1. Oksidentalizm Nedir?

Kesin bir tanıma kavuşmamasına, anlamsal içeriğinin farklılıklar gösterilmesine ve kavramın ne şekilde geliştiğinin tartışmalar yaratmasına rağmen “oksidentalizm” Fransızca Batı anlamına gelen “occident” kelimesinden türeyen ve Türkçede Batıcılık veya Garbiyatçılık olarak karşılık bulan bir kelimedir. Kavramla ilgili pek çok araştırma yapan Hasan Hanefi’ye göre ise “Oksidentalizm, Doğu’da Batı’yı Batılı olmayan bir dünya görüşünden yola çıkarak geliştirebilecek bir karşı çalışma alanıdır.”(2006: 81)

Oksidentalizm: Düşmanlarının Gözünde Batı isimli eserde yazarları Ian Buruma ve Avashai Margalit kavrama daha keskin bir biçimde yaklaşarak “Batı’nın düşmanlarınca insanlık dışı resmedilişidir.” ifadeleriyle tanımlar. (Buruma ve Margalit, 2009: 12) Abdullah Metin ise oksidentalizm kavramını “…Batı üzerine düşünme, Batı tasavvuruna ve tahayyülatına sahip olma, Batı üzerine fikir beyan etme, eser verme ve bilimsel/ya da değil Batı üzerine çalışma yapmayı kapsar.” olarak anlamlandırır. (2013: 66) Bu tanım kavrama daha geniş bir anlam kazandırmaktadır. Çünkü Batı hakkında olumlu veya olumsuz öne sürülen her düşünceyi çevreler. Ahmet Çaycı’nın tanımı ise oksidentalizmi daha çok Doğu’nun Batı üzerinde tahakküm kurma girişimi olarak sunar. Yani bunu Batı’nın üstünlüğüne karşı bir çeşit savunma mekanizması oluşturmak olarak görür. (2015: 42) Bütün bu tanımlardan görüldüğü üzere oksidentalizm kavramının net ve sabit bir tanımı yoktur. Çünkü kavram çok yenidir ve birçok araştırmacı tarafından tanımlanmaya devam etmektedir. Bu da kavramın sınırlarını belirlemenin zorluğunu doğurur. Ama bu tanımlardan da yola çıkarak oksidentalizm, Batı medeniyeti dışında bir medeniyete mensup olan birinin Batı hakkında çalışmalar yaparak elde ettiği düşünceleri olumlu veya olumsuz olsun ortaya koyarak bir düşünme alanı açmak ve kuramsal bir yaklaşım sunmak olarak görülebilir.

Doğal olarak kavramın ortaya çıkmasındaki esas etki Batı’nın Doğu karşısındaki üstün konumu olarak düşünülebilir. Oksidentalizm biraz da Doğu’nun bu konumuna ve Batı’nın onu kendi istediği şekilde konumlandırmasına karşı itiraz içerir. Bunu da Batı bilgiyi güç olarak görüp onu Doğu’ya karşı kullandığı için ancak kendi bilgisini üreterek yapmayı hedefler. Tıpkı Batı’nın oryantalist yaklaşımla Doğu’yu kullanabilir bir bilgi haline dönüştürdüğü gibi Doğu’da bunu Batı’ya yapabilir. Belki de bu anlamda oksidentalizm “öteki” olmaktan kurtulma girişimidir. Ancak bu yolla Doğu ve Batı arasında eşitlik veya denge durumu söz konusu olabilir.  Belki de “oryantalizm” ve “oksidentalizm”in bir tür etki tepki sürecini barındırdığı ve Batı’nın Doğu’yu kullanılabilecek bir nesne olarak tanımlayıp kendini merkeze konumlamasına karşı Doğu’nun nesnelikten sıyrılıp özne konumuna geçme isteğinin olduğu söylenebilir.  

