Siyaset için mümkün tanımlardan birisi de kavramı retorik alanı olarak açıklamak olacaktır. Retorik, sadece “söylem”e indirgenebilecek bir alan değil. Bilakis varlık tasavvuruyla doğrudan ilişkili bir alan. Bir zaviyeden söylemin varlığa, varlığın hakikatine uygun düşüp düşmemesi mesele olabilecekken diğer bir zaviyeden söylem, sofistlerde olduğu gibi, bizatihi “varlığa getirme” işinin kendisi olarak kabul edilebilir.[1] Baudrillard’la birlikte arazi ve harita arasındaki farkın büsbütün harita lehine ortadan kaldırıldığı yönündeki tespit, gelinen noktada gerçekliği kıyas mantığının bir unsuru olmaktan dahi çıkarmış durumda. Artık hakikat uydurma bir mefhum olarak yaftalanmış ve hakikatin yegâne varlık imkânı da “reklam giderleri” çerçevesinde bir mesele olmaya mahkûm edilmiştir.
Kısa bir süre önce, 14 Temmuz 2023’te ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris’in iklim krizine ilişkin yaptığı açıklamanın bağlamı bana kalırsa tam da bu, gerçekliğin söylem alanında spekülatif inşasıdır. Harris konuşmasında şunları ifade ediyor: “Temiz enerjiye ve elektrikli araçlara yatırım yapıp nüfusu azalttığımızda, daha fazla çocuğumuz temiz hava soluyabilir ve temiz su içebilir.”[2] İktisattaki “sınırlı kaynak – sınırsız ihtiyaç” dikotomisini andırır bir tespit infiali ortadaki: [“Temiz enerji”ye ve “elektrikli araçlara” yatırım yapmak, “nüfusu azaltmak”] – [“temiz hava” ve “temiz su”ya erişim sağlamak.] Yapılan, enerji yatırımlarının tarihi ve teknolojik gelişimle “temizlik” arasındaki ilişkinin gerçeklikle taban tabana zıt kurulumu.
Başkan Yardımcısı Harris’in konuşma metninin ilgili bölümüne Beyaz Saray’ın web sitesinde ise şu şekilde yer verildi:[3]

Resmi açıklama, nüfus (population) kelimesinin yerine kirlilik (pollution) kelimesini dikte ediyor. Bu farklılık yukarıda yaptığım değerlendirmeyi boşa çıkarmıyor. Bu kelime değişikliği, konuyu ayrıca “siyasetin doğası”na getiriyor. Şöyle söyleyebiliriz: siyasetçiler konuşur, insanlar bir şekilde söylenenleri dinler fakat olanlar hep başkadır. “Niçin böyle oluyor”a insanlar, nesiller gelip geçse de bir türlü akıl sır erdiremezler. Hariçten konuşmanın ve izlemenin trajedisidir bu. Ancak mezkûr doğa, sadece hariçtekileri olana bitene gafil bırakmaz, içeridekiler de çoğunlukla olana bitene ve yapıp ettiklerine gafil bırakılır. İnsanın en başta kendi hayatının seyircisi olması sebebiyle trajedi, en temelde insan olmanın trajedisidir. Nihayetinde kendinizi bir şeylere inanmanın giriş – çıkış kapılarında bulursunuz. Harris’in dilinin sürçtüğüne yahut taammüden bir niyeti açık ettiğine inanabilirsiniz. Harris’in kurduğu sebep-sonuç ilişkisine yapılan kurumsal müdahale, daha üst bir gerçekliği kurma iradesini içeriyor.
Bu noktada Harris vakasının bana hatırlattığı bir hususa, Akif Emre’nin Obama döneminde yaşanan bir “ortak bildiri” krizinden hareketle aktardıklarına yer vermek istiyorum:
Bir siyaset dersi kadar anlamlı bulduğum olay İlter Türkmen’in 12 Eylül askeri darbe hükümetinde Dışişleri Bakanlığı döneminde geçer. Rauf Denktaş, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni ilan etmiş, dengeleri değiştirecek bu adım Amerika’nın tepkisine neden olmuştur. Soğuk savaş döneminin itirazsız Türk dış politikası açısından bakılınca ABD’nin rızası hilafına bu girişimin faturasını kara kara düşünmektedir Ankara.
ABD Başkanı Reagan konuyu görüşmek üzere İlter Türkmen’i kabul eder. Türkmen; Reagan’ın kendisini gayet saygılı karşıladığını, sakin ve dolaylı cümlelerle görüşlerini açıklamayarak; Türkiye’nin büyük bir devlet olduğunu, oldubittilerle Doğu Akdeniz’de dengeleri bozacak girişimlere ihtiyaç oluşmadığı yönünde sözler söylediğini aktarır. Hatta Türkmen’in aktardığına göre Reagan neredeyse Kıbrıs ismini bile hiç anmaz.
