Ali Berkay, Sebahat Demir’in sorularını cevapladı.


Révélation Magnétique’de “Kendi dinime iman etmedim, farklıyım” mısrası var. Şiirinizin bu farklılıkla ilgisine ilişkin neler söylersiniz?

Öncelikle bu mısradaki vurgu, genel bir eğilim olarak dini, hayatı ve gelenekleri kendi doğruları ile yorumlamaya yönelikti. Zorundayım diyerek rasyonelleştirilen para kazanma, hayat tarzı vb. şeyler insanın kendine özel bir din icat etmesine sebep oluyor. Şiirimde bu açmazları sadece işaret etmeyi tercih ettim. Her insanın hayatı ile başa çıkma yolu farklıdır.

Tahayyülat’ın ithaf edilen bir kitap olduğunu biliyorum. Hikâyesinden ve kitaba ismini veren şiirden bahsetmek ister misiniz?

Tahayyülat diğer şiirlerimden farklı olarak tek seferde (sinemadaki plan sekans gibi düşünülebilir) yazılan bir şiir. Kelime anlamı hayal edilen şeylerin toplamı, bu toplamı aynı yazar kasalardan alınan gün sonu gibi görüyorum. İstediğim ve hayal ettiğim her şeyin toplamının kitaba adını veren şiir olmasını tercih ettim. Kitabın adının “Tahayyülat” olacağı belliydi, şiir sonradan yazıldı. Bu yüzden kitabın kendisinin bir toplam olduğu gözden kaçmamalı.

“Ben Susunca Daha Güzel Oluyorum” deyip şiir yazmak peki? (“Seni yakan / Seni konuşturur” cevabından hariç bir şey bekliyorum.)

Burada kastım üç ilmekli bir düğüm: Yazdığım şiirlerin yüksek sesle okunmamasından, buna uygun olmasından bahsediyorum. Yazmak bir konuşma biçimi değil. Susunca genelde kod veya şiir yazıyorum. Bu beni güzelleştiriyor. Dil çoğu noktada eksik, bu konuşmada da kendini belli ediyor. Konuşabilen bir Mona Lisa tablosunun kendi güzelliğini azaltacağından eminim.

“Ülke olarak büyük çaresizliğimizin kitabını yazacak değilim.” diyorsunuz. Tek bir çaresizlikten bahsediyorsunuz. Nedir o? Gerçekten bir tane mi o çaresizlik?

Benim gördüğüm bir tane. Onu da hemen sonrasında belirtmiştim. Bizim çözümlerimiz sorunları halı altına itmekten daha kötü. Biz sorunlarımızı yeni sorunlar üretecek şekilde çözüyoruz. En büyük sebep bu. Belki de bu topraklarda başka bir şansımız yoktur, onu bilmiyorum.

Şiirde matematik olduğunu söylüyorsunuz. Şiirin neresindedir matematik, şiirin kendisi mi matematiktir yoksa?

Şiirin kendisi matematikten ibaret. Dilin kendisi analitik bir yapıya sahip, anlam uzayı o dildeki kelimelerin ifade ettiği kavramlarla genişliyor. Şiirin burada dili genişletici bir özelliği var. O anlam uzayına eklemeler yapıyor.

İstediğim ve hayal ettiğim her şeyin toplamının kitaba adını veren şiir olmasını tercih ettim. Kitabın adının “Tahayyülat” olacağı belliydi, şiir sonradan yazıldı. Bu yüzden kitabın kendisinin bir toplam olduğu gözden kaçmamalı.

“Kendim nasıl şiirler okumak istiyorsam öyle yazıyorum.” Sözünü “Sanat şahsım içindir.” olarak değerlendirebilir miyiz?

Sanat sanat içindir deyip tarafımı belli edeyim. Fakat ne kadar sanat için yazıyorsam da bunun eninde sonunda bir farklı kişi tarafından da okunacağını biliyorum. Bu yüzden kendim için ya da salt sanat için olmuyor en nihayetinde. Sadece kendi günlüğüne şiir yazan bir kişi için söyleyebiliriz sanat şahsım içindir sözünü.

“Mutlu son kitabı hangi sayfada kapattığınızla alakalı olurdu.” Kitabı hangi sayfada kapatacağınıza nasıl karar veriyorsunuz? Kitap ya hiç mutlu son üzerine yazılmamış olsaydı, o zaman ne yapardınız?

