Chappelle’s Show’un ilk bölümünde beyaz ırkın üstünlüğünü savunan (white supremacy) bir siyahinin (Clayton Bigsby) parodisi yer alır. Parodiye göre, Bigsby Amerika’da beyazların üstünlüğü sesinin öncü sesidir. Zenci Lekesi, Zenciyi Kokladım gibi kitapları 600 binin üzerinde satış rakamlarına ulaşır. Ku Klux Klan kıyafetleriyle boy gösterdiği için çok az kişi yüzünü görebilmiştir. Bir araştırmacı Bigsby’nin izini sürer, yaşadığı yere gider. Fakat bir “zenci” ile karşılaşır. Bu tuhaf durum Bigsby’nin hayat hikayesini daha ilginç kılmaktadır. Bigsby, Wexler Home for the Blind’da okuyan tek siyahi öğrencidir. Okul müdiresi, -her ne kadar tüm öğrencileri görme engelli olsa da- okuldaki diğer çocukların beyaz olması sebebiyle, hayatı Bigsby’e kolaylaştırmak için kendisine beyaz olduğunu söylediklerini ifade eder. Bigsby de hayatını bu bilgi çerçevesinde idame ettirmiş ve “ırkının” meziyetlerini ve üstlüğünü sergilemeye yönelik bir hayatı tercih etmiştir. Bigsby başına gelen kötülükleri siyahlardan bilmekte, beyazların kendisine yönelen saldırılarını dahi siyahların kokuşmuşluğuna hamletmektedir. Yaptığı konuşmalardan birinde başına taktığı maskeyi çıkardığında Bigsby’nin siyah olduğunu gören seyirciler şaşkınlık içerisinde kusmanın eşiğine gelip giderler. Bu, Amerika’da yayınlanmış 2003 tarihli bir parodi değil de 2022 Türkiye’sinin gerçekliğinden bir kesit gibi.
Türkiye’de bugün beyazın siyaha üstünlüğünü savunan türden bir “toplumsal sağduyu” galebe çalmış durumda. Devletin ve milletin Türkiye’nin uluslararası sistemdeki yeri nispetinde ittifak ettiği bir alana dönüşüyor bu sağduyu. Sağduyu yani doğruyu görme, hissetme ve buna göre doğru hükümler verme, doğruyu yanlıştan ayırma yeteneği, aklıselim dediğimiz şey, kirli demokratik teamüllerin ve kamuoyunun vasatını tayin ettiği bir şey bugün. Sokaklara kin ve nefret kusan, kardeş malına çöken, derin sevgisizliğinin hesabını tabiattaki her bir canlıdan sorarcasına bir edayla yaşayan, dengeden ve değerden mahrum insanların sağduyusunun hasıl ettiği gündelik hayat siyaseti her rengiyle beyazı siyaha üstün tutan atmosferi var kılıyor. Yalanın gerçeğe, hakikatsizliğin hakikate, sahtenin asla, çirkinin güzele bariz üstünlüğünü görmemek için görmekten mahrum olmak gerekiyor. Medya unsurları gösterdikleriyle bu mahrumiyeti belli açılardan temin ediyor. Güzelce paketlenmiş kutularda, vaktinde teslim ve vade farksız seçenekleriyle kapımıza gelen siyaset biçimleri… Açılan her kutu saman alevi çözüm önerileri içeren, sorunları dışsallaştıran ve özdeki ahlaksızlığı görünmez kılmaya yarayan işaret çubukları içeriyor. Her şeyden önce kişiye kendisini görünmez kılıyorlar. Kendisini göremeyen esasta başkasını da göremiyor. Bu da ortaya siyahın siyahtan beyaz adına hesap sorduğu tabloyu çıkarıyor.
Bu bahiste, İslâm’ın garip başlayıp, başladığı gibi (bir hale) döneceği işin bir tarafı Müslümanların yaşadıkları asrın siyahileri olması bir başka tarafı. Yani Müslümanların garipliği, siyahiliği ve hatta kendi inançları çerçevesinde çağın makbul tanımlarının içine gir(e)memeleri nedeniyle barbarlığı/teröristliği şaşırtıcı bir şey olmasa gerek. Tedavüldeki ayak oyunlarının haricinde ehli tevekkül ve sabitkadem, haksızlık etmeyen ve haksızlığa uğramayı reddeden bir Müslümanın herhangi bir siyasi organizasyonda “makbul vatandaş”, herhangi bir ekonomi ve sağlık modelinde “sıhhatli tüketici” olması, eş deyişle beyaz olması, görünen o ki mümkün değil. Siyahiler anasının babasının alnındaki secde izini bile silmeye çalışsa mümkün değil. En makbulü bile, beyaz pirincin içindeki siyah taş misali sırıtıyor, diş kırmasa bile görüntüyü bozuyor. Hal böyle olunca mümkün olanın kapısı haraca bağlanıyor ve görmekten mahrum olan (veya edilen) siyahlara beyaz olduğu öğretiliyor. Zaten siyahilerin çoğu bu eğitimi almak için koşa koşa uygun fiyatlı kurslar arıyor. Siyahilerin kimisi beyaz reflekslerini geliştirerek kendilerini gördüklerinde midesi bulananların huzurunda söz sahibi olmak için her yolu deniyor. Kimisi de uluslararası eko-politiğin işlerliğini kolaylaştırmak ve kökleştirmekle kötülüğe mühlet tanıyor. “Bakın nasıl da beyazım” yarışının adı sözde vatan, millet, temiz toplum ve gelecek müdafaalarına tahvil ediliyor. Beynelmilel müfredatın siyahilere uyguladığı rejim psikopolitikanın kendine has süzgeçlerinden geçerek uluslara özgü biçimler kazanıyor. Beyazın üstünlüğünü savunma ihalesi, hele ki yaşadığımız coğrafyanın siyahileri arasında, ne çok heyecan uyandırıyor ve ne çok müşteri buluyor.
