Sisin İçinden
“Ne vardı şehirde yaşayacak. Günde onbin adam ölüyor üst üste gömülüyor her gün yaşanan bir katliamın izlerini andırıyordu. Sahipli sahipsiz bir yığın ceset. Şehir ölüyordu.”
“Ne vardı şehirde yaşayacak. Günde onbin adam ölüyor üst üste gömülüyor her gün yaşanan bir katliamın izlerini andırıyordu. Sahipli sahipsiz bir yığın ceset. Şehir ölüyordu.”
Ali Karahan bu yazısında oksidentalizm kavramını Halide Edip Adıvar’ın Yeni Turan romanı ekseninde inceliyor. Ayrıca Adıvar’ın ve dönemin düşünce atmosferinin temel izleklerine işaret ediyor.
Kişinin tahayyülündeki dünya, onun bir ‘kendi’ olması için temsil ettiği rollerin dışına çıkmasını gerektirmektedir. Aksi halde bir süre sonra kişinin içselleştirdiği roller onun hayatı anlamlandırma şeklinin ve kimliğinin ayrılmaz bir parçası haline gelir.
Bileyiciler kıvılcım satmıyor bana sen varken
keçeciler sessizlik
Belli ki ölümün suya yansıdığı yerlere uzak biriyim
Heyecanla ilk gün gömleklerini denedim olmadı
Deborah Levy’ye bir söyleşide romanına neden Sıcak Süt ismini verdiğini soruyorlar. O da gülümseyerek şöyle…
Milliyetçiliğe dayanağı yine kendisi olan anlamlar giydirmek bu toprakların gerçeğini görebilecek bir vasata imkan vermemiştir. Kavramları kendi tarihlerinden, ortaya çıktıkları zaman ve zeminden, varolan tecrübelerden soyutlayarak bir köken araştırması bir öz iddiası ortaya koymak da yanıltıcı olacaktır.
Sormamız gereken soru şu: Ama sinema perdesinde ama evde masanın üzerinde duran bir televizyonda ama bir cep telefonunda… Bu görme biçimi neyi, nasıl görüyor?