Tahakküm, özgürleştirici bir eylem olarak yürürlükte. Kalbimize yürüyor, yeni yeni şeyler seviyoruz, sevegeldiğimiz birçok şeyi nasıl sevebildiğimizi sorgulaya sorgulaya. Aklımıza yürüyor, yeni tanımlar çerçevesinde her gün biraz daha özgürleştiriyor bizi. Evimize yürüyor. Özgürleşmenin yolu, ki alabildiğine lütufkardır, hiç bitmiyor. Sokaklarımıza yürüyor. Bu yürüyüş katılıma ve saygıya açılan her anlayışın künhüne dolu dizgin devam eden bir anlayış olarak büyüyor, büyüyor, büyüyor. Büyüyor diyorum ama sığmadığı, şeklini almadığı bir mekan yok. Mekanı ve zamanı özgürleştiren bir yürüyüş bu. Maddeyi ve manayı özgürleştirdiği gibi.

Koton’un son reklamından söz ediyorum. “Şimdi Herkese Saygı Moda” mottosuyla ve #etiketleriçıkar hashtagiyle 5 Kasım 2020’de yayımlanan reklam “yeni moda”nın dikkate değer örneklerinden biri.* Bana kalırsa, “Bir Başkadır” dizisiyle aynı bağlama oturuyor. Ölçeği genişletirsek, bu reklam Yeni Türkiye’nin ve her türlü yenilik vaadinin fragmanı olarak kabul edilebilir. Çünkü bir okuma biçiminden hareketle önce varolanı, daha iyimser bir ifadeyle varolan tahakküm biçimlerini karikatürize ediyor sonra da karikatürize edilen bu tahakküm biçimlerinden pek de farkı olmayan bir dizi yargıya ve devamında da bir özgürlük anlayışına işaret ediliyor: “Göbeği açık/Ruhu kaçık/Peki kapalıysa/Modaya neden açık?” Bunu, bir tür “vitrinde soyma” edimi olarak okuyabiliriz; modada, siyasette, düşüncede.

Özgürleştiren bir emir kipini tecrübe ediyoruz. Her varlık alanı kendine has biçimlerde özgürleştiriliyor. Mesela Filistin, Afganistan, Irak, Suriye gibi ülkeler belli oranda özgürleştirildiler. Bu bağlamda, özgürleşmeye el verişsiz taraflarının enkazı altında kalmaları onların suçu olarak değerlendirilir.  Türkiye de, kendinde taşıdığı ve kendisine atfedilen özelliklerinin de yardımıyla, hız kesmeksizin özgürleşiyor. Cumhuriyet’in özgürleşme arzusu “yakışmaz ki sana hiçbir etiket” demenin, daha özgürleştirici formlarını 2000’lerde bulabildi. Kapalılığın, modaya açık olmaya mani olmadığını işaret eden reklam kuşağını aslında epeydir izliyoruz. Heidegger’in aletheia kavramından hareketle yaptığı analiz bana ironik bir tesettür okuması ilham ediyor. Tesettürün kadına ve onun da özelinde başörtüsüne indirgenmesinin Koton reklamına özel bir durum olmamasını da bir tarafa bırakarak söylüyorum: Olanı teşhir eden, hiç değilse olana atıf içeren bir kapanma biçiminin vitrinlere çıkarılması hangi değeri kime vermektedir? Bu özgürleştirici değer verme makamı, olana kapalılık atfetmenin kalkış noktası neresidir?

Her şeye açık olan ve her şeyi kuşatan anlayış, vaadedilen özgürlüğe karşı bir anlamı savunmayı dışlıyor. Bu noktada, esasta bir anlayış yok. Fakat görünürdeki anlama çabası var olan her anlamı öğütmeye dönüşüyor. Böylece el uzatılan, el atında tutulan bir şeydir. Artık o yer açıldıkça nefes darlığı çeken, dahası nefes darlığı artan bir canlıdır. Çünkü açılan yer, kendi atmosferinden feragat edemeyecek kadar özgürleştiricidir. Muhatap özgürleşmelidir der orası. Muhatap, gerçi bağlam dikkate alındığında muhataplığı bile şüpheli, özgürleşme teklifine kulak verdiği müddetçe bir dikkate konu olabilir. Yoksa neden “Amerikalı Müslüman eşcinsel” paketi vitrine koyulsun ve bunun neden bir haber değeri olsun? Neden Türkiye’nin sosyolojisini en az 10 yıl geriden takip eden “başörtülü hizmetçi Meryem”in sözde klişelerin dışına çıkan portresi kadraja girsin, neden bir psikiyatr karşısında “toplumun köhnemiş yükleri”nin bir galerisi olarak her şeye ragmen insanlığı teşhis edilen varlığı bunca ilgiye mazhar olsun? Neden insanları etiketleyen bir soru olarak “Giydikleri yüzünden insanları etiketlemek bitsin mi artık?” yargısı bir soru olarak kapalı havzaların üzerine boca edilsin?

* Reklamı izlemek için tıklayın.

Yazar Hakkında

1993’te, İzmir’de doğdu. Lise eğitimini (Konya) Özel İsmail Kaya Lisesi’nde, üniversite eğitimini Gazi Üniversitesi’nde aldı. 2014’te Kamu Yönetimi Bölümü’nden mezun oldu. Metin yazarlığı ve editörlük yapıyor. İlk kitabı Kanımız Yerde Kaldı (şiir) 2018’de yayımlandı.

Yorum yaz