“Entelektüel özgürlük maddi şeylere bağlıdır.
Şiir de entelektüel özgürlüğe bağlıdır.
Kadınlarsa hep yoksul olmuşlardır,
sadece iki yüzyıldan beri değil,
dünya kurulduğundan beri.”
| Virginia Woolf |

Çağdaş sosyolojinin en büyük isimleri arasında gösterilen Fransız düşünür Pierre Bourdieu (1930-2002), günümüz sosyolojisinin önemli kuramcılarından biridir. “Habitus”, “kültürel sermaye”, “sosyal sermaye”, “simgesel şiddet” gibi birçok kavramla toplumsal konuları incelemeye çalışmıştır.

Bourdiue’nun ele aldığı konulardan biri de toplumsal alanın önemli bir oyuncusu olan kadındır. Bu konuyla ilgili 1998’de yayınladığı La Domination Masculine (Eril Tahakküm) eserinde eril düzen içerisindeki kadın ve erkek şemalarını ele almaktadır. Bordieu’ya göre kadın ve erkek arasında belirgin olan algı ve şematik değerlendirmeler toplumsal hayatı birçok yönüyle yapılandıran eril düzenle ilgilidir. Durkheim’in ifade ettiği şekliyle dünyayı inşa eden “sınıflandırma biçimleri”ni fark edilmeyecek kadar toplumun tüm alanlarında kendini gösteren bir mekanizma olarak devam ettirmektedir. Bu durumu egzotik geleneğe bağlı bir sapma olarak değerlendiren Bourdieu, biyolojik görünüşler (erkek ve kadın için) ve bedenin beyindeki üretilmiş varsayımlarının; bireyin toplumsallaşması ile toplumsalın biyolojikleşmesi arasındaki kollektif bir çalışma neticesinde ortaya çıktığını savunmaktadır.

Bourdieu’ya göre toplumsal düzende doğal gibi görülen cinsler arasındaki bölünme etnografik bir çalışmanın analitik kullanımı sayesinde sabiteler ve değişmezleri gün yüzüne çıkarılabilir. Devlet gibi gücü temsil eden mercilerin cinsler arsındaki maddi ve manevi güç ilişkisine olan etkileri zamanla tahakküm altındaki kesimin güncel hali dönüştürmeye yönelik stratejiler geliştirmesine sebep olacaktır. Modern dönemde buna yönelik hareketlerin olduğunu belirten Bourdieu, feminist yazar Virginia Woolf’a atıf yaparak kadının yüzyıllar boyunca tahakküm altındaki durumunu incelemeye çalışmaktadır. Özellikle modern dünyada işgücü alanlarının ve savaş stratejilerindeki değişmeler kadın-erkek cinslerinin toplumsal alandaki istihdam olanaklarını da değiştirmiştir. Ayrıca toplumda insanların üstlendikleri rol ve görevlerin de değiştiğine işaret etmektedir. Böylece işgücü, roller ve görevler toplumsal cinsiyet algısından ziyade sosyo-ekonomik alandaki işlevsellikle belirlenebilecektir. Bourdieu bu durumu üretim ilişkilerine bağlamaktadır. Nitekim erkekler ve kadınlar arasındaki ilişki tözel koşul farklılıklarının ötesinde varlığını daim kılan tahakküm ilişkisindeki değişmezlikle daha iyi açığa çıkaracaktır.

Yazar Hakkında

1992’de Tatvan’da doğdu. Lise eğitimini Erciş Anadolu Öğretmen Lisesi’nde, lisans eğitimini Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde aldı. Bu yıllarda editörlüğünü yaptığı edebiyat dergisinde şiir ve öyküleri yayınlandı. 2015’te Özel Eğitim Bölümü’nden mezun oldu. Şubat 2020’de Uludağ Üniversitesi’nde Din Sosyolojisi alanında yüksek lisansını tamamladı. 2015’ten beri MEB’de Özel Eğitim Öğretmeni olarak çalışmaktadır.

Yorum yaz