6

İnsan, kimi zaman rahmet kimi zaman zahmet. Çoğunlukla zahmet. Umulmadık yerde sınayan, beklenmedik yerde yıkan canlı türü. Çoğu zaman bardağı taşıran son damla. Yakınsa, yakınlığı nispetinde acıtan. İnsanın yakınlığı, parmağa giren kıymık yakınlığı. Kayıtsız kalmanın imkânı yok. Aldırmanın da aldırmamanın da bedeli büyük. Soluduğumuz hava değil de, insanın insana nazarı. İyi bir insan mı, yaşayan ayet misali, mucizedir.

7

Çocukken babamdan çokça duyardım: Bir araba kaza yaptı veya kazaya neden oldu diye yol kapatılmaz. Tutanak tutulur, varsa enkaz kaldırılır. Bizde öyle olmadı. Bir yüzüncü yıl armağanı: Cemaat kavramı büsbütün mühürlendi. Türkiye’de cemaat kavramının dönüşümü üzerine esaslı bir şekilde düşünmek boynunun borcu, İslam cemaatinin. Bu muhayyel cemaatin müntesipleri birbirine değmeyi unuttu. Sadece burada değil. İslam cemaati, bir tür 21. yüzyıl takiyyesinin kurbanı, yani biotheologia’nın müminlerinin, eş deyişle virüslerin. Ya görüldü ya görülmedi: Virüsler iyi yetiştirilmiş istihbarat elemanları gibi istihdam edildi. Etik-politik bir salgın iki mümini birbirine suizan duymaksızın bakamayacak, bir safta omuz omuza duramayacak kıvama getirdi. Biraz zorunlu eğitim ya da askerlik gibi irade dışı bir amille biraz da âvâre bir gönüllülükle, artık hıncın ve nefretin beynelmilel müminleri, yerli ve milli cemaatin kadrolu müntesipleriyiz.

8

İnsan, seçimlerinden ayrı düşünülemeyecek bir canlı. Onu veya bunu seçmenin arasında bir fark vardır, illaki vardır. İki ayrı yolun arasındaki farkı hiçlemeye yönelmek akıl kârı değil. Fakat önümüze “hayati seçim” olarak koyulan birçok seçimin hiçbir hayatiyet içermediği de ortada. Siyasete inandırılan bir nesil, farkı seçimleriyle kendisi ortadan kaldırır ki olan biraz da bu. Yapılması gerekeni yapmak, sonucu bir şekilde hasıl edecektir. Yapılması gerekeni, siyaseti önceleyerek, ancak ve ancak siyasetle gerçekleştirilmesi mümkün şeyler olarak görmek, niyet hayır bile olsa, nihayetinde insanı bir yenilginin taşıyıcılığına memur kılıyor. Sonrası tevil. Tevil ki ne tevil.

9

“Biz” yok. Hiçbir zaman da olmadı. Hele ki ulus devlet formunun suni gübre ve bolca tahkimatla yaratmaya azmettiği bir biz. Ne aynı gemide olduğum ne de aynı rotaya yöneldiğim çokça çakıl taşı var. Ne aynı dertten muzdaribiz, ne de aynı dünyada nefes alıp veriyoruz. Ölünecek değerleri, fırlatılacak denizleri için kendilerine “önden buyurun” demeli. İnancım ve itikadım yakıt ikmaline ve su üstünde sektirilmeye elverişli değil.

10

Dünya kupasının Katar’da düzenlenmesi insanlara dünyanın adaletsizliğini hatırlattı. Namus budur. Bugüne kadar bu kupaya ev sahipliği yapan ülkelerin dünya ölçeğindeki yerini, organizasyonu nasıl aldığını, süreci nasıl yönettiğini sorgulamayanlar, ya da hükümsüz bir nezaket ile su üstüne soru işaretleri çizenler, Katar söz konusu olunca tüm bu hususları hatırladı. Aynı hassasiyet bir Avrupa takımını bir Arap ya da bir Rus aldığında da baş gösteriyor. Alanın şeceresi ve kimliği önceleniyor. Batılı iş adamı, Rus oligark, Arap petrol zengini oluyor; buradaki iki yüzün birbirini tutmadığına dikkat çeken de şeytanın avukatı. İğfal edilmiş bir zihnin, 21. yüzyıl iktidarının su katılmamış çocukları.

11

Coğrafyamızın şakisinin bile adı Celal’dir, Mustafa’dır, Abdullah’tır, Cemal’dir, Kemal’dir. Bir ceset gibi de olsa isimlerini taşırlar.

12

Bir makam düşünün, soru sorma makamı. Sizi sürekli birtakım sorulara cevap verme yükümlülüğüyle tanzim ediyor. Size ne istediğiniz, isteyip de neyi elde edemediğiniz, neyi yapmak isteyip de yapamadığınız kabilinden sorular soruyor. Soru sormuyor da, esasında bir tanımlama terörünün yaylım ateşi olan cümleler kuruyor. Bir taraftan istenmeyen cevapları kurabileceğiniz bir atmosferi ve zemini ayaklarınızın altından çekerken diğer taraftan sizi bir özgürlüğe mahkûm ediyor: Konuşarak kendisini teyit etme özgürlüğü!

13

Açık olmanı istiyorum. Bu cümle, söylenemeyecek ve belki de söylenmemesi gereken şeyleri içten içte çok iyi bilip de duymayı kaldıramayacak olanların, kendilerini avutacakları sözleri gönül rahatlığıyla dinlemelerine imkân veren kof bir yüreklendirme cümlesi ve apaçık bir yalan talebi.

14

Bazen bir tavşan çıkar da ona ve dönemin şartlarına bakıp falancanın çıkardığına hükmedilir. Sonra anlaşılır ki çıkaran el başka, tavşan başka. Sonra bir başka tavşan çıkar. Ardı arkası kesilmez tavşanların. Kimileri de bir cambaz dikkatiyle derler ki, tavşana bak!

Güzel ülkem. Ne çok tavşan ve ne çok şapka var.

Önceki bölümü okumak için tıklayın.

Yazar Hakkında

27 Aralık 1992’de İzmir’de doğdu. Lise eğitimini (Konya) Özel İsmail Kaya Lisesi’nde, üniversite eğitimini Gazi Üniversitesi’nde tamamladı. 2014’te Kamu Yönetimi Bölümü’nden mezun oldu. Yüksek lisans eğitimini İbn Haldun Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde Heidegger’de varlık, hakikat ve sanat ilişkisi üzerine yazdığı tezle tamamladı. İstanbul Medeniyet Üniversitesi Felsefe Tarihi ve Sistematik Felsefe doktora programında eğitimine devam ediyor. İlk şiir kitabı Kanımız Yerde Kaldı (Ebabil Yayınları) 2018’de, Ölüm Alışkanlığı (Ketebe Yayınları) ise Mart 2022’de yayımlandı.

1 Yorum

  1. Pingback: Not Defteri [15-18]

Yorum yaz