Amerikan Başkanı’ndan fırça yemeyi bekleyerek girdiği Oval Ofis’ten rahatlamış olarak çıkar ve hemen Ankara’yı bilgilendirir. Çok olumlu bir görüşme geçmiştir, krize neden olacak bir gelişme, uyarı almamıştır.
Tam bu badireyi atlatmanın rahatlığı içindeyken Beyaz Saray Basın Sözcüsü görüşmeyle ilgili basın bildirisini yayınlar. Bildiri, Türk Dışişleri Bakanı Türkmen ile ABD Başkanı Reagan’ın bir araya gelerek Kıbrıs’taki son gelişmeleri görüştükleri, görüşmede Reagan’ın Kıbrıs’ta Türkiye’nin attığı adımların kabul edilemez olduğunu belirtip bunun bölge barışını zedeleyen maceracı girişimler olduğu yönünde uyardığı şeklindeydi…
Bildiride görüşme anında hiç dile getirilmeyen ifadelere de yer verilmiş, adeta zehir zemberek bir açıklama basına verilmişti. Bunun üzerine İlter Türkmen’in Beyaz Saray’da tanıdığı diplomatı arayarak, böyle bir açıklama yayınlandığını ancak Başkan’ın görüşmede bu tür ifadelerin hiçbirini söylemediğini belirtmesi üzerine verilen cevap, işlerin nasıl işlediğini, her şeyi açıklayan bir cümledir: Olsun, Başkan Reagan’ın söylemesi gerekirdi.
Sonuçta ortaya çıkan manzara çok açıktı; aslında Reagan’ın Kıbrıs’ta ne olup bittiğinin bile belki farkında olmayabilirdi ama devlet stratejisinin bir tavrı vardı ve bu görüşme içerde ne konuşulursa konuşulsun bu açıklamanın yayınlanması için bir seremoniden ibaretti.[4]
Siyasetçiler gezer, dolaşır ve konuşur. Diğer bağlayıcı birtakım hususlar gibi, devlet dilinin bağlayıcı konuşması da geriden gelir. Bu, ön alan bir geriden gelme biçimidir. Akış içerisinde bilinçli veyahut bilinçsiz akan ne varsa o “iyi eğitilmiş uzman ekiplerin” üstünde çalıştığı dilin yatağında derlenir toplanır. Hülasa, population’dan pollution’a geçiş de bir derleme toplama dikkati içeriyor. İki kavram arasındaki diyalojik bağ ne çok şey ilham ediyor. Kurumsal dil, istihdam ettiği “Hindistan-Jamaika melezi+kadın”ın ilkel dilini somuttan soyuta yaptığı bir sıçramayla kavrama taşıyor. Buna Hegelyen bir “içererek aşma/ortadan kaldırma” (aufhebung) girişimi demek de mümkün. Ortadaki, pollution’ın dahi, hümanizmin insan tanımı içerisine girmeyen population’dan kavram düzeyinde arındırılmasıdır.
“İnsan kirliliğinden”, denetimsiz ve niteliksiz çoğalmadan yakınanlar için yüreklere su serpen açıklamalar ve tashihler yine Amerika’dan geliyor.
[1] Dil – varlık ilişkisi üzerinde muhtasar-müfit bir okuma için bkz. Zeynep Kot Tan, Temsilden Anlama – Metaforik Düşüncenin İzinde, (Kopernik, İstanbul: 2021).
[2] “VP Kamala Harris Calls To ‘Reduce Population’—She Means ‘Pollution’”, Forbes, 16 Temmuz 2023, https://www.youtube.com/watch?v=-ls1Ou24sLk&ab_channel=ForbesBreakingNews, (Erişim Tarihi: 17 Temmuz 2023).
[3] “Remarks by Vice President Harris on Combatting Climate Change and Building a Clean Energy Economy”, White House, 14 Temmuz 2023, https://www.whitehouse.gov/briefing-room/speeches-remarks/2023/07/14/remarks-by-vice-president-harris-on-combatting-climate-change-and-building-a-clean-energy-economy/, (Erişim Tarihi: 17 Temmuz 2023).
[4] “‘Reagan’ın söylemesi gerekirdi…’”, Yeni Şafak, 23 Şubat 2016, https://www.yenisafak.com/yazarlar/akif-emre/reaganuin-soylemesi-gerekirdi-2027002, (Erişim Tarihi: 17 Temmuz 2023).
Önceki bölümü okumak için tıklayın.
![Not Defteri [38]](https://www.hazirkita.net/wp-content/uploads/2022/12/valeria-reverdo-v-sx4zys-fA-unsplash-850x516.jpg)
1 Yorum
Pingback: Not Defteri [39]