Mücahit Gündoğdu, Hasan Hüseyin Çağıran’ın sorularını cevapladı.


“Metin Erksan ‘Kuyu’da Bir Yönetmen” ilk kitabınız. İlk kitap hikâyeleri eskimez. Fikir nasıl doğdu, nasıl olgunlaştı, nasıl çalıştınız, nereye vardınız?

Türkiye’de, belki de dünyanın hemen her yerinde özgün düşüncelerle ortaya çıkan insan bulmak zor. Erksan, düşünce birikimiyle Türk düşüncesine özgün katkıları olmuş bir yönetmen. Bu yönüyle Erksan, düşünce radarıma çok önceden girmişti. Erksan ile ilgili yazdığım bir yazı üzerine Muhsin Mete ağabey bir Erksan biyografisi yazmam konusunda öneride bulundu. Bu öneriyle benim yazma seyrim örtüştü. Böylece gündüz KPSS sınavına çalışarak, gece de kitaba çalışarak ilginç bir kesişim yakaladım. Kitabı bir inziva halinde yazdım. Dış dünyayla büyük oranda etkileşimi keserek, anlatım seyrinde tutarlılığı ve kitabın bütününde üslubumun kıvamını korumaya özen gösterdim. Dış dünyanın zihinsel dağıtıcılığından uzaklaştıkça yoğunlaşma kabiliyetim arttı. Belli bir iklime girdim ve bir kitap için uzun sayılmayacak bir sürede biyografiyi tamamladım. Yazmak bende bir tür esrime olarak tecelli ediyor. Bu hal üzre vardığım yere normal zamanlarda ulaşmam mümkün değil. O yüzden yazıyorum ve o defteri kapatıyorum. Dönüp bakar, değiştirir, kurcalarsam o bozulacak, lezzeti kaybolacak biliyorum. Eksiğiyle, hatasıyla o metin benim konuyla ilgili en ileri götürdüğüm düşüncelerimin berraklaşmış halidir. Bu da benim Erksan ile ilgili net bir bakış ortaya koymamı sağladı. Bu bakışın üzerine bugün ekleyecek başka bir şeyim yok. Yarın da olacağını sanmıyorum.

Erksan’ı izleme tarihçeniz nedir? Nasıl başladınız ve nasıl seyretti filmlerini izleme hikâyeniz?

Erksan’ın bazı filmlerini erken gençlik dönemimde televizyondan izlediğimi hatırlıyorum. Bu filmlerle ilgili net bir düşüncem oluşmamıştı o zamanlar. Bir lezzet kalmıştı belleğimde. Sonra bilinçli olarak o lezzetin peşine düştüm. Bir yerde çok güzel bir tat çalınır insanın diline. Çok kısa ve geçicidir. Sonra insan onu arar uzun zaman. Benim Erksan’ı yeniden keşfetme hikâyem de epey benzer buna. Sonraları daha geniş çerçeveden Erksan’a bakma ve bütün filmlerini görme şansı elde ettim. Sadece filmleri değil; yazdıklarını da filmleri kadar önemli görüp, bir başka başlıkta ayrıca araştırdım. Nihayetinde bir filmde, insanı, toplumu, devleti, coğrafyayı ve kültürü seçip değerlendirmek de benim içsel yolculuğumla denk düşen bir şey. İçsel yolculuğum beni Erksan durağına uğrattı; çünkü oradan almam gerekenler vardı.

Türk sinemacılarının önemli bir kısmında Erksan esinlenmesinden söz edilebilir ama Türk sinemasında devam eden bir Erksan damarından söz edilemez.

Erksan’a Türk sinemasının asi çocuğu denilse yeri. Yolları onunla kesişenler yakıcı ve uzlaşmaz dilini anlatırlar ki kitabınızda buna ilişkin detayları da görüyoruz. Erksan ile çalışmanın, konuşmanın ve –seyirciler açısından da– filmlerini izlemenin kendine has zorlukları vardır. Hal böyleyken Erksan biyografisi yazmanın zorlukları hakkında neler söylersiniz?

İnsanın kendi hayatıyla ilgili net bir sonuca varması zorken başka hayatlara bakması tehlikelidir de. İnsan, kendini bile yanıltan bir varlıktır. Hele dış dünyaya karşı verilen pozlar bir yanıltmalar zinciridir. İnsanın dışa yansıyan taraflarını alıp oradan hareketle sonuç çıkarmak, biyografiden çok toplumun vasatının bir portresini yapmak anlamına gelebilir. Öyleyse, insanın ilk önce kendisine karşı sonra üzerine düşündüğü meseleler ve kişilere karşı temkinle yaklaşması gerekir. Bu tehlikeyle Erksan üzerine çalışırken yoğun bir şekilde yüzleştim. Erksan’ın kendi içine doğru genişleyen bir dünyası var. Bu dünyayla ilgili sahih bir düşünce ortaya koyabilmek için ufak ipuçları bulup tutarlı bir şekilde yeniden kurgulamak gerekiyor. Bunu da filmlerinden, kitaplarından, yazılarından, konuşmalarından ve yaşamından hareketle yapmak mümkün. Çevresiyle ilişkisi problemli olan bir sanatçının gerçek düşüncelerini çıkarabilmek derinlere inmeyi zorunlu kılıyor. Sözlerinin, eylemlerinin neye denk düştüğünü anlamlandırabilmek için dönemin siyasal ve kültürel ortamına eğilmek gerekiyor. Bir sanatçıyı doğru değerlendirebilmek, çevresi ve koşullarından hareketle ona gitmekle ancak mümkün olabilir. Zorlayıcı olsa da, bunu yapmaya çalıştım.

