Değişik vesilelerle önüme ya bir gazete kupürünü içeren fotoğraf karesi yahut bir haber sayfasına iliştirilmiş şu türden notlar düşürülüyor: “Bu nasıl olur?” Bu sorunun -aslında soru değil- içerdiği yargıyı biraz açtığımızda söylenmek istenenin “bu mecrada, bu haber, bu içeriğiyle nasıl yayımlanabilir” olduğu anlaşılabilir. Mesela mütedeyyin yahut muhafazakâr bir kitleye hitap ettiği düşünülen bir gazetenin, vasat dindar algıyı yahut vasat muhafazakâr algıyı rahatsız etmesi kuvvetle muhtemel olan bir habere hem de iştahla yer vermesi nasıl mümkün olabilir? Biraz yakından baktığımız takdirde, bu noktada şaşkınlık yaşamanın kendisinin birtakım önyargılar içerdiğini söyleyebiliriz. Birincisi, ortada bir mecranın kendisini konumlandırdığı hareket alanını beyan üzerinden yahut birtakım tezahürler üzerinden kabul etme durumu var. İkincisi, o alanın bir değer içerdiğini düşünme/o alana bir değer atfetme durumu söz konusu. Üçüncüsü, o değer ile söz konusu hareket alanında, yani mecrada, geçimini temin edenlerin siyasi varlık biçimi arasında bir uyum görme beklentisi var. Halbuki bu önyargıların bir temeli yok.
Bu noktada, “bu nasıl olur?” şaşkınlığını yaşayanlar, takdirlerini toplayacak yayını kısa süre sonra şaşkınlıklarına sebep olan mecranın aynı sayfasında gördüklerinde tatmin olmayı kabul edenlerdir diyebiliriz. Bir diğer ifadeyle, “X mecrasında yayımlanan -A haberi değil de A haberi olsaydı bu neyi değiştirecekti?” sorusunun ısrarla es geçildiğini düşünüyorum. Bir içeriğin negatif ve pozitif versiyonlarının hangi dönemde, hangi iklimde ve kimler tarafından hazırlandığı üzerine düşünmenin kendisi neden “hiçbir şey yapmamak”, “tepkisiz kalmak” olarak anlaşılıyor, bunun üzerinde esaslı şekilde düşünülmeli. Veya hangi isimlere hangi zaman diliminde bir köşe verilmiş, veriliyor düşünülmeli. Bu düşünme çabası, bir habere karşı Saraçhane’de slogan atmaktan daha az değerli değil. Bu kıyas üzerinden, iki durumdan birini diğeri karşısında değersizleştirme derdinde değilim. Fakat bir haber içeriğinin konumlandırılma biçimi üzerinden canhıraş bir sokağa davet tellallığı çıkarıldığında yahut “tepki göster” diye dayatıldığında da ben şaşırıyorum. Şaka şaka, şaşırmıyorum. Bu sefer de, iyi niyetle, o tellallığın ve dayatmanın mahiyeti üzerinde düşünüyorum.
Söylediğim şeyin değer farkını ortadan kaldırdığını düşünmüyorum. Yani A haberi ile -A haberinin birbirine eşit olduğunu iddia etmiyorum ve hangisi yayımlanırsa yayımlansın bunun benim için dikkate alınabilir bir farkı olmadığını söylemiyorum. Elbette yayımlanan haberin gerçekliği karşılama durumunu, haberin dile getiriliş pozisyonunu ve daha birçok şeyi kendi zaviyemden bir yere oturtuyorum. O haberi, kaçınılmaz olarak, bir insan olarak belli bir taraftan okuyorum. Fakat o haberi okurken, düşündüğüm ve dile getirilmesini/dikkat çekilmesini istediğim şeyin tam da istediğim gibi dile getirilmesinden bir hayır sadır olacağını düşünmediğim gibi aksi durumda da bir hayra mâni olunduğunu düşünmüyorum. Top sahanın neresindeyse gözlerini sadece oraya mıhlamanın birçok şeyi kaçırmaya yol açacağını anlamakta yarar var. Bu anlaşılmadığında sahadaki hızlı değişimler, kontralar ve goller ama tatlı tesadüflerle ama şahsi becerilerle açıklanır ve bu açıklamalar da tatmin edici bulunur. Yani diyorum ki, “o haber, o içerikte olduğu ve mecra da öyle olduğu için orada yayımlanıyor”.
