Kahramanmaraş’ta yaşanan acı hadiseden sonra karşılaştığım bir husus var ki yazmamak irademi aşıyor. Hüznümün ve öfkemin ortaya çıkardığı terkip kalemi elimden alıyor. Mesele: Yaşanan katliama basında yer verilme biçimi. Gerçi hemen her gün ana akım medyada, onlarca sayfada ezilen, vurulan ve bıçaklanan insanların videolarını görüyoruz. Ama son okul baskınlarının haberleştirilme biçimi… Elbirliğiyle bir anti kahraman yaratılıyor ve benzeri süreçleri tetikleyecek bir portre tüm hastalıklı gençlerin önüne koyuluyor. Bir akıl tutulması hali. Sosyal medya araçlarındaki denetimsizliğin ortaya çıkardığı fecaatten daha fazlasını bu medya kuruluşları televizyon kanallarında ve gazetelerinde “meşru sınırlar” çerçevesi içerisinde yapabiliyor. Kan gövdeyi götürse de izlerken başkası adına utansanız da defalarca aynı sahneleri evire çevire gösteriyor ve yayınlıyorlar. İzlerken utanma halinin bir örneğini geçtiğimiz haftalarda bir aldatma hikayesi üzerinden yaşadık. Bir televizyon kanalı hadisenin yaşandığı yere gidip daire daire zillerini çalarak apartman sakinleriyle söyleşi yapıyordu. İnanılmaz bir durum.

Bir hassasiyetin devreye girmesi için onlarca çocuğun katledilmesini ya da yeni aile skandallarını beklemek doğru bir yol değil. Kaldı ki mevcut haliyle devreye anlık olarak giren hassasiyet de yarar mı getiriyor zarar mı şüpheli. Daha dün bir okulun önünde, trafiğe açık bir yolun kenarında bitimsiz bir kuyrukta tek tek aranan öğrencileri gördüm. Bir mantığı ve sürdürülebilirliği olmayan uygulama kimin aklının eseri doğrusu merak ediyorum. Konuya dönelim. Daha düşündürücü olan durum şu: Haberlerde çoğunlukla ham kamera kayıtları yayınlanıyor. Yani devlet kurumlarının kamera kayıtlarından kesitler izliyoruz. Özel şirketler için zaten bir denetim olmadığı da, her gün bir şekilde önümüze düşen cinayet videolarından anlaşılıyor. Bu demek oluyor ki birileri kendi elleriyle bu görüntüleri, belki de ücretlendirerek basına servis ediyor. İnsanların aileleri, masum çocukları, sosyal çevresi ve ülkenin genel haletiruhiyesi düşünülmeksizin yapılan bu yayınların önüne geçmek aslında hiç de zor değil. Kim temin ederse etsin, yayınlayan kişi ve kurumlara uygulanacak bir yaptırım, yeni trafik cezalarının iki gün içerisinde hazmedilmesi ve kanıksanmasında olduğu gibi, asgari sağduyu mesafesinin katedilmesini temin eder. İnsanların hayatlarını altüst eden, ömür boyu birlikte yaşamak zorunda kaldıkları acıların izlerinin birilerinin tık ve reklam geliri heveslerine meze edilmesine daha fazla izin verilmemeli. Basının ve medya araçlarının ölümünden sıkça söz ediliyor fakat öldürdüklerinden bahis açılmıyor. Medyanın öldürdükleri sadece o gün kadraja girenlere değil hepimizin hayatına zarar veriyor.

HAZIRKITA Postası

Şiirden sinemaya, haberden tahlile ━ HAZIRKITA’nın seçkisi iki haftada bir e-posta kutunuzda.

Yazar Hakkında

27 Aralık 1992’de İzmir’de doğdu. Lise eğitimini (Konya) Özel İsmail Kaya Lisesi’nde, üniversite eğitimini Gazi Üniversitesi’nde tamamladı. 2014’te Kamu Yönetimi Bölümü’nden mezun oldu. Yüksek lisans eğitimini İbn Haldun Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde Heidegger’de varlık, hakikat ve sanat ilişkisi üzerine yazdığı tezle tamamladı. İstanbul Medeniyet Üniversitesi Felsefe Tarihi ve Sistematik Felsefe doktora programında eğitimine devam ediyor. İlk şiir kitabı Kanımız Yerde Kaldı (Ebabil Yayınları) 2018’de, Ölüm Alışkanlığı (Ketebe Yayınları) ise Mart 2022’de yayımlandı. Bir edebiyat ve kültür-sanat platformu olarak 2017’de kurduğu HAZIRKITA’nın genel yayın yönetmenliğini sürdürüyor.

Yorum yaz