Böyle bir damardan bahsedilebilirse, Erksan damarından beslenen yahut izler taşıyan yönetmenler görüyor musunuz? Ya da “Erksan damarı”nın mümeyyiz vasıfları size göre nelerdir?

Erksan’ın çok kişisel bir sineması olduğunu düşünüyorum. Bu da onu bir akımın sınırlarında tutmayı zorlaştırıyor. Toplumsal ve kültürel meselelere bakışı da oldukça öznel. Bu, onun var olanları veri kabul etmeyen bir düşünür olduğuna işarettir. Türkiye’de ideolojilerin, kabullerin ve geleneklerin dışında düşünmeye çalışan herkesin yolu Erksan’a düşecektir. Hayatın her alanına yeni bir bakışla bakmanın ne kadar zor olduğu düşünülürse, Erksan’da cisimleşen düşünsel bağımsızlaşma, odak olma tavrının toplum kesimlerinde ve yarı aydınlarda pek tercih edilen bir durum olmadığı görülür. Türk sinemasının 1960’lı yıllarla birlikte Metin Erksan, Lütfi Ö. Akad ve Halit Refiğ üçlüsünün öncülüğünde düşünen sinema yapma çabasının sonraki yıllarda başka gruplar tarafından akamete uğratıldığı görülür. Kendi aklıyla düşünen sinema, Sinematek çevresindeki aydınlar tarafından sabote edilmiş, bu eksende yönetmenlerin de ortaya çıkmasıyla doğrultusu Batı aklıyla kendi gerçeğine bakan sinemaya evrilmiştir. O tarihten itibaren Türk filmi çekmeye devam edilmiş, çok sayıda yönetmen yetişmiş ama Türk sinemasına düşünür sinemacı kuşağı bir daha gelmemiştir. Dolayısıyla Türk sinemacılarının önemli bir kısmında Erksan esinlenmesinden söz edilebilir ama Türk sinemasında devam eden bir Erksan damarından söz edilemez.

Erksan’ın bugüne bakan yüzünü konuşalım isterim. Bugünün Türkiye’sine neler söyler Erksan sineması?

Tarihle ilgili düşüncelerin Batılıların önemsedikleri üzerinden ilerlediği bir vasatta Erksan kendi gündemiyle ortaya çıkmayı temsil eder. Erksan’ın düşünce evreninde, dışarıdan dayatılan gündemler yerine sanatçının gündemi kendini dayatır. Bugün film üreten Türk yönetmenlerin ekseriyetinin özellikle Batılı festivalleri hedefleyerek film yapması bir tür gönüllü kulluk mekanizmasının işlemeye devam ettiğini gösteriyor. Türk sinemacıları arasında tarihi bir dekor olarak kullanmak yaygın bugün. Tarih üzerine düşünmek, tarihsel bir perspektifle hayata bakmak Erksan’ın hem film çekerek hem yazarak hem de lisan-ı haliyle söylediğidir. Onun söyledikleri yeterince anlaşılabilmiş olsaydı, kabukla uğraşılmaz meselelerin içine nüfuz edilirdi. Bugün hâlâ birçok yönetmenimiz kabukla meşgul.

İlk adım Erksan. Kitap 2017’nin Şubat’ında yayımlandı. Peki, ikinci adım nereye?

Türk düşüncesinin önemli isimlerinden biri olarak gördüğüm düşünür yönetmen Lütfi Ö. Akad biyografisi yolda. Dosyayı yayınevine gönderdim. Yakında raflarda olacağını tahmin ediyorum.  

Mücahit Gündoğdu Kimdir:
Sivas’a doğdu. İlköğretimi Başyayla köyünde bitirdi. Liseyi Tokat’ta okudu. Lisans eğitimini Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü’nde tamamladı. 2017’de Kuyuda Bir Yönetmen Metin Erksan adıyla bir biyografi kitabı yayımlandı.

Hasan Hüseyin Çağıran Kimdir:
İzmir’de doğdu. Lise eğitimini (Konya) Özel İsmail Kaya Lisesi’nde, üniversite eğitimini Gazi Üniversitesi’nde aldı. 2014’te Kamu Yönetimi Bölümü’nden mezun oldu. Metin yazarlığı ve editörlük yapıyor. İlk kitabı Kanımız Yerde Kaldı (şiir) 2018’de yayımlandı.

Yazar Hakkında

HAZIRKITA, bir odağa yaslanmaksızın ve verili politik-poetik angajmanlara dâhil olmaksızın konuşabilme ihtiyacına binaen 2017’de yayın hayatına başladı. Türk ve dünya edebiyatının seçkin ve özgün örneklerine yer verme, nitelikli kültür-sanat yayıncılığı yapma ve bağımsız bir tartışma platformu oluşturma ilkesiyle yayın hayatını sürdürüyor.

Yorum yaz