22

Asırlar öncesinden kalan satırları okuduğumuzda da büyüklerimizden dinlediğimizde de sorunların hiç çözülmeksizin devam edegeldiği hissine kapılırız. Var olan sorunları derinleştirmek ve olanlara yenilerini de eklemek için –hiç de varsayım cümlesi gibi olmayacak ama– özel kurumlar ihdas edilseydi, çözüme yönelik çalışanları ortadan kaldırmayı ve yapıcı her girişimi bastırmayı görev bilen yer altı örgütlenmeleri kurulsaydı sorunlarımız canlılığını bu kadar koruyabilir miydi? Sanmam.

23

Bilinç düzeyinde olmasa bile herkesin içten içe bildiği sırlardandır: Çoğu sorunu, o sorunun çözüm mercii olarak görülen eller var eder. O ellerin, sorunu bizatihi var etmediği durumlarda ise, en azından bir iştirak, yol verme, mâni olmama durumu söz konusudur. Çünkü sorunlar insanın ekmek kapısıdır. Çünkü insanoğlu konumunu varolan sorunlardan nasıl yararlanacağına göre belirler. Sorunların görünmeyen kırmızı çizgilerinin var olması sebebiyle kendisini buna biraz da mecbur hisseder. Onun dışına çıkmak kişinin kendisini sözümona yasaların resmi ve gayri resmi milis güçlerinin hedef tahtasına oturtacağından, tanımlanmış bir saha içerisinde eleştiriler dile getirmek de bir yerden sonra soruna bir katkı sunma biçimine dönüşür.

24

Çoğu kötülük ihtisas ve iş birliği gerektirir. Mesela, zaman zaman önce falanca müzedeki eserlerin çalındığı haberleri çıkar karşımıza, sonra da müze yetkililerinin de işin içinde olduğuna dair haberler. Başka türlüsü çok da mümkün değildir. Düşünün ki bir hırsız, mekânı gerçekten tanımadan, hiçbir ön bilgisi olmadan, neyi çalması gerektiğini ve çaldığını nereye hangi usullerle satacağını bilmeden bir müzeye giriyor. Düşünülemez. Alanda ve sahada ihtisas yapmış yetkin bir grup doktor öğretim üyesi dahi, sadece birikimlerine dayanarak kotaramaz böyle bir işi. Kötülüğün “rağmen” yapıldığını değil de bir istihdam üzere yapıldığını düşünmek daha makul görünüyor. İstihdamın kadrosuz veya üniformasız biçiminden söz ediyorum.

25

Kitabevlerinden, kitap fuarlarından kitap alma yetimi kaybettim. Kitaplar için ayrı ayrı fiyat sormak zorunda kalmak, istemediğim durumlarda bile birtakım önerilere muhatap olmak, kitaplara baktıktan sonra satın alma zorunluluğu hissetmek beni yoruyor.

26

Fîruz Ağa Camii Divanyolu’nun başında, nasıl da güzel duruyor. Tam durması gereken yerde, olanca görünmezliği ve kendindeliğiyle. Bir namazı eda, bir görevi ifa eder gibi.

27

Türkiye’de demokrasiye inanan kitleler arzuladıkları şeye, kendilerine rağmen, sahip olan her kimse onu şeytanlaştırıyor. Fakat şeytanlaştırılanın sahip olduğu imkanları geçtim, o imkanların tükürülmüş versiyonlarına bile sahip olma ihtimali o an içinde gözlerin kararmasına neden oluyor. Bu da adı konmamış bir tür demokratik mutabakat biçimi.

Önceki bölümü okumak için tıklayın.

Yazar Hakkında

27 Aralık 1992’de İzmir’de doğdu. Lise eğitimini (Konya) Özel İsmail Kaya Lisesi’nde, üniversite eğitimini Gazi Üniversitesi’nde tamamladı. 2014’te Kamu Yönetimi Bölümü’nden mezun oldu. Yüksek lisans eğitimini İbn Haldun Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde Heidegger’de varlık, hakikat ve sanat ilişkisi üzerine yazdığı tezle tamamladı. İstanbul Medeniyet Üniversitesi Felsefe Tarihi ve Sistematik Felsefe doktora programında eğitimine devam ediyor. İlk şiir kitabı Kanımız Yerde Kaldı (Ebabil Yayınları) 2018’de, Ölüm Alışkanlığı (Ketebe Yayınları) ise Mart 2022’de yayımlandı.

2 yorum

  1. Pingback: Not Defteri [28-29]

  2. Pingback: Not Defteri [30-35]

Yorum yaz