Not Defteri [38]
Siyaset için mümkün tanımlardan birisi de kavramı retorik alanı olarak açıklamak olacaktır. Retorik, sadece “söylem”e…
27 Aralık 1992’de İzmir’de doğdu. Lise eğitimini (Konya) Özel İsmail Kaya Lisesi’nde, üniversite eğitimini Gazi Üniversitesi’nde tamamladı. 2014’te Kamu Yönetimi Bölümü’nden mezun oldu. Yüksek lisans eğitimini İbn Haldun Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde Heidegger’de varlık, hakikat ve sanat ilişkisi üzerine yazdığı tezle tamamladı. İstanbul Medeniyet Üniversitesi Felsefe Tarihi ve Sistematik Felsefe doktora programında eğitimine devam ediyor. İlk şiir kitabı Kanımız Yerde Kaldı (Ebabil Yayınları) 2018’de, Ölüm Alışkanlığı (Ketebe Yayınları) ise Mart 2022’de yayımlandı. Bir edebiyat ve kültür-sanat platformu olarak 2017’de kurduğu HAZIRKITA’nın genel yayın yönetmenliğini sürdürüyor.✉
Siyaset için mümkün tanımlardan birisi de kavramı retorik alanı olarak açıklamak olacaktır. Retorik, sadece “söylem”e…
Bir diğer ifadeyle, yüz yıl boyunca müfredata sirayet eden hastalıklı siyaset, daha kuşatıcı biçimiyle bugün tersinden işliyor ve müfredat kuşatıcı bir içerme siyasetiyle sınırları bulanıklaştırıyor. Oysaki müfredat, aynı yoz, yabancı ve soysuz müfredat.
Bütünlük arayışı, birlik arayışı insanı hep bileylemiş, onu düşünmeye, bir şeyler yapıp etmeye sevk etmiştir.…
toprak ona yaradı su ona
açılan her vaktin kapısı ona
Bâzen diyorum
Bir şâir olmalıyım
Yoksula gülmeyi minnet saymayan
Düşeni kaldıran şâir soyundan
“Kaderine terk etmek” gündelik kullanımda bir sevinci ihsas etmez, olumlu bir duruma işaret etmez. Ya neyi söyler bir şeyin kaderine terk edilmesi, bir tür yüzüne bakılmama durumunu, kimsesiz bırakılmayı söyler ve bu durumun ortaya çıkardığı ümitsiz tabloya dikkat çeker. Halbuki benimkisi bir ümit: Türkiye’nin kaderine terk edilmesini çok isterim.
Hasan Hüseyin Çağıran “projeye uygun” bir yapının Eyüpsultan’da yarattığı yıkım ve muhtemel sonuçları üzerine yazdı.
Âtıl organlar için demokrasi
İstiyor temizlik işçileri
Görmemek mümkün değil
Ağzına kadar dolu kileri
Yani bu durum beni acıyla fark ettiğim ve kahrolduğum bir dünyanın çaresizine çevirmedi. Bilakis sorun arz eden beklentilerden uzaklaştırdı. Gösterilen ideallerin kararlı takipçisi olmaktan kurtardı. Bir sorun mu var, olabilir demeyi öğretti.
Türk’ün kendisini ve Türkiye’yi var eden inancını, varlığının tezahürü olan dilini, ezanını, tekbirini, tesettürünü, kimliğinin her bir zerresini sistematik olarak agora ve devlet iradesi dışına –çeşitli alanlarda gösterdikleri faaliyetlerle el birliğiyle– iterek nevzuhur, omurgasızlaştırılmış, ithal ve kırma ideoloji ve sözde değerlerle aşılayanlar (ve mahdumları) bir tarafta Türkiye’yi ve Türkçeyi hatırlıyor, diğer tarafta ise Türk’ü. İzlediğimiz eşine az rastlanır türden bir temsil.