarını hem de toplumsal yapıyı adaletin ilkeleri doğrultusunda inşa etmelerini sağlar.
Kaynakça
Greetis, E. A. (2015, June). The Priority of Liberty: Rawls Versus Pogge. In Philosophical Forum (Vol. 46, No. 2).
Kocaoğlu, M. (2015). John Rawls: Adalet Teorisi ve Temel Kavramları. İmaj Yayınevi.
Rawls, J. (2017). Bir Adalet Teorisi. (Çev. VA Coşar). Phoenix Yayınları.
Rawls, J. (2019). Siyasal Liberalizm (Çev. Mehmet Fevzi Bilgin). İstanbul: Bilgi Üniversitesi Yayınları.
Waldron, J. (2015). Isolating public reasons. In Rawls’s Political Liberalism (pp. 113-138). Columbia University Press.