Roman okumayı veya film izlemeyi çok tercih etmiyorum. Bizim geleneklerimiz genelde drama üzerine değil. Ama sinemamız, tiyatromuz ve edebiyatımız bu yönde gelişti. Bizim olmayan bir sanat üretiyoruz demiyorum. Her alanda (buna komedi de dahil) bir dram unsuru mutlaka olmak zorunda. Sanat eseri bu yolla üretiliyor artık. Hayat farklı. Hayatımız ürettiğimiz sanattan farklı. Eninde sonunda bir yerde veya bir zamanda mutlu oluyorsunuz. Kendi kitabınızı o noktada kapatsanız mutlu son olmuş olur. Bunun utanılacak bir yanı yok. İnsanlar artık mutlu olmayı utanılacak bir şey olarak görüyor. Bahsettiğiniz kitabı hiç okumamayı tercih ederdim.

Çizgi Kitabevi’nde “hiçbir şairin yakışıklı olmadığını” söylemiştiniz. Neden?

Devamında da ya da yakışıklılar şiir yazmıyor olabilir demiştim. Ben hala o noktadayım. Yakışıklılar bir şekilde ikna edilirse bu problem aşılacaktır bence. 🙂

(Yine Çizgi’de) Eloğlu’ndan “Boynumun Borcu” şiirini okumuştunuz. Sizce Eloğlu bu şiir için ilhama gereksinim duymuş mudur?

Tam da şiir için bir ilhama gerek olmadığını örneklemek için o şiiri okumuştum. Her şairin şiir için bir üretim mekanizması vardır. Her mekanizma farklı hammaddeler kullanır. İyi şiirin genelgeçer bir tanımını yıllardır bu yüzden yapamıyoruz.

Yakın zamanda baba oldunuz, bir şair olarak nasıl betimlersiniz bu duyguyu? İlham perileriyle aranız nasıl?

Baba olmak bambaşka bir duygu, şu an için sorumluluk yanı daha ağır basıyor. İlerleyen zamanlarda daha farklı duygular da eklenecektir diye düşünüyorum. Fakat şiir yazmaya ayıracak vaktimi kısaltmam dışında şiirime bir etkisi olmadı. Şiirlerimi ilham perileri ile yazmıyorum çünkü.

En sevdiklerinizi sorsam? (Kitap, film, oyun, hikâye, şarkı, resim, şiir)

Kitap olarak Tractatus LogicoWittgenstein diyebilirim. Film olarak şu öne çıkıyor diyebileceğim bir tercihim yok. İyi bir sinema izleyicisi değilim. Genelde komedi yönü ağır basan filmleri tercih ediyorum. Oyun olarak The Long Dark şu anki favorim, hayatta kalma simülatörü. Önceden Football Manager serilerini daha fazla oynardım. Dizi olarak Doctor Who ve diğer bilim kurgu yapımlarını tercih ediyorum. Türk dizilerinden Hekimoğlu’nu takip ediyoruz eşimle. Müzik tercihlerim genelde elektronik: Kraftwerk eskilerden, nispeten yenilerden UNKLE grubu. Her tür müziği dinliyorum ama genelde kaçtığım yerler önceki bahsettiğim gruplar. Rene Magritte’in eserleri görsel sanatlarda benim için hep önde. Şair olarak ölü şairleri daha çok beğeniyorum. En çok da Metin Eloğlu’nu.

Ali Berkay Kimdir:
Tam adı Ali Berkay Bircan. Bilgisayar mühendisi olarak çalışıyor. İstanbul, Van, Karaman, İstanbul yolculuğunun sonunda Konya’ya geldi ve Meram’da ikamet ediyor. Şiirleri ve söyleşileri Davudun İnsanları, Hacı Şair, Hece, İtibar, İzdiham, Kırkıncı Kapı, Kuyudaki Koro, Mahalle Mektebi, Buzdokuz gibi dergilerde ve çeşitli web sitelerinde yayımlandı. İlk kitabı Tahayyülat 2016’da yayımlandı.

Sebahat Demir Kimdir:
31 Aralık 1998’de Konya’da dünyaya geldi. Lise eğitimini Mahmut Sami Ramazanoğlu İmam Hatip Lisesi’nde aldı. Şimdi Necmettin Erbakan Üniversitesi’nde Okul Öncesi Öğretmenliği okumakta. İçini ne acıtıyorsa ona şiir yazıyor.

Yazar Hakkında

HAZIRKITA, bir odağa yaslanmaksızın ve verili politik-poetik angajmanlara dâhil olmaksızın konuşabilme ihtiyacına binaen 2017’de yayın hayatına başladı. Türk ve dünya edebiyatının seçkin ve özgün örneklerine yer verme, nitelikli kültür-sanat yayıncılığı yapma ve bağımsız bir tartışma platformu oluşturma ilkesiyle yayın hayatını sürdürüyor.

Yorum yaz