Abdullah Metin oksidentalizmi şu şekilde sınıflandırmıştır:

“1.Oksidentalizmi, Doğu’nun kendi çıkarları doğrultusunda Batı’yı incelemesi ve bir müdafaa yöntemi olarak ele alan görüşler,

2.Oksidentalizmi Batı düşmanlığı olarak ele alan görüşler,

3.Oksidentalizmi ‘nasıl (daha iyi) Batılı olunur’ sorusunun cevabını verebilecek bir söylem veya bilim olarak ele alan görüşler.” (2013: 66)

İlk maddede tarif edilen durum Batı’yı Doğu’nun kullanabileceği bir bilgi haline sokmak için daha çok bilimsel çalışmaları içeren tutumdur. İkinci maddede sunulan grup ise Batı’ya Doğu’ya biçtiği rol nedeniyle düşmanlık besleyenler olarak düşünülebilir. Üçüncü maddedeki kişiler ise bu kavrama olumlu ve faydacı yaklaşanlardır.

Tanzimat fermanıyla başlayan “Batılılaşma” gayreti birçok Türk yazar ve fikir adamını etkiler ve Batı karşısında bir tutum sahibi olmaya iter. Türk entelektüelleri Doğu değerlerini ihyâ etmek ve bu süreçte Batı’yı tamamen inkâr etmek yerine ondan bilgi biçimi olarak yararlanmak ister. Bir çeşit Doğu-Batı sentezi diyebileceğimiz bu tutum oksidentalizmin yukarıda yapılan sınıflandırılması düşünüldüğünde üçüncü gruptakilerin fikirleri doğrultusundadır.  Bu görüş özellikle Tanzimat döneminin öne çıkan isimlerinden olan Şinasi’nin “Asya’nın akl-ı pirânesi ile Avrupa’nın bikr-i fikrini izdivaç” sözleriyle somutlaşarak daha sonraki nesiller içinde nirengi noktası haline gelir.

2. Halide Edip Adıvar

İstanbul’da 1884 yılında dünyaya gelen Halide Edip Adıvar, Üsküdar Amerikan Kız Koleji’nde İngiliz terbiye yöntemlerine göre yetişmiş bir Türk yazarıdır. Çalışmalarını gelecek nesillerin yetişmesinde ve çocuğun terbiyesinde büyük önem arz eden kadınlar üzerinde yoğunlaştıran Adıvar, bu konuyu birçok romanında işlemekle birlikte Teali-i Nisyan Cemiyeti’ni kurarak bu istikamette faaliyetlere katıldı. Balkan Savaşları sırasında Batı medeniyetinin kendinden olmayana tutumu karşısında Batı’ya dönük düşünceleri değişime uğradı. Özellikle İzmir’in işgalinden sonra Türk Ocakları bünyesinde giriştiği mücadelede Sultanahmet’te Milli Mücadele lehine yaptığı nutukla ünlendi. Daha sonra Anadolu’ya geçerek Türk Milli Mücadelesine destek verdi. Cephe hattında hemşirelik görevinin yanında yazılarıyla Anadolu insanının gayretini ve Batılıların Anadolu’da yarattıkları yıkımları tüm dünyaya anlattı. Savaştan sonra yeni devletin kurucularıyla yaşadığı fikir ayrılıklarından ötürü yurt dışına yerleşen Adıvar, 1939’da Türkiye’ye dönerek İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünde kuruculuk görevini üstlendi. Demokrat Parti listesinden bağımsız İzmir milletvekili olarak 4 yıl mecliste çalıştı. Bu görevinden sonra 1964 yılında ölene kadar evinde hayatını sürdürdü. (Enginün, 1988: 376-377).

2. Yeni Turan ve Oksidentalizm

Meşrutiyetin ilan edildiği 1908 yılından sonra cemiyetteki siyasi ve toplumsal olayların yer aldığı Yeni Turan romanı 1912 yılında Tanin gazetesinde tefrika edilmeye başlanır. Yazarın bu romanı 1908 yılından sonra ülke ortamında oluşan hürriyet rüzgârından etkilenerek kaleme aldığı içeriğinden anlaşılır. Ziya Gökalp’ın etkisiyle devrin Türk aydını arasında son derece revaçta olan ve bütün Türkleri tek sancak altında toplama ülküsü anlamına gelen Turan fikrinin tartışıldığı romanda yazar “yeni” kelimesiyle de farklı çağrışımlar yaratmak ister.

