Öyle müzikler vardır ki, var olma nedeni olan filmlerden ayrı bir hikâyeye sahip olurlar. Nino Rota’nın Godfather için yaptığı besteler bu kategori içerisinde değerlendirilebilir. Hikâyenin, karakterlerin, bir bütün olarak filmin karşıladığı duygu ve düşünceye benzerine az rastlanır bir mütekabiliyet içermesi bakımından hayretle dinleriz Rota’nın bestelerini. Dinleyene Godfather’ın atmosferini, Corleone ailesinin hikâyesini hatırlatır. Hatta o hikâyeyi aşar da. Rota’nın The Godfather albümündeki “Love Theme from ‘The Godfather’”, yani bizim tek başına “Baba film müziği” olarak film adına merkeze aldığımız müziğin hikâyesi de böyledir.

Hatırlarım, ortaokul sıralarındayken bir arkadaşımın uzaktan gelen kamyonların seslerini dinler ve markalarını tahmin ederdi. Sadece çıkardıkları seslerden hareketle bunu yapabildiğini söylerdi. Kamyon uzaktan göründükten sonra da parmağını uzatır, “bak gördün mü?” diye iddiasını kendince ispatlardı. Çiftçilik yapan bir ailenin çocuğu olarak, ama el altında olması ama ilgisi dâhilinde olması bakımından bu araçlara, onların türlerine, seslerine dair bir farkındalığının olması muhtemeldir. Fakat kamyonlara dair ne ilgisi ne de bilgisi olan birisi olarak ben, sadece sesten hareketle böyle bir tahmin yürütmenin imkânı nedir bilmiyordum. Hatta arkadaşım “işte gördün mü, tahmin ettiğim gibi” dediğinde onun ağzından çıkanla benim gözüme ilişen gerçekten aynı marka mıydı, onu da anlamıyordum.

Ben o yıllarda işittim “Baba film müziğini”. 2000’lerin başıydı. Evvela kamyonlarda bir korna sesi olarak duydum. Murat, Şahin gibi arabalarda da kullanılıyordu.* “Daat” diye yükselen rahatsız edici seslerin dışında olması onu sevmeme yetti. Arkadaşımın bu müzik üzerine bir yorumunu doğrusu hatırlamıyorum. Fakat o arkadaşın kamyon sesleri üzerinde iddia ettiği “hâkimiyeti” ile söz konusu müziğin az çok ortak kabul edilebilecek bir hayat standardı içerisinde var olan insanlar tarafından bir korna/uyarı sesi olarak kullanılması arasında zihnim bir bağ kuruyor. Bir varlık biçimi, belki de bir var olma iddiası bakımından.

Godfather serisinde Sicilya’dan Amerika’ya uzanan bir hikâye içerisinde Don Vito Corleone’nin tabiri caizse yokluktan varlığa uzanan yolculuğunu izleriz. Corleone, politikacıları ve yargıçları cebinde bozuk para gibi taşımaktadır. Büyük hikâye. Gerektiğinde elindeki belgede mahalle muhtarının eksik olan mührü için dahi acziyetin sınırlarına mahkûm olan sıradan insanlar için, yani bizler için, büyük hikâye. Politikacıları, yargıçları, envai çeşit güç sahiplerini ve uzantılarını doğrudan muhatap dahi almadan istediğini alabilen bir ailenin hikâyesi, o hikâyenin bütünüyle haricinde ve altında yaşayan insanların zihninde nasıl bir karşılık buldu da, o müzik hala trafiğin sıkıştığı bir yerde “korna sesi” olarak kulaklarımıza dolmaya devam ediyor?

Bu karşılık bir tarafıyla gerçeklerden uzaklığı ifade ediyor olmalı. Bunu “haddini bilmeme” olarak da görebiliriz. Her anlamda güvencesiz yahut tedavüldeki yasaların tayin ettiği ödevleri yerine getirdiği müddetçe ve verebildikleri nispette bir güvenceye sahip olan, dinî, millî, siyasî bir argümantasyon ağı içerisinde yasal, kurumsal ve insan ilişkileri düzleminde farklı kademelerde sömürülen bir standardın insanı hayat içerisinde kendini bir aktör/söz sahibi olarak nasıl tahayyül edebilir? Beklentiyi daha da aşağıya çekerek cümleyi tekrar tamamlamalıyım: Kendisine nasıl bir varlık atfedebilir? Bir dolgu malzemesi yahut tetikçi, bir başka şeyi harekete geçiren bir “şey” olarak var olabileceği bir alan bırakılmıştır kendisine. Bahsi geçen karşılık diğer tarafıyla bir “arayışı”, daha da ötesi bir “ihtarı” ifade ediyor olmalı. Hayattaki yerine dair özfarkındalığının seviyesi her ne olursa olsun, kendisine çizilen sınırlara çarpa çarpa belli bir yaşa gelmiş olarak, nihayetinde yolda kalarak, mesafe katetmeye devam ederek, varacağı yerin önündeki seçeneklerden başkası olabileceğine dair belli belirsiz bir düşünce… olmalı. İhtar ise kaybedeceği pek de bir şey olmadığı noktasında üzerindeki tazyiğin artırılmasının yol açabileceklerini veya varacağı yere ilişkin o belli belirsiz düşünceye kasteden herhangi bir harekete karşı insiyaki olarak ortaya çıkan bir sinyal olarak değerlendirilebilir.

Don Vito Corleone yolu kendisi yürür. Esas olan ailesidir. Bir başka ifadeyle Amerika’yı, yani “ülkesini” ailesi olarak görmez. (Bunu serinin ikinci filminin sonlarındaki aile sofrasındaki tartışma sırasında öğreniriz.) Oğlu Michael başta aksini düşünüp, üstelik gönüllü olarak orduya yazılacak kadar babasıyla ayrı bir yolda yürümeye yönelse de hayatı babasını haklı çıkarır gibidir. “Baba”nın haklı çıkması ne çok şey ifade ediyor… İlginç olan husus ise şudur: Yolda daima yalnız bırakılanlar, yokluğa terk edilenler ve gerekli görüldüğü yerde inançları, imkânları nispetinde araçsallaştırılanlar hayatlarına dâhil ettikleri hikâyedekinin aksine, Vito’nun yolundan gitmiyorlar. Gündelik ihtiyaçları temin ederken boyu aşan vergide, bir üniformalıya rüşvet verirken yahut gayri meşru bir yaptırıma ses çıkarmazken “yasa”ya itaatte geride bırakılan ilk şey aile oluyor. Hâlbuki bu, genel kabulün aksine, ülkenin lehine hiç değil. Bu bağlam içerisinde, “24 ay garantili 6 Borulu Baba Korna” belki de sadece, karşılığı olmayan beylik bir tasarrufun nesnesi olarak pazar gerçekliği içerisinde ele alınmalıdır.

* “Baba korna”nın edindiği yere ilişkin ilginç örnekler: [1] [2] [3] [4] [5] [6]

Yazar Hakkında

1993’te, İzmir’de doğdu. Lise eğitimini (Konya) Özel İsmail Kaya Lisesi’nde, üniversite eğitimini Gazi Üniversitesi’nde aldı. 2014’te Kamu Yönetimi Bölümü’nden mezun oldu. Metin yazarlığı ve editörlük yapıyor. İlk kitabı Kanımız Yerde Kaldı (şiir) 2018’de yayımlandı.

Yorum yaz