Yaşarken -mış gibi yapmanın insanlara çok temel bir varoluş sahası açtığını düşünüyorum. Şöyle başımı kaldırıp 360 derecelik bir açıyla sokakta göz gezdiriyorum, basılı veya sosyal medya unsurlarında gösterilen performanslara dikey bir bakış atıyorum ve kendimi dönüp dolaşıp -mış gibi yapmanın mahiyeti üzerine düşünürken buluyorum. İnsanlar neden -mış gibi yapar? Bunu ötekine karşı kendilerini koruma gayretiyle mi, yoksa daha da kötüsü kendilerini içinde bulundukları duruma ikna etme güdüsüyle mi yaparlar? -mış gibi yapma noktasındaki oybirliğini temin eden psikoloji, sosyoloji ve siyaseti aynı kap içinde eriten cevher toplum mühendislerinin ürettiği bir şey midir yoksa fıtrî bir temayül müdür? Bir diğer ifadeyle “bu doğru” demeyle ile “bu yanlış” demenin bir vakıanın kendi gerçekliğini örttüğü vasatı -mış gibi yapma iradesi besliyor. Bir sorun mu var? Ona gösterilen tepkinin geldiği nokta direnmiş gibi yapmak oluyor. Çünkü direncin kaynakları, usulü ve vardığı yer daha büyük yanlışları doğuruyor. Bir güzellik mi söz konusu? Ona verilen desteğin aldığı biçim -mış gibi yapma iradesini besliyor. Çünkü desteğin kaynakları, usulü ve vardığı yer söz konusu güzelliği imha eden bir mahiyete bürünüyor.
Bu noktada Bertolucci’nin 1981 yapımı Gülünç Bir Adamın Trajedisi (La Tragedia Di Un Uomo Ridicilo) filminde mezkûr meselenin mahiyetine açılan ilginç bir diyalog var: Oğlu kaçırılan iş adamı bir çalışanıyla konuşmaktadır. “Giovanni öldü.” der iş adamına karşısındaki. Buna “Hayattaymış gibi yapacağız” diye karşılık verildiğini görürüz. Bu “-mış gibi” yapma teklifine verilen cevapsa “Anlamıyorum. Onun öldüğünü biliyoruz” olur. Filmde, sadece kaçırılırken bir hayli uzaktan gördüğümüz Giovanni’nin öldürüldüğünü görmeyiz. Babasına ve dolayısıyla bize “söylenen” onun öldürüldüğüdür. İş adamı “mış gibi yapma”da kendi açısından maslahatı gözetme gayretindedir. Çünkü onun yaşıyormuş gibi olması üzerinden itibarını, ilişkilerini ve en temelde varlığını korumak istemektedir. Onun öldürüldüğünü biliyoruz demenin de onu diyen açısından birtakım getirileri olsa gerek. Öldü veya ölmedi, o ölmüş gibi yapanlar ile yaşıyormuş gibi yapanların vakıanın kendisiyle ilgisi nasıl bir zemine otuyor, yeterince düşünülmüyor. Düşünülen şey bu ölümden ve yaşamdan temin edilecek olan -mış gibi yapma biçimleri. Ne olduğuyla ilgileniyormuş gibi yapmanın meselenin muhataplarına verdiği “konuyla ilgili dertlenen birileri var” güvenini de hesaba katmak gerekiyor.
Ne demek istiyorum? Siz anlamak istiyormuş gibi düşünün ve ben de anlatmak istiyormuş gibi yazayım. Gündelik hayat içerisinde dile getirilen sorunların hakikatini yargılamaksızın söylüyorum, insanlar yakındıkları ve yanlış olduğunu düşündükleri şeylere karşı hangi oranda bir mesafe koyuyor ve kendilerinin kötülük olarak imledikleri şeylerle ilişkileri üzerine ne kadar düşünüyor? Kesif bir günahkardan nefret etme ve günahın kendisinden hoşnut olma ortak paydasının teşekkülü ne büsbütün tasarlanmış siyasi projelerin mahsulü, ne de tamamıyla tatlı birtakım tesadüflerin ürünü. -mış gibi yapmanın teorideki ve pratikteki ideolojilerine kerhen ve ağız bükerek katılanlar her adımda paylarını istiyor. Katılımcılar yüzüne gülüyormuş gibi yaptığı komşusunun arkasından konuşuyor. Hakkını savunuyormuş gibi yaptığının geleceğine çöküyor. Emanetini gözetiyormuş gibi yaptığının etini kemiriyor. Selamını alıyormuş gibi yaptığının arkasından konuşuyor. Yolunu açıyormuş gibi yaptığının kapılarını kapatıyor. Elinden tutuyormuş gibi yaptığının kuyusunu kazıyor. Dinliyormuş gibi yaptığına içinden gülüyor. Anlıyormuş gibi yaptığını kendi yargılarına hapsediyor. Veya bunların tam aksi yapılmış olsun. Ne fark eder?