Adıvar için Batılı bir millet olan İngilizler, romanda geçen ve Osmanlı-Türk toplumunun durağanlıktan kurtaracak olan pek çok olguya örnek teşkil eder. Burada farklı bir oksidentalist yaklaşım görülür. Emperyalist ve sömürgeci İngilizler, olumlu taraflarıyla romanda yer eder. Romanda “yurt” kavramı üzerinden anlatıcının dile getirdiği düşünceler için İngilizce “home” kelimesiyle örneklendirilir. Roman kişisi olan Oğuz’a göre medeniyetin en kemâle ermiş tarafını temsil eden İngilizler “home” kelimesiyle yurt kavramını en yoğun şekilde veren millettir:

“Düşününüz ki yurt kelimesi, yurdun ifade ettiği yalnız bir İngilizce home ile tekâmül edebiliyor. Bu yurt hissinin en mütekâmil bir şekli de şimal kavimlerinde, hususuyla Anglosaksonlarda bulunur. Bugün de medeniyetin en cana yakın, en insani şeklini onlarda görmüyor muyuz?” (Adıvar, 2019: 62)

Ziya Gökalp’ın etkisiyle devrin Türk aydını arasında son derece revaçta olan ve bütün Türkleri tek sancak altında toplama ülküsü anlamına gelen Turan fikrinin tartışıldığı romanda yazar “yeni” kelimesiyle de farklı çağrışımlar yaratmak ister.

İngilizler için yurt kavramı bu derece yoğun bir hissiyatla olgun bir seviyedeyken Türkler için aynı şekilde değildir ve bu bedbahtlık nedenidir:

“… yazık ki bugün Türk kardeşlerimizin ekseriyetinin yurdu, yurttan ziyade iki cins insanın bir zaman için oturdukları bir evden ibarettir. Bugün memlekette aynı seyyienin neticesiyle birçok bedbaht kadın olduğu gibi çok da bedbaht erkek var.” (Adıvar, 2019: 63)

Balkan savaşlarından hemen önce kaleme aldığı Yeni Turan romanında Adıvar, Turan fikriyle hem çözülme gösteren Osmanlı’ya bir kurtuluş önerisi sunar hem de yükselen milliyetçiliğe kendi yorumunu getirir. Romanda Turan fikri Âdem-i Merkeziyetçilik ve bireysel demokrasi üzerinden şekillenir. Tabi Âdem-i Merkeziyetçi tutumun İngiliz usulü olması dikkate değerdir. Çünkü Turan fikrinin Âdem-i Merkeziyetçilikle birlikte verilmesindeki amaç Batı karşısında üstün konuma geçme ve yanlış Batılılaşmayı bitirme isteğidir. (Enginün, 2007: 125) Adıvar’ın romanda getirdiği Turan yorumu özgünlük taşırken Tanzimat’tan itibaren Türk entelektüeli arasında yaygın olan sentezci bir tutum da içerir. Bir nevi Doğu-Batı birleşimi olarak da düşünülebilecek olan Adıvar’ın oksidentalist yaklaşımı romanda dikkat çeker. Adıvar’ın oksidentalizmi “Batı’dan nasıl faydalanılabilir ?” sorusunun üzerine gelişir. Romandaki bu tutum aynı zamanda Batı’nın galip ve ezici konumuna karşı Doğu’nun doğrulmasına dönüktür. Bu görüşler romanda yalnız Türkler için değil diğer Doğulu milletler içinde Batı karşısında bir çıkış noktası olarak Oğuz’un ağzından şöyle verilir:

“Zannetmeyiniz ki ben bu yola yalnız Turan’ın çocuklarını, Türk kardeşlerimi çağırıyorum. Hayır, hepsini, Türkiye’nin bütün çocuklarını; bu toprakta, ülkede mazisini, hayatını, ecdadını ve tarihini saklayan bütün Türkiye toprağının çocuklarını; Kürtleri, Arapları, Ermenileri, Rumları, hepsini çağırıyorum. Ve hepsi için bu yolun bugün selamet yolu olduğunu iddia ediyorum. Yalnız diyorum ki, Turan’ın asıl çocuklarının, Türklerin, bu yolda öteki vatandaşlar arasında manen ve maddeten onlar kadar kuvvetli, onları ve bütün memleketi iplikleri kaçmış çorap örgüsü gibi sökülüp dağılmaktan men edebilecek kadar birbirine sıkışmış, müttehit ve muktedir olmaları lazım geleceğini iddia ediyorum ve eğer bütün bu lakırdılarımda daha ziyade mensup olduğum ırka taraftar görünüyorsam biliniz ki – insanlar samimi olsalar itiraf edecekleri gibi– sevgili ırkımı kurtarmak, yaşatmak arzusuna öteki ırkların menfaat ve selametlerini mezc etmiş olmak itikadını da gönlümde ve vicdanımda taşıyorum. (Adıvar, 2019: 34-35).

Adıvar’ın Batı’nın yarattığı imkânları kullanma düşüncesine dayanan oksitentalist tutumu romanda bazı sahnelerde de kendini gösterir. Romanın kişilerinden olan Asım’ın İmam Feyzi Efendi’yle Yeni Turan binasındaki toplantı salonuna gelişi ve bu salonda yer alan sahnenin tasviri buna örnek olarak gösterilebilir. Sahne Türk üslubunu yansıtan bir dekorla kaplanmasına karşın içinde bir de piyano barındırır. Batılı bir müzik aleti olan piyano sahnedeki Doğulu unsurlarla birlikte yer alır. Adıvar’ın oksidentalizmi siyaset ve fikir alanında olduğu gibi sanat alanında da Batı’nın imkânlarını Doğu’nun hizmetine verme girişimindedir:

“İmam Fevzi Efendi’yle döndük, konferans salonuna geldik. Bu çıplak, büyük tahta sıralar dizilmiş bir yerdi. Yegâne güzelliği duvarlar ve yerde tekmil tahtalar üzerine Türk sanatkârlarının işledikleri çizgilerden ibaretti. Nihayetindeki küçük sahne yumuşak iki ipek kırmızı sancaktan perdelerle açılıyor, nihayetinde yanında uzanan yeşil yapraklarla bir piyano, ortada sade, yüksek bir sahne duruyordu.” (Adıvar, 2019: 27)

Romanda idealleştirilen kişilerden olan Oğuz’un Türklerin bilinen ilk atasının ismini alması da tesadüf değildir. Bu Adıvar’ın oksidentalizm anlayışının tarihî bir aksinin de olduğunu gösterir. Gökalp’ten etkilenerek romanda Türklerin İslam öncesi tarihine gönderme yapan Adıvar, Doğu’nun Batı ile karşılıklı etkileşimine karşı değildir. Fakat bunu tarihte devamlılığı inkâr ederek yapmaz. Ayrıca romanda Oğuz’un ölümünden sonra yerine varis olarak Ertuğrul’u göstermesi dahi bu minvalde sembolik olduğu düşünülebilir. Romanda anlatıcı Asım’ın gözünde Oğuz’un tasvir edilişi Adıvar’ın oksidentalizminin tarihî yanını kanıtlar niteliktedir:

“Bunda, bu sade ve kuvvetli adamda Atillaların, Cengizlerin, ta ilk Türklerin en itidai, sert, ciddi tabiat ve hüviyetlerinin son derece-i tekamülünü bulmuş bir timsalini, gayesine ermiş, şekl-i katiyesini almış bir Türk emelini görüyorum zannettim.” (Adıvar, 2019: 33)

