Arturo Ui’nin Önlenebilir Yükselişi kaç farklı şekilde sahnelenebilir? Dün akşam İstanbul Teknik Üniversitesi Maçka Kampüsü Mustafa Kemal Amfisi’nde Arturo Ui’nin prömiyerini gerçekleştiren TİMİS Oyuncuları’nın performansını izlediğimde bir oyuncu grubunun ideal olanı bulma noktasındaki gayretinin imkansızlıklar içinde dahi neleri başarabileceğine şahit oldum. Oyunu izlerken beğeni duyguma galebe çalan bir ikinci duygu da bana iki perde boyunca eşlik etti: şaşkınlık. Nihayetinde üniversite öğrencilerinden oluşan oyuncu grubunun performansını izleyeceğimi bilerek, beklentimi çok da yükseltmeden gittiğim bir oyunun Devlet Tiyatroları’nda izlediğim çoğu oyunun gerek eserin ruhunu kavramada gösterilen yetkinlik gerek oyunun genel ritmi gerekse öne çıkan birden fazla oyunculuk performansıyla daha iyi olduğunu görmek, şaşırtıcıydı. Bu hususları açmakta yarar görüyorum.
TİMİS Oyuncuları, İTÜ Kültür ve Sanat Birliği bünyesinde 2005’te kurulmuş. Bu çatı altında üniversite öğrencileri, anladığım kadarıyla, “elden ele”, gidenlerin yerini gelenlerin takviye ettiği bir tür gelenek oluşturmuş. Yani gençler, kendi aralarında, öğrendiklerini öğreterek ve birlikte düşünerek bir “ustalık” inşa etmeye çalışıyor. Bu “birlikte düşünme” kendisini sahnede çok net bir şekilde gösteriyor: Gruptaki her bir oyuncu, varlığını hissettiriyor. Her bir sahne değişiminde, bir farklı oyuncunun performansının dengeli şekilde parladığını düşünüyorsunuz. Halbuki bu sürekli değişiyor ve ilginç bir matematikle grubun oyuncularına pay ediliyor. Yani oyunun, çoğu sahnede şahit olduğumuz türden, bir one man showa dönüşmesinin önü böylece kesilmiş oluyor. Bu hususun bizim tiyatromuzun temel sorunlarından biri olduğunu düşündüğüm için oyunda gördüğümü çok önemli bir dikkat olarak değerlendiriyorum. Geniş kadrolu oyunlarda dahi “bir oyuncu ve etrafındakiler” düzeni kendisini duyurur. Diğer oyuncular kendi karakterine değil de o başrolün karakterine katkı sunacak şekilde yerleştirilir. Emektar tiyatrocuların bir yerden sonra tek kişilik oyunlara kendilerini adeta mecbur hissetmeleri boşuna değil. Halbuki sahnedeki her beden, evvela kendi karakterinin hakkını verebilmeli ki eser varlık kazanabilsin. Bu, günün sonunda sahnedeki her bir oyuncunun işine gelendir. Pek tabii yönetmenin ve seyircinin de. Sözünü ettiğim “birlikte düşünme”nin bir diğer çıktısı da, oyunda, eseri okurken görmediğim birtakım dokunuşlar görmem. Bu dokunuşlar da kendisini daha çok mizah boyutuyla gösteriyor. Arturo Ui’nin Önlenebilir Yükselişi’nde ironi görülür. İroni, olan ile olması gereken arasındaki farktan doğan keskin bir kılıçtır. Keser, biçer ve doğrar. TİMİS Oyuncuları, farklı bir kültürün içinden çıkan bağlamı ve konuyu, “buraya” taşırken aradaki mesafeyi tadında bir mizah ile kapatabilmiş. Bu da seyircinin oyun boyunca eğlenerek, diri bir dikkatle oyunu takip etmesini temin ediyor. Bunu da oyunun ruhunu kavramadaki başarıları ile açıklıyorum. Esere zarar vermeden, ona dahil olmak… Ama ona kendi söyleceklerini söylettirmeden, eserin söylediklerinde de kayba neden olmadan bunu yapabilmek. Uyarlamadaki başarı kıstası bu olsa gerek.

