Hasan Hüseyin Çağıran sordu, Can Habip Türker cevapladı.


Platon’un Ion diyalogunda Sokrates’i Ion ile, Homeros’un şiiri üzerinden bir bilgi tartışması yaparken görürüz. Ion, bir rahpsod olarak Homeros’u en iyi anlatanın kendisi olduğunu, bu hususta gıpta edilecek bir seviyeden söz aldığını ileri sürer. Sokrates ise bu hünerini Hesiodos’la Arkhilokhos’ta da gösterip gösteremediğini sorar ve Homeros’tan hoşlanırken diğer şairlerden neden etkilenmediğini gerekçelendirmesini ister. Ion bunu Sokrates’in beklediği anlamda gerekçelendiremez ve Ion’un Homeros sevgisinin bilgiye dayanmadığı düşüncesiyle diyalog noktalanır. Sokrates şairlerin sözünü ilahi bir yeteneğe bağlıyor; yani Ion istediği kadar bilinçli olarak söz aldığını iddia etsin Homeros sevgisini gerekçelendiremez, çünkü şiirin bilgiye dayanmadığı açıktır Sokrates’e göre. Bu anlamda bilgiye dayanmayan bir uğraşın bilgiyle açıklanamayacağı önermesi arka planda varlığını hissettirir. Bu önerme filozofların, klasik dönemde şiirin bilgisi ile felsefenin bilgisi arasında gözettikleri ayrımı ima ediyor. Bu tartışmanın izini sürerek bugüne gelirsek… İçerik ve biçimleri bakımından –önemli veya değil– farklılıklara sahip olarak söz alan şairler ve onlar hakkında yargılar dile getirenler neyin şiir olduğu yahut olmadığı noktasındaki tartışmalarını sürdürüyor. Bu bağlamda, neyin şiir olduğuna karar vermenin bir makamı var mıdır? Daha temelde, şiir eleştirisinin bilgiye dayanmasının imkânı nedir?

Sevgili Hasan Hüseyin bu soru herkesin merak ettiği, ama bir çıkar yol bulamadığı, tutarlı bir yanıta rastlayamadığı için gözardı etmek durumunda kaldığı bir sorudur. Böylece şiirin bir tanımının yapılamayacağı, neyin şiir olup neyin şiir olmadığına karar vereceğimiiz bir ölçütün olmadığı noktasına gelinir. Bu soru sadece şiir özelinde değil, genel olarak da sanat felsefesinin problemlerinden biridir. Çoğu estetik nazariyatçısı böyle genel geçer bir ölçütün, mikyasın olmadığı kanaatinde. Özellikle Andy Warhol’un Brillo Kutuları çalışması bu bağlamda ele alınmıştır. Çünkü Brillo Kutuları real üretimle aynıdır. Bu bakımdan çok kışkırtıcı, meydana okuyucu bir eserdir. Burada karşılaşılan iki soru var: 1) Fabrika üretimle aynı olan Birillo Kutuları gerçekten sanat eseri midir? 2) Sanat eseriyse onu neye göre sanat eseri sayacağız? Fabrika üretimi olan bir şeyi sanat saymayanlar için sorun hemen çözüme kavuşturulmuştur. Sanat eseri sayanlar içinse bunun neden böyle olduğunu açıklamak hayli zor bir meseledir. Bazıları için burada en kestirme cevap bir şeyi sanat eseri sayacağımız bir ölçütün olmadığı şeklindedir.

Can Habip Türler

“Bir şeyin şiir olup olmadığını gösteren bir form vardır.”

Kökşiir dergisini çıkarmamın başlıca nedeni aslında herkesin kafasında olan bu gibi soruların çözümüne dönük gerekçelendirilmiş, tutarlı yanıtlar bulmaya çalışmaktı. Bugüne kadar yayınladıklarımla bunda muvaffak olduğumu düşünüyorum. Ben neyi sanat eseri sayıp neyi saymayacağımızın, ne şiir sayıp neyi şiir saymayacağımızın genel bir açıklaması olduğu kanısındayım. İyon’da Platon şiiri şairin iletilmesine vasıta olduğu ilahi bir söz olarak düşünür. Şairin bilgisinin olmaması da bu yüzdendir. Bu bakış açısı şiiri bir tür vahiy olarak görür. Modern zamanlarda da gerçek şiiri vahiy gibi gören yazarlar var. Ben aksi kanaatteyim. Şiir ve vahiy daha en başta birbirinden ayrılırlar. Vahiy realdir, şiir ise mütehayyeldir (imaginative). Şiir zorunlu olarak ifade edicidir, vahiy hem beyan edici hem de ifade edici olabilir. Burada aslında şiirin ne olduğunu da söylemiş olduk. Şiir mütehayyel /tahayyül edilmiş dilin öznel ifade edici görünüşüdür. İfade edicilik şiiri şiir olmayandan ayıran belirleyici formdur. Bu tanımın tüm parçalarını Kaygı dergisinde yayınlanan bir makalemde ayrıntılı olarak analiz ettim.* Ayrıntı için oraya bakılabilir. Kökşiir’in bu sayısında (8.sayı) ise şiirde biçim meselesini ele aldım ve yukarıdaki sorunuzun yanıtını daha da vuzuha kavuşturan, şiirde ifade ediciliğin yanında ikinci bir biçim gören teorik bir açıklamaya getirmeye çalıştım.** Sonuç olarak bir şeyin şiir olup olmadığını gösteren bir form vardır. Ancak bir çalışma salt şiir olmak yerine başka sanatlarla imtizaç ederek tür aşırı olabilir. Önemli olan bunda başarılı olunup olunmadığıdır. Nazım Hikmet’in Memleketimden İnsan Manzaraları buna çok güzel bir örnektir. İfade edicilik ve beyan edicilik formlarının içiçe geçtiği, bir şaheserdir.