Adıvar’ın kendi yorumuyla ortaya koyduğu Turan ideali Türkleri Âdem-i Merkeziyetçi ve bireysel özgürlükleri önemseyen bir fedarasyon olarak yönetmeyi önerir. Ancak böyle yaparak Batı’nın üzerlerine doğrulttuğu art niyetli bakışlardan sıyrılarak, Türk milletinin eski izzetli günlerine dönülür. Bunun aksinin gerçekleşmesi ise milletin geleceği için kötü sonuçlar doğuracaktır. İmparatorluğun Türk dışındaki unsurlarının Batılı emperyalist emellere kurban giderek, isyan edeceği ve sonra da Batılıların eline düşeceği vurgulanır:

“O halde? O halde büyük Arabistan ve elinde kalan adalarıyla asil Türk halifesi altında toplanan meşruti bir federasyon yapmaya hazırlanmalı! Ve ancak bu federasyon bizi Avrupa’nın açık gözlerinden kurtaracak, bazı kardeşlerimizi ana toprağıyla küçük bir ihtilaf, hükümetine karşı küçük bir isyan neticesinde yabancı hükümetlerin pençesine düşmekten koruyacak.” (Adıvar, 2019: 43).

Avrupalı milletler için hâkim millet konumu sarsılmaz bir durumdayken Osmanlı’da tartışılan bir durumdur. Romanda devletin geleceği için önemli bir nokta olduğu vurgulanan bu durum Batılı milletlerle kıyaslanır: “Hâkimiyet-i milliye o zaman, evet Fransa’da, İngiltere’de, Almanya’da ve her yerde kabil fakat Türkiye’de müşkül.” (Adıvar, 2019: 39)

Romanda Batılıların oryantalist bir tutumla Doğululara karşı yönelttiği İslamiyet’in ilerlemeye engel olduğu görüşü de romanda eleştirilir. Adıvar, burada yine oksidentalist bir tutumla Batılıların bu görüşlerinin hilafında düşüncelere sahiptir. Ona göre medeniyetin esası aile müessesesi, kadınların toplumdaki etkin konumu ve kurumların teşekkülüdür ve bunların hiçbirine İslam engel teşkil etmez:

“Bugün bizim yüzümüze medeni Avrupa’nın fırlattığı en büyük darde-i maneviye nedir? İslamiyet medeniyetle itilaf edemez, iddiası değil mi? Ve bunu bize birer birer munkariz olup giden diğer Müslüman memleketlerini ve bizim de Avrupa’daki muvaffakiyetsizliklerimizi göstererek ispata çalışıyorlar, işte maddi deliller, diyorlar, değil mi? Biz de ona hayır diyeceğiz. Medeniyet aile ocağının kutsiyetini metanetini, kadınların cemiyetteki mevki-i muhteremini ve müessesât-ı medeniyeyi kabul değil mi! Peki! İşte yanı başımızda ocağımızın asıl bekçileri, anaları, bütün hayat ve mesaimizin arkadaşları, kadınlarımız, işte mektep ve hastanelerimiz, işte yollar ve fabrikalarımız, işte bütün ihtiyacat-ı medeniyye ve içtimaiye ve ilmiyesini temin eden ulema, mütefennin, sanatkâr, mühendis, makinist, tüccar, her şey, her şeyimiz… Bunları yapmaya görüyorsunuz ya İslamiyet hiç mani olmadı.” (Adıvar, 2019: 44)

Tanzimat’tan beri birçok kez muhatap olunan bu oryantalist görüşler İslam dinini gelişmenin önünde engel olarak göstermeye çalışır. Bu yaklaşıma karşı birçok Türk entelektüeli fikir beyan eder. Adıvar’ın Yeni Turan romanında o dönemin güncel tartışma konusu olan bu fikirlere cevap vermesi akla Ziya Paşa’nın “İslam imiş devlete pâ-bend-i terakki, / Evvel yoğ idi işbu rivâyet yeni çıktı.” mısralarını getirebilir. Yine bu minvalde bir görüş romanda kadınların ilerlemesi üzerinden verilir. Adıvar’a göre zannedilenin aksine İslam kadının her alanda ilerlemesine muhalefet etmez. Bu sadece çok dillendirilen bir bahanedir: “Kadınların bu terakkisi, kadınların her işe girmesi ve buna mümasil bir takım ahvalin İslamiyet’e dokunduğunu dilimize doladık.” (Adıvar, 2019: 20)