Bir de öne çıkan bazı performanslara değinmek gerekiyor. Madem Arturo Ui’nin Önlenebilir Yükselişi’ni konuşuyoruz, Arturo Ui’den başlamalı. Aziz Taha Alver, Ui’nin serseriliğini ve itibar arayışını iyi meczeden bir tavır geliştirebilmiş. Bir anlamda karakteri giyinmiş. The Man Who Sold The World’de billurlaşan Kurt Cobain esrikliği ile Rumble Fish ve Barfly’daki Mickey Rourke karizmasını meczederek Ui’ye yedirmiş. Ne diyorlar, sahne ışığı var. Işığı için spota ihtiyacının olmadığını düşündüren ikinci bir performansı Ernesto karakteriyle Muhammed Enes Karaçizmeli sergiledi. Yüzünde bazen Rumble Fish’teki Matt Dillon bazen de Reservoir Dogs’taki Michael Madsen esintileri gördüm. Karakteri görünür kılan bir enerjisi var. Farklı rollerde birden fazla sefer gördüğüm fakat değişik açılardan takdir ettiğim isimlerin bir kısmını zikredeyim. Ege Ünverir, Genç Dogsborough karakterine insanın yer yer sinirleriyle oynayan bir mizahi derinlik katmış. Bunun salondaki sonucu şu: Yükselen kahkahalar. Bir oyuncu bir şeyin tekrar edileceğinin anlaşıldığı durumda dahi hemen her defasında seyirciyi güldürebiliyorsa bu başarıya işarettir. Karakteristik bir yüzü ve ses tonu var. Genç Dogsborough karakterinin haricinde sahnede olduğu bölümlerde ses tonu özellikle dikkatimi çekti. İyi bir seslendirme sanatçısı potansiyeli de taşıyor. Benzeri bir düşünce zihnimden Umay Yıldırımoğlu’nun canlandırdığı karakteri izlerken de geçti. Hani bazı dizilerde diline vuran (Bkz. Avrupa Yakası, Makbule) karakterler olur, özellikle bir sahnede öylesine bir dilbazlığı çok kıvamında çok güzel yaptığını gördüm. Benzer bir dilbazlığı Esma Ünal da özellikle bir sahnede başarıyla yaptı. O an, oyuncunun gerçek anlamda göründüğü ve kumaşının kalitesini ele verdiği an oluyor. Arda Santurkaya da farklı karakterlere bir neşve kazandırmış. Bu liste uzatılabilir. Özel olarak anılmaya değer performanslar bunlarla sınırlı değil. Bu tablo doğru karaktere doğru ismin seçilmesindeki başarıyı gösteriyor. Reji-Dramaturji’de oyuncu olarak kadroda yer alan isimleri görüyoruz: Bahadır Sözen, Beyza Nur Altın, Ege Ünverir, Muhammed Enes Karaçizmeli, Uğur Atılgan, Ulaş Adiyan. Karar verirken artan isim sayısı sanılanın aksine zorluklar çıkarır ve iyi yönetilmezse bir kargaşaya da sebebiyet verebilir. Bu işte öyle olmamış. Bunda, Dış Göz olarak afişte ismi yer alan Beyza Nur Altın’ın büyük rolü olduğunu sonradan öğrendim. Meğer bu “dış göz” işi, TİMİS’in yönetmen tiyatrosu yerine tercih ettiği yolun ifadesiymiş. Öyleyse, oyunun yorumuna katkı sağlama ve pürüzlerden arındırma işini yapan isim olarak Altın (ve adını bilemediğim, oyunu geliştiren eski TİMİSçiler de) özel bir tebriği hak ediyor. Kostüm bir üniversite topluluğuna göre oldukça iyiydi. Beyaz Nur Altın, Gülce Ekin Gültekin ve Gülnihal Arpacı tebriği hak ediyor. Keza dekor da oyunu anlamlı şekilde görünür kılacak şekilde düzenlenmiş ki bu da kolay iş olmasa gerek. Birçok oyunda, çoğu zaman hikayeye katkısı olmayan, dahası karakterlerin ve oyunun önüne geçen dekoratif müdahaleler gördüğüm için bunu da hassaten belirtmek istedim.
Oyunu kendi iç tutarlığı ve mantığı bakımından pekiştirebileceğini düşündüğüm bir hususu da paylaşarak bitiyorum. Arturo Ui’nin öncesi ve sonrası, karakterin geçirdiğini dönüşümü görünür kılacak şekilde iki ayrı oyuncu tarafından başarıyla temsil edilmiş. Fakat aynı şey Dogsborough karakteri için tercih edilmemiş. Halbuki Dogsborough’nun dönüşümü Ui’nin dönüşümü kadar, belki ondan da önemli bir dönüşüm. Ui kariyerini, namuslu bir insanın bilerek/bilmeyerek yaptığı bir tercihin sonuçları üzerinden inşa ediyor. Dogsborough o kararı almadan önce başka bir insan, aldıktan sonra ise başka. Belki Ui’de olduğu gibi kararlaştırılmış ve oyunculuk eğitimi ile pekiştirilmiş bir dönüşüm değil bu ama nihayetinde çok ciddi bir dönüşüm. Ayrıca eserde Dogsborough, yaşlı Dogsborough olarak geçiyor. Erkek bir karakteri kadına çevirmeyi bir tercih kabul edip üzerinde durmayabiliriz. Fakat yaşlı, ve hikaye içinde de yaşlılığı özellikle vurgulanan bir karakterin sonrası, farklılığını ve yaşını biraz daha belirgin kılacak ikinci bir oyuncu ile sürdürülebilirmiş gibi geldi bana.
Yeri gelmişken, Türkiye Arturo Uilerden çok Dogsboroughların ülkesi gibi görünür bana. Bu da tesadüf değil. Dogsborough, Cumhuriyet’in makbul vatandaş tipi olagelmiştir. Dogsborough: Tekliflere, çok gönüllü olmasa da açık, vicdan azaplarıyla da olsa dönüşebilen ve kötülüğü için mazeret üretebilen bir karakter.
TİMİS oyuncularının her birini yürekten tebrik ediyorum.

