19

İnsan: bekleyerek ölen canlı türü. Beklemek, insanın ancak kendisine yapabileceği bir kötülük, ölmesi mukadder her şeye yapılan bir suni teneffüs. Bırakayım ölsün diyemediğimiz her hevesin başındaki hekim, en rahatsız edici haliyle, peşine düşmesek bizi azat edecek çürütücü duygulara, yapıp-etmelere sürekli ama sürekli müdahale edip hayatta tutan amanvermez bir hekim.

Daha kötüsü, Türkçenin akça pakça gövdesinde bir kara leke gibi duran beklenti kelimesi. Girilmemesi gereken bir kapı. Kapısı renk, dil, din, ırk ayırmaksızın herkese açık, acımasız mı acımasız, mitos evreninden bir Tanrı: her gireni kendi heyecanlarından, arzularından, umutlarından türlü oyunlarla uzak tutuyor.

Hayal kırıklığı mı? Beklemenin ve beklentinin mütemmim cüzü.

20

Fedakârlık, tehir edilmiş bir beklenti biçimi. Borcu eda etmeyen, bihakkın yerine getirilen vazifelerden olmayan türüyle fedakârlık, aynı zamanda bir pişmanlık biçimi. İnsanın fedakarlığı, bağlayabiliyorsa muhatabını haraca bağlayan nitelikli bir eşkıyalık, bağlayamıyorsa bitimsiz bir yakınmalar manzumesi.

21

Batı metafizik geleneği epistemik öznesinin, varlık dairesi içerisindeki her şeyi episteme-doksa, form-madde, ruh-beden, ileri-geri, uygar-barbar, teori-pratik, varlık-oluş, özne-nesne vb. dikotomilere ayırarak inşa eden mantığı, denilebilir ki 2000’ler futbolunda Ronaldo-Messi karşıtlığında zuhur etti. Bu tezahürün her iki ayağı da mitos’tan (Ronaldo Nazario-Maradona) logos’a (Cristiano Ronaldo-Messi) geçiş kurgusunu andırır bir arka plana sahip.

İkinci geçiş (Maradona-Messi) zaman içerisinde teşekkül etti. Messi Barcelona’da başarıdan başarıya koştukça farklı hususlarda Maradona ile kıyaslandı ve bu kıyası kendi gerçekliğinde şekillendirdi. Öyle oldu, çünkü temasını Arjantin’in oluşturduğu bu geçiş kurgusu varlığını, İspanya milli takımını seçmiş olsa hiç sırıtmayacak olan La Masia’nın parlak çocuğu Messi’nin (dünya kupasını almaya çok yaklaştığı şu günlerde bile) Barcelona kariyerine borçlu.

Ancak isim benzerliği haricinde alakasız görünen ve fakat hayata daha çok değen ilk geçiş (Ronaldo Nazario-Cristiano Ronaldo) biraz farklı oldu.

Benim gibi 90’larda doğanlar, Ronaldo deyince, başına sonuna hiçbir ek yapmadan ve hatta bir düşünme payı dahi bırakmadan Ronaldo’yu anlardı. 2002 Dünya Kupası döneminde, tıraş olurken elektrikler kesilmiş şakasını yapmanın adetten olduğu Ronaldo’yu. Biz Türklere pis burun dışıyla da plasenin mümkün olduğunu yarı final maçında acı bir şekilde öğreten Ronaldo’yu. İbrahim Tatlıses’in bir dönem belirli aralıklarla veliahdını açıklamasına benzer şekilde, henüz aktif futbol hayatına devam ederken her sezon “Ronaldo’nun veliahdı” diye nice oyuncuya ümitle bakılmasını sağlayan Ronaldo’yu. Ronaldo’nun varlığı ve etkisi, adeta futbol seyircisinin yanlış üzerinde ittifak etmeyeceğine delil gösterilebilecek bir konsensüs oluşturmuştu.

İşte Cristiano adlı Portekizli bir genç, Portekiz’den çıkıp gelen bir genç, Kırmızı Şeytanlar’da ses getiren işler yaptıkça bildiğimiz Ronaldo’dan farkıyla, “Cristiano” Ronaldo olarak anılıyordu. Bu bir müddet devam etti. Brezilyalı “Ronaldo” iken Portekizli “Cristiano Ronaldo” idi. Zaman içerisinde Brezilyalı, “Fenomen Ronaldo” olurken, Portekizli “Ronaldo” oldu. Arada geçen zaman öyle çok bir zaman da değildi ki Ronaldo deyince karışan zihinler berraklaştı, artık Ronaldo, Ronaldo’ydu.

Ronaldo’nun farklı takımlarda, farklı ülkelerde, farklı sistemler içerisinde sürekli ve yeniden meydan okumalar içeren bir “başarı hikayesi”ne sahip olmasından kendi başına daha dikkate değer olan bir şey varsa, henüz kariyerinin başındayken Ronaldo’yu “Fenomen”, kendisini “Ronaldo” kılabilmesidir.

Önceki bölümü okumak için tıklayın.

HAZIRKITA Postası

Şiirden sinemaya, haberden tahlile ━ HAZIRKITA’nın seçkisi iki haftada bir e-posta kutunuzda.

Yazar Hakkında

27 Aralık 1992’de İzmir’de doğdu. Lise eğitimini (Konya) Özel İsmail Kaya Lisesi’nde, üniversite eğitimini Gazi Üniversitesi’nde tamamladı. 2014’te Kamu Yönetimi Bölümü’nden mezun oldu. Yüksek lisans eğitimini İbn Haldun Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde Heidegger’de varlık, hakikat ve sanat ilişkisi üzerine yazdığı tezle tamamladı. İstanbul Medeniyet Üniversitesi Felsefe Tarihi ve Sistematik Felsefe doktora programında eğitimine devam ediyor. İlk şiir kitabı Kanımız Yerde Kaldı (Ebabil Yayınları) 2018’de, Ölüm Alışkanlığı (Ketebe Yayınları) ise Mart 2022’de yayımlandı. Bir edebiyat ve kültür-sanat platformu olarak 2017’de kurduğu HAZIRKITA’nın genel yayın yönetmenliğini sürdürüyor.

1 Yorum

  1. Pingback: Not Defteri [22-27]

Yorum yaz