3. Sonuç

Tanımı kesinleşmemiş olsa da oksidentalizm Türkçeye Batıcılık/Garbiyatçılık olarak geçer. Oryantalizme karşı Doğuluların Batı’yı bir çeşit çalışma alanı olarak açması olarak da görülebilecek olan oksidentalizm, bu anlamda oryantalizmin karşıtı olarak yorumlanabilir. Batı’yı Doğu’ya açma, Batı’ya düşmanlık besleme ya da Batı’dan faydalanma gibi farklı yorumlara da dayanan oksidentalizmin tanımlanma süreci devam etmektedir. Halide Edip Adıvar Batılı okullarda eğitim görür, dönem dönem Batı’da bulunur ve Batı’nın emperyalist emellerinin şahidi olur. Yeni Turan romanı fikirler veya kişiler açısından oksidentalist tutumlar içerir. Halide Edip Yeni Turan romanında evvelden beri Türk yazarlarının da Batı’ya karşı yaklaşım biçimi olan Doğu-Batı sentezi fikrine yakın olduğu gözlenir. Romanda Halide Edip’in özgün yorumuyla Türkçülük/Turancılık fikri Âdem-i Merkeziyetçilik ve Batılı bireycilikle harmanlanır. Özellikle bazı fikirler çerçevesinde Anglosakson/İngiliz medeniyetinin örnek gösterilmesi de Adıvar’ın oksidentalist yaklaşımına örnek gösterilebilir. Yine de romanda Türk değerleri ön plandadır ve bunlar Batılı değerlerle uyumlu verilir. Romanda yer alan düşüncelere göre sanılanın aksine Türk ve İslam değerleri ilerleme/gelişme düşüncesine aykırı değildir. Adıvar’a göre Batı’nın oryantalist ve emperyalist emellerinden ancak onu Doğu için bir imkân olarak açarsak kurtulabiliriz. Çünkü roman nihayetinde Osmanlı’nın son döneminde bir kurtuluş reçetesi olma hüviyeti de taşır.

Kitabın Künyesi:
Kitap: Yeni Turan
Yayınevi: Can
Yazar: Halide Edip Adıvar
Sayfa: 160

Kaynakça

HANEFİ, Hasan. “Oryantalizmden Oksidentalizme.” Uluslararası Oryantalizm Sempozyumu Kitabı, Çeviren Hakan Çopur, ed. Lütfi Sunar, İstanbul: İBB Kültürelve Sosyal İşler Daire Başkanlığı Yayınları, 2006.

POLAT, Fethi Ahmet. “Hanefi’nin Oksidentalizmi Temaşaya Değmez Bir Tulûat mıdır?” Marife Dergisi, 2006, S.3: 71-106.

BURUMA, Ian ve Avashai Margalit. Garbiyatçılık: Düşmanlarının Gözünden Batı. Çeviren Güven Turan, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2009.

METİN, Abdullah. Oksidentalizm: İki Doğu İki Batı. İstanbul: Açılım Kitap, 2013.

ÇAYCI, Ahmet. Oryantalizm, Oksidentalizm ve Sanat. İstanbul: İnsan Yayınları, 2015.

ENGİNÜN, İnci, “ADIVAR, Halide Edip”, TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/adivar-halide-edip (28.12.2020).

KORKMAZ, Ramazan, “Romanda Dramatik Aksiyonu Sağlayan Değerlerin Görüntü Seviyeleri Üzerine Bazı Öneriler”, Scholarly Depth and Acuracy – Lars Johanson Armağanı, Ankara: Grafiker Yay., 2002, s.271-28.

ADIVAR, Halide Edip, Yeni Turan, İstanbul: Can Yayınları, 2019.

ADIVAR, Halide Edip, Mor Salkımlı Ev, İstanbul: Can Yayınları, 2008.


Bu metinde yer alan fikirler yazara aittir ve HAZIRKITA’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Yazar Hakkında

Yorum yaz