4

Ara Güler vaktiyle bir televizyon programında “Esasında hayat küçük adamların hayatıdır. Hayat dediğin küçük adamların hikayesidir. Bir İngiltere kraliçesinin hayat hikayesi bir boka yaramaz.” demişti. Peki “küçük adamlar”ın hayatları gerçekten de bir hikâye barındırıyor mu? Yoksa birtakım başka hikayelerin içinde hikayelerimiz ufalanıp gidiyor mu?

Perfect Days’de Hirayama’nın hayatın günlük akışında hiçbir şeye bağlı olmayan, hiçbir şeyi dayatmayan ve kendini günün beraberinde getirdiği her şeye bırakan soluk bir kayıtsızlığın izlerini sürmek pekâlâ mümkün. Hirayama’nın, hepimizin her gün yaşadığı türden şeyleri kavga etmeden, sorunsallaştırmadan yapmayı sürdürüyor olmasını her şeyin olduğu gibi olmasına izin veren niteliksiz bir hayat olarak değerlendirmek kadar tam da bunu başarması dolayısıyla olağanüstü, çelişkisiz varoluşun bir örneği olarak ululanması da mümkün. Ki benim karşıma bu yöndeki yorumlar daha çok çıktı. Bu ululama biçimi amaçsızca, kaygısızca zamanın içinde yürümeyi yolun kendisi kabul eden yaklaşımı temel alacaktır. Ne bugüne ne bir sonrakine içkin bir amaç söz konusu değildir. Bu açıdan bakınca, Tokyo’da tuvalet temizliğiyle geçinen Hirayama, bir tür zen bilgeliğini performe ediyor. “Değil mi ki her gün güzeldir, onun güzelliklerine uyanan kaygısız bir ruhla nefes alıp verebilmek de öyledir”:

Usta, bir gün şöyle der: “Bugün, yaz eğitiminin başlangıcından bu yana geçen on birinci gün. Bir yol buldunuz mu? Ne dersiniz?” Sessiz dinleyicilerin yerine Usta Yunmen şöyle cevap verir: “Yarın on ikinci gün.”

Bir sonraki gün de on üçüncü gündür. Sonraki gün on dördüncü. Sonraki … diye sonsuza kadar devam edecektir bu günler. Olan, hakikatin düşüncesinin kendisini ortadan kaldıran bir performanstır. Peki Hirayama’nın yaşadığı bu mudur? Bu soru, tüm naifliğinin ardında, Perfect Days’i yalınkat bir pornografi olarak da görebileceğimiz zemini ortaya çıkarır. Hirayama, filmdeki görünürlük biçimiyle, yaşamak için asgari imkanları temin edebilmek adına sistemin bağırsaklarını temizleyen ve bunu yaparken de zihninde en ufak bir soru işareti oluşmayan biridir. Okuduğu kitaplardan ve dinlediği müziklerden anlarız ki, tam da beklenildiği üzere, kültür sahibidir. Büyük insanlık ailesinin verimleri onu anlayış sahibi kılmış ve mahkûm olduğu her ne ise onunla uzlaştırmıştır. Perfect Days’de kendi başına Hirayama karakterinin her gün, olanca sıradanlığı içerisinde birbiri ardına yapmayı sürdürdüğü işleri, karakterin kendine has dilsizliğini, gün içi koşuşturmaları arasında başını gökyüzüne kaldırdığında yüzünde beliren gülümsemeyi ve yüzünün hatlarında beliren huzuru, hakikat ile bulunulan yer içerisinden bir ilişki kurma çabasının değil de üretilmiş bir dünya gerçekliği içerisinde mahkûm olunan yeri rızaen sindirme daveti olarak anlıyorum. Hirayama bunalıma girmenin dahi olağan dışı ve giderilmesi gereken bir rahatsızlık olarak görüldüğü zeminde bir yokluğu sürdürür, durmaksızın ve bir kısırdöngü içerisinde. Perfect Days “küçük hayatlar”ın içerdiği değerlere işaret etmiyor. Sinirleri, duyguları, canlılığı, iradesi elinden alınmış bir bilgeliği takdim ediyor. Bunun için Wim Wenders kamerasına ihtiyaç yok çünkü Amazon çok daha iyisini yapıyor.

HAZIRKITA Postası

Şiirden sinemaya, haberden tahlile ━ HAZIRKITA’nın seçkisi iki haftada bir e-posta kutunuzda.

Yazar Hakkında

27 Aralık 1992’de İzmir’de doğdu. Lise eğitimini (Konya) Özel İsmail Kaya Lisesi’nde, üniversite eğitimini Gazi Üniversitesi’nde tamamladı. 2014’te Kamu Yönetimi Bölümü’nden mezun oldu. Yüksek lisans eğitimini İbn Haldun Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde Heidegger’de varlık, hakikat ve sanat ilişkisi üzerine yazdığı tezle tamamladı. İstanbul Medeniyet Üniversitesi Felsefe Tarihi ve Sistematik Felsefe doktora programında eğitimine devam ediyor. İlk şiir kitabı Kanımız Yerde Kaldı (Ebabil Yayınları) 2018’de, Ölüm Alışkanlığı (Ketebe Yayınları) ise Mart 2022’de yayımlandı. Bir edebiyat ve kültür-sanat platformu olarak 2017’de kurduğu HAZIRKITA’nın genel yayın yönetmenliğini sürdürüyor.✉

Yorum yaz