* “Şiire İlişkin Felsefi Bir Soruşturma: İmkanı ve Tanımı” başlığını taşıyan söz konusu makaleyi okumak için tıklayın.

** Kökşiir dergisinin içerik, satış noktaları ve diğer bilgileri için tıklayın.


Can Habip Türker Kimdir:
1978 doğumlu. Şiir ve yazıları Karagöz, Ücra, Yasakmeyve, Yedi İklim, Yeniyazı gibi dergilerde yayımlandı. İlk şiir kitabı Yenilgiler Balbalı 2009’da yayımlandı (Simurg Yayınları, İst., 46 s., Editör: Seyhan Erözçelik). Diğer şiir kitapları: Dip (2011, Yeniyazı Yayınları, İst.), Uruz ile Bedisa (2012, Ebabil Yayınları, Ank., 32 s.) Kökşiir Şiir Sanatı Dergisi’nin genel yayın yönetmenliğini yürütüyor.
2000’de Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden mezun oldu. 2003’te Marmara Üniversitesi, Felsefe ve Din Bilimleri, Felsefe Tarihi alanında yüksek lisansını tamamladı. 2007’de, aynı üniversitede “Morıtz Geiger ve Nicolai Hartmann’da Estetik Değerin Temellendirilmesi” başlıklı teziyle felsefe doktora derecesini aldı. İki yıl Duquesne Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde misafir öğretim üyesi olarak çalışıp, Simon Silverman Fenomenoloji Merkezinde fenomenoloji ve Husserl üzerine araştırmalar yaptı. 2012’de felsefe bölümü kadrosunda doçent, 2017’de ise profesör oldu. Halihazırda Gaziantep Üniversitesi Felsefe Bölümü Başkanlığı görevini yürütmektedir.

Can H. Türker’in Kitapları:
Masal:
Günkız (2016, Ebayınları, Ank., 56 s.)

Felsefe Kitapları:
Fenomenolojik Değer Estetiği (Habip Türker ismiyle; 2014, Ebabil Yayınları, Ank., 120 s.)
Yüksüz Diyalektik – Husserl Fenomenolojisi Üzerine Bir Deneme (Habip Türker ismiyle; 2016, Ebabil Yayınları, Ank., 96 s.)
Sevginin Varlık Yapısı, (Habip Türker ismiyle; 2017, Endülüs Yayınları, İst., 128 s.)

Çevirileri:
● İslam Bilim Tarihi (Ed. Rüsdi Rasid, Cemile İpar ile; 2000, Litera Yayıncılık, 416 s.)
● Marksizmden Sonra Marx (Tom Rockmore, 2014, Ayrıntı Yayınları, İst., 320 s.)

Hasan Hüseyin Çağıran Kimdir:
1992’de, İzmir’de doğdu. Lise eğitimini (Konya) Özel İsmail Kaya Lisesi’nde, üniversite eğitimini Gazi Üniversitesi’nde aldı. 2014’te Kamu Yönetimi Bölümü’nden mezun oldu. Metin yazarlığı ve editörlük yapıyor. İlk kitabı Kanımız Yerde Kaldı (şiir) 2018’de yayımlandı.

Yazar Hakkında

HAZIRKITA, bir odağa yaslanmaksızın ve verili politik-poetik angajmanlara dâhil olmaksızın konuşabilme ihtiyacına binaen 2017’de yayın hayatına başladı. Türk ve dünya edebiyatının seçkin ve özgün örneklerine yer verme, nitelikli kültür-sanat yayıncılığı yapma ve bağımsız bir tartışma platformu oluşturma ilkesiyle yayın hayatını sürdürüyor.

Yorum yaz